Ankara’da görev yapan ve kendi alanında saygın bir konuma sahip olan uzman bir hekimin geçirdiği ani rahatsızlık sonrası yaşananlar, özel sağlık kurumlarının acil servis işleyişini ve fiyatlandırma politikalarını yeniden tartışmaya açtı. sosyal medya üzerinden kamuoyuna yansıyan iddialara göre, kriz anında tercih edilen özel bir sağlık kuruluşunda yaşanan yetersizlik gerekçeli sevk zinciri ve sonrasında ortaya çıkan yüksek maliyetli fatura, sistemdeki yapısal sorunları gözler önüne seriyor.
Acil Durum ve Özel Hastane Tercihi
Ankara sınırları içerisindeki büyük şehir hastanelerinden birinde mesaisini sürdüren ve meslektaşları tarafından oldukça sevilen tanınmış bir profesör, gece saatlerinde aniden kalp krizi geçirdi. Durumun aciliyeti göz önüne alınarak, hekimin bizzat görev yaptığı kuruma değil, o anki konuma daha yakın mesafede bulunan ünlü bir özel hastane zincirinin şubesine nakli gerçekleştirildi. Acil servisteki ilk müdahalenin ardından hastaya vakit kaybetmeden anjiyo işlemi uygulandı ve tıbbi gözetim amacıyla bir gece yatışı yapıldı.
“Bu Bizi Aşar” Gerekçesiyle Kamuya Dönüş ve Vefat
İlerleyen saatlerde hastanın klinik tablosunun daha da ağırlaşması üzerine, özel kurum yetkililerinin sürece müdahale kapasitelerinin yetersiz kaldığını belirttiği öne sürüldü. Hasta yakınlarına, mevcut durumun kendi donanımlarını aştığı ve çok daha özellikli bir yoğun bakım sürecinin gerektiği ifade edilerek, profesörün asli görev yeri olan şehir hastanesine sevk edilmesine karar verildi. Nakil işleminin ardından kamu hastanesinde sürdürülen tüm yoğun tıbbi müdahalelere rağmen uzman hekim hayatını kaybetti.
Bürokrat Prof.Dr.Ulvi Saran’dan Çarpıcı 160 Bin TL Tepkisi
Yaşanan bu kayıptan kısa bir süre sonra, özel hastane tarafından ailenin adresine gönderilen hesap dökümü konunun farklı bir boyutunu ortaya çıkardı. Süreci X platformundaki kişisel hesabından detaylarıyla paylaşan bürokrat Prof.Dr.Ulvi Saran, sadece tek bir gecelik yatış ve uygulanan anjiyo işlemi karşılığında talep edilen tutarın 160.000 TL olduğunu açıkladı. Mevcut sağlık altyapısının işleyişini eleştiren Ulvi Saran, sistemin ayrım gözetmeksizin önüne gelen herkesi hırpaladığı değerlendirmesinde bulundu.
Ankara’daki şehir hastanelerinden birinin, sevilen sayılan ve parada gözü olmayan ünlü profesörlerinden biri gece kalp rahatsızlığı geçirerek fenalaşıyor.
Kendi görev yaptığı hastaneye değil de yakın mesafedeki ünlü bir özel hastane zincirinin hastanesine götürülüyor.
Orada… pic.twitter.com/OrEaGpQAM5
— Prof.Dr.Ulvi Saran (@ulvisaran) February 28, 2026
Kamuoyuna yansıyan iddiaların merkezindeki maliyet ve süreç tablosu şu şekildedir:
📌 İşlem Yapılan Kurum: Ankara’da tanınmış özel hastane zinciri
📌 Uygulanan Tıbbi İşlem: Acil müdahale, anjiyo ve 1 gece yatış
📌 Taburcu Gerekçesi: Vakanın kurum kapasitesini aşması
📌 Talep Edilen Ücret: 160.000 TL
Sağlıkhaberi.net Yorumu: Özel Sağlık Sektöründe Acil Servis Etiği ve Sorumluluk Sınırları
Ankara’da yaşanan bu vahim olay, özel sağlık kuruluşlarının kârlılık odaklı hizmet anlayışı ile hayati risk taşıyan vakalardaki sorumluluk sınırları arasındaki derin çelişkiyi net bir biçimde haritalandırmaktadır. Acil bir kalp krizine müdahale edip anjiyo uygulayan, ancak risk tablosu ağırlaştığında “bu bizi aşar” diyerek hastayı kamuya sevk eden bir anlayış, sağlık hizmetinin bütüncül yapısına ters düşmektedir. Komplike vakaların, en yüksek risk barındırdıkları anlarda donanım veya maliyet gerekçesiyle kamu hastanelerine devredilmesi, özel sektörün kârı maksimize ederken riski minimize etme politikasının sahadaki en acı yansımalarından biridir.
Sistemin içinden gelen, saygın bir profesörün dahi bu döngünün kurbanı olması, sorunun bireysel değil tamamen yapısal olduğunu kanıtlar niteliktedir. Yarım kalan, hastanın vefatıyla sonuçlanan ve tıbbi sorumluluğu sonuna kadar üstlenilmeyen bir süreç için kesilen 160.000 TL’lik fatura, acil sağlık hizmetlerinin fiyatlandırma denetimlerinin ne kadar elzem olduğunu göstermektedir. Özel hastanelerin acil servis kabul ve tedavi süreçleri ile faturalandırma mevzuatları, vatandaşın en savunmasız olduğu anlarda bir ticari enstrümana dönüşmeyecek şekilde, devletin katı denetim mekanizmalarıyla yeniden düzenlenmelidir.
