Denizli Pamukkale Üniversitesi Hastanesi, sağlık camiasını ve kamu vicdanını derinden sarsacak bir “mobbing ve sözlü taciz” iddiasıyla çalkalanıyor. Çalıştığı klinikteki sorunları resmi dilekçeyle idareye bildiren bir hemşirenin, odasına çağrıldığı yönetici ve bir sendika temsilcisi tarafından tehdit edildiği öne sürüldü. Olayı yargıya taşıyan Hep-Sen, görüşme sırasında hemşireye “Sana tecavüz edilmediği sürece sesini çıkartmayacaksın” denildiğini iddia etti.
Hastanelerde sağlık çalışanlarının yaşadığı “tükenmişlik” sadece iş yükünden değil, yönetim kademelerindeki liyakatsiz ve baskıcı tutumlardan da besleniyor. Denizli’de yaşanan son olay, bu baskının ulaştığı korkunç boyutu gözler önüne serdi. İddialara göre olay, bir hemşirenin görev yaptığı birimdeki aksaklıkların giderilmesi için idareye dilekçe vermesiyle başladı.
“Hangi Sendikadansın?” Sorgusu
Sorunlara çözüm bulunması umuduyla idareye başvuran hemşire, bir hastane yöneticisi tarafından görüşme odasına çağrıldı. Ancak iddiaya göre odada sadece yönetici değil, yetkili sendikanın bir temsilcisi de vardı. Hemşirenin beyanlarına göre; dilekçedeki sorunları konuşmak yerine konu bir anda “Sendikal Tercihlere” getirildi.
Hemşireye “Hangi sendikaya üyesin?” sorusu yöneltildi. İstenilen sendikaya üye olmadığını belirten çalışana, “Bu durumda sana yardımcı olamayız” denilerek, anayasal bir hak olan sendikal özgürlük üzerinden açık bir ayrımcılık uygulandı.
Nöbet Listesiyle “Ödül ve Ceza” Sistemi
Hep-Sen tarafından yargıya taşınan dosyada, hastane yönetiminin nöbet listelerini ve görevlendirmeleri bir “Terbiye Aracı” olarak kullandığı belirtiliyor. Görüşmede hemşireye; nöbet iptalleri veya rahat çalışma alanlarının sendika üyeliğine göre belirlendiği, “Bizden olan rahat eder, olmayan bedel öder” mesajı verildiği öne sürüldü.
Daha da ileri gidilerek, hemşirenin yasal haklarını aramaya devam etmesi halinde sözleşmesinin yenilenmeyeceği ima edilerek işsizlikle tehdit edildiği iddia ediliyor.
İnsan Onurunu Ayaklar Altına Alan O Cümle
Skandalın en sarsıcı boyutu ise baskı sırasında kullanıldığı iddia edilen ifadeler oldu. Hakkını arayan hemşireye, idareci veya sendikacı tarafından şu cümlelerin kurulduğu tutanaklara geçti:
“Sen ne demeye hakkını arıyorsun; sana tecavüz edilmediği sürece sesini çıkartmayacaksın!”
Bu korkunç ifade, sadece bir idari baskı değil, aynı zamanda cinsiyetçi ve insan onurunu hedef alan ağır bir saldırı olarak nitelendirildi. Baskı göreceğini önceden tahmin eden hemşirenin, görüşmeyi kayıt altına aldığı ve bu ses kayıtlarının savcılık dosyasına delil olarak sunulduğu öğrenildi.
Süreç Nasıl İşledi? (Normal Prosedür vs. İddia Edilen Olay)
Bir memurun dilekçe vermesi gayet doğal bir haktır. Ancak Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’nde işlediği iddia edilen süreç ile hukuk devletinde olması gereken süreci karşılaştırdık:
| Adım | Olması Gereken (Hukuk Devleti) | Yaşandığı İddia Edilen (PAÜ Hastanesi) |
| Talep | Personel sorunları dilekçeyle bildirir. | Personel dilekçe verir. |
| Muhatap | İlgili idari amir dilekçeyi inceler. | İdareci + Sendika Temsilcisi odaya çağırır. |
| Gündem | Sorunun çözümü konuşulur. | “Hangi sendikadansın?” sorgusu yapılır. |
| Sonuç | İşlem yapılır veya ret cevabı verilir. | “Tecavüz edilmediği sürece sus” denilir. |
| Yaptırım | Yoktur (Dilekçe haktır). | Sözleşme feshi ve nöbet cezasıyla tehdit edilir. |
Savcılığa Suç Duyurusu
Olayın ardından harekete geçen Hep-Sen Hukuk Birimi, elde edilen deliller ve hemşirenin beyanlarıyla birlikte Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ayrıca Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü’ne de başvurularak, adı geçen idareci ve kişiler hakkında idari soruşturma başlatılması talep edildi.
Sağlıkhaberi.net Yorumu: Zihniyetin “Kayıt” Altına Alınması
Bu olayda “iddia” kelimesini kullanmak zorundayız ancak ortada bir ses kaydı olduğu bilgisi, durumun vehametini artırıyor. Eğer bir sağlık yöneticisi veya sendikacı, hakkını arayan bir kadın çalışana “Tecavüz edilmediği sürece susacaksın” diyebiliyorsa, o kurumda tuz kokmuş demektir.
Bu cümle, bilinçaltındaki “Mutlak İtaat” beklentisinin dışavurumudur. “Ölmediğin, fiziksel olarak parçalanmadığın sürece idareye itiraz etme” demektir. Bu zihniyet, üniversite hastanelerini bilim yuvası olmaktan çıkarıp, derebeylik sistemine dönüştürmektedir.
Ayrıca bir idarecinin odasında sendika temsilcisinin ne işi vardır? Personel sorgulanırken sendikacının orada “Yargıç” gibi oturması, “Sarı Sendikacılık” kavramının dahi ötesinde, idareyle suç ortaklığıdır. Yargının bu “sesli delilleri” titizlikle inceleyip, bu çirkin üslubu cezalandırması, sessizce ağlayan binlerce sağlık çalışanı için bir umut olacaktır.