Sağlık sisteminin en büyük yükünü omuzlayan hemşireler, sadece hastane koridorlarındaki yoğun mesaileriyle değil, evlerindeki “belirsizlikle” de mücadele ediyor. Aylık olarak yayınlanan nöbet listelerine rağmen, “personel eksikliği” veya “ani gelişen durumlar” gerekçe gösterilerek izin günlerinde göreve çağrılan hemşireler, özel hayatlarının ipotek altına alınmasına tepki gösteriyor. Sahadan yükselen ses ortak: “Planlanamayan bir hayat, tükenmiş bir sağlık ordusu yaratıyor.”
Hemşirelik, doğası gereği yüksek dikkat, yoğun duygusal emek ve fiziksel dayanıklılık gerektiren bir disiplin. Ancak Türkiye’deki mevcut uygulamalar, bu zorlu mesleği icra eden profesyonelleri, mesai saatleri dışında bile tetikte bekleyen birer “hazır kıta” askeri gibi konumlandırıyor.
Bugün kamu hastanelerinde ve birçok özel kurumda nöbet listeleri kağıt üzerinde “aylık” olarak ilan ediliyor. Ancak ayın ortasında; yeni başlayan bir personel, alınan ani bir rapor, istifa veya izin gibi öngörülemeyen her durumda ilk başvurulan çözüm yolu, o gün evinde dinlenmesi gereken hemşireyi göreve çağırmak oluyor.
“Hemşirenin de Bir Ailesi Var”
Sistemin gözden kaçırdığı en temel gerçek, sağlık çalışanlarının da insani sorumlulukları olduğu. Bu insanlar robot değil; evde bekleyen küçük çocukları, bakmakla yükümlü oldukları yaşlı anne-babaları ve en önemlisi, fiziksel olarak yeniden şarj olmaya ihtiyaç duyan bedenleri var.
Mevcut yönetim anlayışında ise “boş gün” kavramı, fiilen “ihtiyaç halinde çağrılabilir gün” olarak kodlanmış durumda. Bu belirsizlik, hemşirelerin sosyal hayatını felç ederken, aile düzenlerini de derinden sarsıyor. Çocuğunu parka götürmeye hazırlanan veya aylardır ertelediği bir aile ziyaretini planlayan bir hemşire, gelen tek bir telefonla tüm planını iptal edip hastaneye koşmak zorunda bırakılıyor.
Tablo: Plansızlığın Ağır Faturası
Akademik çalışmalar ve uluslararası raporlar (WHO, Maslach & Leiter), düzensiz çalışma saatlerinin insan bedeni ve psikolojisi üzerindeki yıkıcı etkilerini net bir şekilde ortaya koyuyor. İşte “Boş Günde Çağrılma” uygulamasının yarattığı zincirleme reaksiyon:
| Uygulama / Sorun | Hemşire Üzerindeki Etkisi | Sağlık Sistemine Yansıması |
| Düzensiz Vardiya | Sirkadiyen ritim bozukluğu, kronik yorgunluk. | Dikkat dağınıklığı, reflekslerde yavaşlama. |
| Dinlenememe | Depresyon, anksiyete ve Tükenmişlik Sendromu. | Tıbbi Hata riskinde ciddi artış. |
| Özel Hayat İhlali | Aile içi çatışmalar, sosyal izolasyon. | Meslekten soğuma, istifa (Great Resignation). |
| Sürekli Hazır Olma | Yüksek stres hormonu, psikolojik baskı. | Hasta iletişiminde tahammülsüzlük, bakım kalitesinde düşüş. |
Hukuk “Dinlenme Hakkı” Diyor, Uygulama “Gel” Diyor
Yapılan bu keyfi çağrılar, aslında yasal mevzuatla da çelişiyor. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 99. ve 100. maddeleri, haftalık çalışma sürelerini ve dinlenme hakkını açıkça düzenlerken; çalışma sürelerinin insan sağlığına uygun olması gerektiğini emrediyor.
İş Sağlığı ve Güvenliği mevzuatı açısından bakıldığında da tablo vahim. Aşırı ve düzensiz çalışma, iş kazalarına davetiye çıkarıyor. Uluslararası literatürde “Hemşire Yorgunluğu” (Nurse Fatigue), ilaç hataları ve hasta güvenliği ihlalleriyle doğrudan ilişkili bir risk faktörü olarak kabul ediliyor. Yani yorgun bir hemşireyi zorla nöbete getirmek, aslında hastanın güvenliğini riske atmak anlamına geliyor.
Sorun Fedakarlık Değil, Yönetilemeyen Personel Açığı
Ortadaki tablo, idarecilerin sıkça sığındığı “fedakarlık” kavramıyla açıklanamayacak kadar yapısal bir sorundur. Sağlık Bakanlığı’nın kadro planlamasındaki eksiklikler ve giderilemeyen personel açığı, sahadaki mevcut hemşirenin sırtına “ekstra nöbet” olarak yükleniyor.
Sistemi ayakta tutmak için yeni personel istihdam etmek yerine, eldeki personeli posası çıkana kadar çalıştırma stratejisi, orta ve uzun vadede sürdürülemez bir noktaya gidiyor. Yorgun, mutsuz ve geleceğini planlayamayan bir sağlık çalışanı profili, aslında bir halk sağlığı sorunudur.
Sağlıkhaberi.net Yorumu: “Dinlenmemiş Sağlıkçı, Emniyetsiz Fren Gibidir”
Bir tır şoförünün takograf cihazı belirli bir saati geçtiğinde, kanunlar “Dur ve uyu, yola devam edemezsin” der. Çünkü o şoförün uyumadan yola devam etmesi, trafikteki herkes için hayati tehlikedir.
Peki, insanların damar yoluna ilaç veren, yoğun bakımda milimetrik doz hesapları yapan, hastanın yaşam fonksiyonlarını takip eden hemşireler için neden bir “Takograf” yok? İzin gününde evinden apar topar çağrılan, uykusunu alamamış, zihni evdeki çocuğunda kalmış bir hemşirenin yapacağı en ufak bir dalgınlık, telafisi olmayan sonuçlar doğurabilir.
Bu sorun “İdare et, arkadaşın hasta” denilerek geçiştirilemez. Personel açığını, mevcut personelin hayatını çalarak kapatamazsınız. Sağlık Bakanlığı’nın, nöbet listesi kesinleştikten sonra yapılan değişiklikleri “Olağanüstü Hal” sınırına çekmesi ve keyfi çağırmaları engellemesi şarttır. Aksi takdirde, hemşireleri değil, hastaları kaybedeceğiz.