resmi gazete‘nin 10 Mart 2026 tarihli sayısında yayımlanan emsal niteliğindeki Anayasa Mahkemesi kararıyla, sağlık çalışanlarının kanayan yarası haline gelen nöbet ücreti kotası resmen tarihe karıştı. Mahkeme, personelin fiilen tuttuğu nöbetlerde belirli bir saat sınırını aşan kısımlar için ücret ödenmemesini öngören yasal düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Yıllardır 130 saati aşan mesailerinin karşılığını alamayan sağlık emekçileri için büyük bir ekonomik kazanım anlamına gelen bu gelişme, sahadaki personel eksikliği düşünüldüğünde “sınırsız nöbet dayatması” riskini de beraberinde getirerek kurum koridorlarında yepyeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Çanakkale’den Zirveye Taşınan Hukuk Mücadelesi
Mevcut düzenlemenin iptaline giden süreç, Çanakkale 2. İdare Mahkemesi’nin kritik bir itirazıyla ivme kazandı. Sahada nöbet ücretinin ödenmemesine ilişkin açılan idari bir davaya bakan yerel mahkeme, uygulanan kuralın temel anayasal hakları zedeleyebileceği kanaatine vararak dosyayı Yüksek Mahkeme’ye taşıdı. İtirazın tam merkezinde ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ek 33. maddesinin üçüncü cümlesi yer alıyordu. Anayasa Mahkemesi, 26 Kasım 2025 tarihinde oybirliğiyle aldığı ve kamuoyuna yeni duyurulan kararında bu sınırlayıcı düzenlemenin iptaline hükmetti.
İptal Edilen Kotada Neler Vardı?
Yüksek Mahkeme’nin yürürlükten kaldırdığı yasa maddesi, sağlık çalışanlarının yorucu nöbet maratonuna mali bir üst sınır çekiyordu. Fiili olarak çalışılsa dahi, devletin ödeme yapmayı reddettiği eski sistemdeki sınırlar şu şekilde uygulanmaktaydı:
📌 Aile sağlığı merkezleri (ASM) ve toplum sağlığı merkezlerinde (TSM) görevli personel için aylık 60 saat
📌 Yataklı tedavi kurumları, acil servisler, 112 acil sağlık hizmetleri ve diğer tüm birimlerde aylık en fazla 130 saat
Belirtilen limitlerin aşılması durumunda, sağlık personeli kurumda kalarak hastaya hizmet vermeye devam etse bile, bu ek süreler için tek kuruş nöbet ücreti alamıyordu. Bu uygulama, “ücretsiz mesai” kavramını sağlık sisteminin rutin bir parçası haline getirmişti.
AYM: Karşılıksız Nöbet Zorla Çalıştırmaktır
Anayasa Mahkemesi, yayımladığı iptal gerekçesinde çalışma hayatının en temel prensiplerinden birine güçlü bir atıf yaptı. Kararda, kesintisiz kamu hizmetlerinin aksamaması adına nöbet tutulmasının doğal bir idari işlem olduğu kabul edilirken, harcanan bu emeğin karşılıksız bırakılamayacağı kesin bir dille vurgulandı. Sınırı aşan çalışmalar için ücret ödenmemesinin, sağlık emekçilerinin sırtına orantısız bir yük bindirdiğini belirten Yüksek Mahkeme; personelin dinlenme ve emek karşılığı ücret alma haklarının açıkça zedelendiğine karar verdi. Kurul, söz konusu uygulamanın Anayasa’nın 18. maddesinde güvence altına alınan “zorla çalıştırma yasağına” aykırı olduğunu resmen tescilledi.
Kararın İki Yüzü: Emeğin Karşılığı mı, Sınırsız Mesai mi?
Resmi Gazete’de yayımlanan bu karar, sahada birbirine tamamen zıt iki farklı etki yaratma potansiyeli taşıyor. Bir taraftan, yıllardır 130 saatin üzerinde nöbet tutup emeği yok sayılan hekimler ve hemşireler için devasa bir mali müjde niteliği taşıyor. Artık sahada tutulan her fazladan nöbetin bir maddi karşılığı olacak.
Diğer taraftan ise sağlık yöneticilerinin elindeki “ücret ödeyemediğimiz için istesek de nöbet yazamayız” kalkanı ortadan kalkmış bulunuyor. Personel eksikliği çeken yoğun hastanelerde idarecilerin, “Nasıl olsa artık ücretini ödüyoruz” mantığıyla yola çıkarak çalışanlara mevcut kotanın çok daha üzerinde, fiziksel dayanıklılık sınırlarını zorlayacak seviyelerde aralıksız nöbetler yazmasının önü açılmış oldu.
Sağlıkhaberi.net Yorumu: Emeğin Hakkı Teslim Edildi Ancak Dinlenme Hakkı Tehlikede
Anayasa Mahkemesi’nin “ücretsiz nöbet olmaz” yönündeki kararı, hukukun ve vicdanın sahadaki net bir yansımasıdır. Bir sağlık profesyonelini 130 saat boyunca aralıksız çalıştırdıktan sonra, 131. saatte verdiği hayat kurtarıcı tıbbi hizmetin bedelini ödememek, adil bir istihdam modeli değildi ve bu adaletsizlik nihayet yüksek yargıdan döndü. Ancak, bu kararı sırf maddi bir kazanım olarak görüp sevinirken, madalyonun diğer yüzünü ıskalamamak sistemin geleceği için hayati önem taşımaktadır.
Nöbet ücreti kotalarının tamamen ortadan kalkması, idarecilerin kronikleşmiş personel eksikliğini “mevcut kadroyu daha fazla mesaiye bırakarak” çözme kolaycılığına kaçmasına zemin hazırlayabilir. Hekim ve hemşirelerin temel ihtiyacı, ayda 200 saat çalışıp bunun parasını almak değil; insani standartlarda çalışıp, yeterince dinlenip, tükenmişlik sendromuna kapılmadan güvenli bir sağlık hizmeti sunabilmektir. Emeğin parasını vermek, bir insanın biyolojik sınırlarını zorlayarak onu günlerce hastane duvarları arasına hapsetmenin meşru bir gerekçesi olamaz. Atılması gereken asıl adım, yargının getirdiği bu mali düzeltmeyi, sahaya yeni personel istihdam ederek vardiya yükünü hafifletecek yapısal reformlarla desteklemektir. Aksi takdirde bu iptal kararı, sağlık çalışanlarını cüzdanı ile kendi sağlığı arasında acımasız bir tercih yapmaya zorlayan yeni bir tükenmişlik döngüsünün resmi başlangıcı olacaktır.