Amerika Birleşik Devletleri’nde görev yapan Türk bir hemşirenin, “Oradaki hemşireliğin nesini bu kadar seviyorsun?” sorusuna verdiği yanıtlar sağlık camiasında yankı uyandırdı. Türkiye ile ABD arasındaki uygulama farklarını çarpıcı bir dille özetleyen sağlık çalışanı, hemşirelerin üzerindeki yan görev yükünün azlığına ve iş-özel hayat dengesine dikkat çekti.
Görev Tanımlarında Keskin Sınırlar
Amerika’daki hemşirelik pratiğinde, Türkiye’de genellikle hemşirelerin sorumluluğunda olan pek çok klinik ve idari işlemin farklı birimler veya yardımcı personel tarafından yürütüldüğü belirtildi. Sosyal medyada paylaşılan videoda, ABD’deki hemşirelik modelinde “yapılmayan” işlemler şu şekilde sıralandı:
-
Vital Bulguların Takibi: Hastaların tansiyon, nabız gibi vital bulgularının alınması süreci hemşireler tarafından yürütülmüyor.
-
İlaç Tedariği: Eczaneden ilaç alma gibi lojistik süreçlere hemşireler dahil edilmiyor.
-
İnvaziv Girişimler: Kan alma ve damar yolu açma işlemleri hemşirelerin rutin görev tanımı dışında kalıyor.
-
Hasta Bakımı ve Temizlik: Hastaların öz bakımı ve benzeri destek hizmetleri hemşireler tarafından gerçekleştirilmiyor.
-
Malzeme Yönetimi: Malzeme düşümü ve stok takibi gibi bürokratik işlemlerle vakit kaybedilmiyor.
Çalışma Koşulları ve Mesleki Değer
ABD’deki sistemde sağlık çalışanlarının kendilerini daha değerli hissettiği vurgulanırken, fazla mesai kavramının Türkiye’deki kadar yaygın ve zorunlu olmadığına işaret edildi. Ayrıca hastanelerde sunulan ikramların (çay, kahve vb.) çalışanlar için ücretsiz olması gibi küçük detayların dahi motivasyon üzerinde etkili olduğu ifade edildi.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Sağlıkhaberi.net Yorumu: Bu Karşılaştırma Sahada Ne Anlama Geliyor?
Amerika örneğinde gördüğümüz bu tablo, aslında “hemşireliğin profesyonelleşmesi” ile “iş gücü yönetimi” arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koyuyor. Türkiye’de bir hemşire; aynı anda hem sekreter, hem eczane kuryesi, hem temizlik personeli hem de tıbbi uygulamacı rolleri arasında bölünürken, ABD modelinde hemşirenin sadece kritik karar alma ve ileri düzey bakım yönetimine odaklanması hedefleniyor. Bu uzmanlaşma, hemşirenin tükenmişlik oranını düşürürken, hastaya ayrılan kaliteli bakım süresini de artırıyor.
Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, Türkiye’deki personel eksikliği ve yardımcı personel kadrolarının yetersizliğidir. Kan alma veya damar yolu gibi yetkinliklerin hemşireden alınması, ancak bu işi yapacak özel “flebotomi” ekiplerinin veya teknikerlerin sahada yeterli sayıda olmasıyla mümkündür. ABD’deki bu cazip koşullar, Türkiye’deki “nitelikli sağlık personeli göçü” riskini de her geçen gün beslemeye devam etmektedir. Mesleki itibar ve görev tanımlarının revizyonu, yerli sistemimizin sürdürülebilirliği açısından artık bir tercih değil, zorunluluktur.
