İdrarından kan gelmesi şikayetiyle başvurduğu sağlık kuruluşunda mesane kanseri olduğunu öğrenen 61 yaşındaki hastanın tedavi arayışı, çocukluğundan beri kapalı olan sol akciğeri yüzünden çıkmaza girdi. Memleketi Sivas’tan İstanbul’a uzanan zorlu süreçte anestezi riski nedeniyle birçok merkezin kapısından dönen hasta, belden aşağısı uyuşturularak gerçekleştirilen üç saatlik nadir bir operasyonla sağlığına kavuştu.
Sivas’ta Başlayan Teşhis ve İstanbul’a Zorunlu Göç
Sivas ilinde yaşamını sürdüren 61 yaşındaki Adem Derebaşı, idrarında fark ettiği kanama üzerine kentteki bir sağlık kuruluşunun yolunu tuttu. Yapılan ilk klinik incelemelerde hastanın mesanesinde tümöral bir yapı saptandı. Kapalı yöntemle kitlenin temizlenmesi için planlama yapılsa da, kanserin ileri bir evrede bulunması sebebiyle organın tamamen alınması gerektiği ortaya çıktı. Tedavisini sürdürmek umuduyla İstanbul’a gelen Derebaşı, burada başvurduğu çok sayıda hastaneden anestezi taşıdığı yüksek riskler öne sürülerek geri çevrildi. En nihayetinde Sultangazi Haseki Eğitim ve araştırma Hastanesi Üroloji Bölümü‘ne başvuran hastanın tıbbi tablosu, burada kurulan multidisipliner bir ekip tarafından masaya yatırıldı.

Tek Akciğer Engeli ve Nadir Uygulanan Anestezi Yöntemi
Hastanın tedavi sürecini yöneten ekipten Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Bölümü Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Faruk Özgör, vakanın cerrahi zorluklarını değerlendirdi. Derebaşı’nın çocukluk yıllarında geçirdiği ağır bir akciğer enfeksiyonu neticesinde sol akciğerinin tamamen işlevini yitirdiğini belirten Özgör, rutin bir genel anestezinin bu tabloda hayati sorunlar doğuracağını ifade etti. Dünyada oldukça ender rastlanan bir tekniğe başvurduklarını söyleyen Prof. Dr. Özgör, hastanın bilinci açıkken, tam olarak uyutulmadan mesanesinin alındığını kaydetti. ameliyat sonrası dönemin sorunsuz atlatıldığını aktaran uzman hekim, patoloji laboratuvarından gelecek nihai sonuçlara göre ek onkolojik tedavilerin planlanacağını sözlerine ekledi.

“Asıl Korktuğumuz Aşama Uyanma Süreciydi”
Cerrahi sürecin anestezi ayağını koordine eden Anestezi Reanimasyon Kliniği’nden Doç. Dr. İlke Dolgun, poliklinik aşamasında yapılan detaylı risk analizinin ayrıntılarını paylaştı. Tek akciğerle yaşamını sürdüren bireylerde hastayı uyutma evresinde ani oksijen düşüşleri ve solunum krizleri yaşanabildiğine dikkati çeken Dolgun, asıl kritik eşiğin uyanma periyodu olduğunu vurguladı. Mevcut tek akciğerin, iki organın yükünü tek başına kaldıramayabileceğini ve hastanın solunum cihazına, hatta yoğun bakıma bağımlı kalabileceğini belirten Doç. Dr. Dolgun, bu nedenle cerrahi ekiple birlikte bölgesel anestezi kararı aldıklarını söyledi. Uyutulmadan tamamlanan 3 saatlik ameliyatın kusursuz geçtiğini aktaran hekim, hastanın çok kısa sürede yeme içme fonksiyonlarına ve normal hayatına döndüğünü dile getirdi.

Hastalığının son 5-6 aylık periyotta giderek şiddetlendiğini ve tuvalet ihtiyacını dahi karşılayamaz duruma geldiğini söyleyen Adem Derebaşı, operasyon sonrası duygularını paylaştı. Sivas’ta başlayan arayışının İstanbul’daki bu müdahaleyle son bulmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Derebaşı, sağlığının şu an gayet yerinde olduğunu belirterek tüm tıbbi ekibe teşekkürlerini sundu.
📌 Operasyon ve Vaka Özeti:
-
Hasta Profili: Adem Derebaşı (61 Yaş)
-
Klinik Teşhis: İleri evre mesane kanseri
-
Cerrahi Engel: Sol akciğerin enfeksiyon kaynaklı kapalı olması
-
Uygulanan Yöntem: Genel anestezi yerine bölgesel (belden uyuşturma) anestezi
-
Ameliyat Süresi: 3 Saat
Sağlıkhaberi.net Yorumu: Komplike Vakalarda Multidisipliner Yaklaşımın Hayat Kurtaran Rolü
İstanbul’da başarıyla gerçekleştirilen bu mesane operasyonu, günümüz modern tıbbında hastalıkların değil, hastaların tedavi edilmesi gerektiği gerçeğini en yalın haliyle ortaya koymaktadır. Sadece kanserin evresine veya cerrahi prosedürün standart kitap bilgisine odaklanmak yerine, hastanın çocukluğundan miras kalan tek akciğer gerçeğini merkeze alarak cerrahi stratejiyi esnetmek, ancak güçlü bir multidisipliner altyapıyla mümkündür. Üroloji ve anestezi kliniklerinin bu ortak akıl yürütmesi, kapı kapı dolaşıp anestezi riski nedeniyle masada kalma korkusu yaşayan bir hastaya yeni bir yaşam penceresi aralamıştır.
Öte yandan, Anadolu’daki hastanelerde ilk teşhisi konan komplike vakaların, yeterli özellikli anestezi veya yoğun bakım donanımı bulunmadığı gerekçesiyle hala büyükşehirlere göç etmek zorunda kalması, sağlık sistemimizdeki bölgesel kapasite dağılımını yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Sivas’tan İstanbul’a uzanan bu şifa arayışı mutlu sonla bitmiş olsa da, nihai hedefin bu tür yüksek riskli ve yenilikçi ameliyatların Anadolu’nun her köşesindeki referans merkezlerde yapılabilir hale gelmesi olmalıdır. Vatandaşın nitelikli sağlığa ve cesur hekim kadrolarına erişimi, yüzlerce kilometrelik bir yolculuğun ardında aranmamalıdır.