Ramazan ayının yaklaşmasıyla birlikte milyonlarca kişinin aklını kurcalayan “Kilo alır mıyım?” ve “Metabolizmam yavaşlar mı?” sorularına Özel Rize Tıp Merkezi’nden ufuk açıcı bir yanıt geldi. Diyetisyen Beyzanur Öztürk, oruç tutmanın bedene eziyet eden bir açlık sınavı olmadığını, aksine doğru stratejilerle vücudu onaran bir “reset” süreci olduğunu belirterek, sahurdan iftara kadar dikkat edilmesi gereken altın kuralları tek tek sıraladı.
Sindirim Sistemine “Şok” Yaşatmayın
Gün boyu dinlenmeye çekilen sindirim sistemine, ezan okunduğu an aniden yüklenmek uzmanların en çok karşı çıktığı hataların başında geliyor. Özel Rize Tıp Merkezi Diyetisyeni Beyzanur Öztürk, iftar sofrasına “bütün gün aç kaldım, masadaki her şeyi hak ediyorum” psikolojisiyle oturmanın büyük bir yanılgı olduğunu ifade ediyor.
İftar anının bedene nazik bir uyanış mesajı vermesi gerektiğini savunan Öztürk, koca bir tabak yemeğe saldırmak yerine, mideyi birkaç lokmalık hafif başlangıçlarla hazırlamanın önemine değiniyor. İlginç bir tıbbi gerçek olarak; orucunu yavaş bir tempoyla açan bireylerde tokluk hissinin çok daha hızlı oluştuğu ve yemek sonrası bastıran o meşhur tatlı krizlerinin belirgin oranda azaldığı görülüyor.
Kontrolsüz Yeme İsteğinin Altındaki Sır: Hücresel Susuzluk
Oruç açıldıktan sonra yaşanan doyma krizlerinin aslında açlıktan değil, tamamen farklı bir fizyolojik ihtiyaçtan kaynaklandığı ortaya çıktı. Birçok kişinin iftar sofrasında hissettiği o durdurulamaz yeme isteğinin temelinde hücresel susuzluk yatıyor. Diyetisyen Öztürk, iftar masasına oturulduğunda “Ne yiyeceğim?” sorusundan çok “Ne içmeliyim?” sorusunun merkeze alınması gerektiğini belirtiyor.
Su Tüketiminde Doğru Bilinen Yanlışlar:
-
Yanlış: İftarda veya sahurda suyu litrelerce tek seferde, hızlıca içmek.
-
Doğru: Suyu iftar ile sahur arasındaki zamana yayarak, aralıklı ve küçük yudumlarla tüketmek. Bu yöntem hem mideyi şişirip yormuyor hem de bedenin gün boyu ihtiyaç duyacağı sıvı dengesini maksimum seviyede destekliyor.
Ramazan’ın Gizli Kahramanı: Stratejik Sahur Öğünü
Çoğu insanın uykusunu bölmemek adına geçiştirdiği veya zoraki bir görev gibi gördüğü sahur, aslında tüm oruç sürecinin en kilit noktası. Uzman diyetisyene göre sahur, Ramazan’ın tam anlamıyla “gizli kahramanı” konumunda.
Buradaki asıl mesele gece yarısı tıka basa doymak değil, ertesi gün boyunca kan şekerini dengede tutacak o stratejik gıda kombinasyonunu yakalayabilmek. Sadece hamur işi ve karbonhidrat ağırlıklı yapılan sahurlar, gün içerisinde aniden çöken halsizlik ve şiddetli sabah baş ağrıları olarak bedene geri dönüyor. Bunun yerine protein ve sağlıklı yağ barındıran menülerin tercih edilmesi, hem tokluk süresini ciddi şekilde uzatıyor hem de gün içindeki zihinsel performansı şaşırtıcı bir biçimde yukarı taşıyor.
Egzersiz Uçlarından Kaçının ve Tatlıyı Doğru Zamanda Yiyin
Oruçluyken spor yapma konusunda toplumda genellikle iki zıt kutup öne çıkıyor; ya hareket tamamen sıfırlanıyor ya da iftar öncesi aşırı yoğun antrenmanlara girilerek beden yıpratılıyor. Diyetisyen Öztürk, Ramazan ayında bedeni yormadan yağ yakımını destekleyecek en etkili hareketin, iftardan yaklaşık 45-60 dakika sonra yapılacak hafif tempolu bir yürüyüş veya kısa bir esneme rutini olduğunu vurguluyor. Bu sayede yavaşlayan sindirim süreci de rahatlatılmış oluyor.
Ramazan sofralarının baş tacı olan tatlılar ise aslında sanıldığı kadar büyük bir düşman değil; sorun tamamen zamanlamayla ilgili. İftarı yapar yapmaz tatlıya yönelmek, beynin henüz “doydum” sinyalini üretmeye fırsat bulamadığı bir anda vücuda devasa bir ekstra yük bindiriyor. Oysa yemekten 1-2 saat sonra tüketilecek küçük porsiyonlu bir tatlı, kan şekerinde ani dalgalanmalar yaratmıyor ve kişide suçluluk hissi bırakmıyor.
Bedenle Sakin Bir İlişki Kurma Fırsatı
Uzmanlar, Ramazan ayının bir kilo verme kampı veya diyet yarışı olarak görülmemesi konusunda hemfikir. Oruç ibadetinin, bedeni dinlemeyi öğrenmek için eşsiz bir fırsat olduğunu belirten Öztürk, süreci şu sözlerle özetliyor: “Ramazan’ın en büyük kazanımı tartıdaki rakam değil, bedenle kurulan daha sakin bir ilişki olmalıdır. Açken değil, doymaya yaklaşırken durabilmeyi bilmek, susadığını gerçekten fark edebilmek ve yavaşlamayı kabullenmek… Tüm bunlar Ramazan’ın sadece ruhani tarafını değil, aynı zamanda sağlıklı bir metabolizmasını da oluşturur.”
SağlıkHaberi.net Yorumu: Polikliniklerdeki “Ramazan Yoğunluğu” Önlenebilir
Ramazan ayının ilk haftasında acil servislere ve dahiliye polikliniklerine yapılan başvuruların büyük bir çoğunluğu, maalesef yanlış beslenmeye bağlı mide spazmları, ani tansiyon düşüşleri veya şiddetli kan şekeri dalgalanmalarından oluşuyor. Rize’den gelen bu uzman uyarıları, sahadaki hekimlerin her gün karşılaştığı “Ramazan’da sağlığı bozulan hasta” profilini engellemek adına aslında güçlü bir koruyucu hekimlik reçetesi niteliği taşıyor. Bütün gün aç kalıp iftarda karbonhidrat bombardımanına tutulan bir bedenin, ilerleyen yaşlarda kronik metabolik sendromlara davetiye çıkardığı tıbbi bir gerçektir.
Özellikle sahuru sadece “su içip yatmak” olarak gören veya iftardan hemen sonra şerbetli tatlılara yönelen bir beslenme kültüründe, diyetisyenlerin bu tarz farkındalık yaratan açıklamaları sadece bireysel sağlığı değil, omuzlarındaki yükü her geçen gün artan sağlık sistemini de korur. Unutulmamalıdır ki oruç, bedeni terbiye etme sanatıdır; onu cezalandırarak hastane koridorlarına düşürme süreci olmamalıdır. Diyetisyen Beyzanur Öztürk’ün bahsettiği “hücresel susuzluk” kavramının, sahada vatandaşa çok daha net anlatılması gerekmektedir.