Kayseri’de sağlık gündemine oturan sahte reçete soruşturmasında dosya detayları gün yüzüne çıkmaya başladı. Dijital platformlarda içerik üreten gazeteci Yusuf Ağaşe’nin paylaştığı savcılık raporu bulguları, sürecin nasıl işlediğine dair yeni soru işaretleri yarattı. İlaç yazılan on bir hastadan onunun hayatta olmaması ve negatif test sonuçlarının pozitifmiş gibi gösterilmesi, olayın boyutlarının resmi makamların açıkladığı 88,5 milyon liralık kamu zararının çok ötesinde olabileceği ihtimalini akıllara getiriyor.
Savcılık makamlarınca yürütülen incelemelerde ortaya çıkan yeni ayrıntılar, kurulan usulsüzlük ağının derinliğini gözler önüne serdi. Süreci dijital platformundaki yayınında detaylandıran Yusuf Ağaşe, okudukça insanın kanını donduran bulgulara rastladığını belirterek, soruşturma dosyasındaki çarpıcı verileri kamuoyuyla paylaştı.
Sistem Hayatta Kalan Tek Mağdur C.B.’nin Dikkatiyle Çözüldü
Sahte reçete ağının deşifre olması, hayatta kalan tek mağdur C.B.‘nin rutin eczane ziyaretiyle gerçekleşti. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde bir süre tedavi gören hasta, taburcu olduktan sonra yıllardır alışveriş yaptığı eczaneye başvurdu. Burada, kendi bilgisi dışında kimlik numarası kullanılarak farklı eczanelerden defalarca ilaç çıkışı yapıldığını öğrendi. Yaşadığı kafa karışıklığının ardından soluğu Sosyal güvenlik Kurumu (SGK) binalarında alan C.B., durumu yetkililere bildirerek devasa soruşturmanın fitilini ateşlemiş oldu.
Vefat Eden 10 Hastanın Kayıtları Kullanıldı
Soruşturma dosyasını inceleyen Ağaşe, olaydaki en dikkat çekici noktalardan birinin mağdur profilleri olduğunu aktardı. Savcılık kayıtlarında ismi geçen on bir hastadan sadece C.B.‘nin hayatta olduğu, geriye kalan on kişinin ise çoktan vefat ettiği anlaşıldı. Ölen kişilerin kişisel veri gizliliği nedeniyle isimlerini paylaşmayan gazeteci, bu şahısların üzerinden kurgulanan sistemin deşifre edilmesinde hayatta kalan o tek kişinin şikayetinin ne kadar kritik bir rol oynadığını vurguladı.
Negatif Laboratuvar Sonuçlarında Manipülasyon İddiası
Dosyaya giren resmi laboratuvar bulguları, usulsüzlüğün tıbbi ve evraksal boyutunu da ortaya koyuyor. Raporda yer alan iddialara göre, hastaların tahlil sonuçlarında spesifik mutasyonlar negatif çıkmasına rağmen, sistemdeki resmi evraklara pozitifmiş gibi işlendi. Bu sahte veri girişi sayesinde, normal şartlarda o ilacı kullanması tıbben sakıncalı olan hastaların üzerine çok sayıda yüksek maliyetli ilaç reçete edildi.
Soruşturmadaki İstatistikler ve Temel Bulgular
-
İncelenen Hasta Sayısı: 11 Kişi
-
Hayatta Olan Mağdur: 1 Kişi (C.B.)
-
Gözaltına Alınan Şüpheli Sayısı: 12 Kişi (Eczacı, kalfa ve depo çalışanları)
-
Açıklanan Asgari Kamu Zararı: 88.500.000 TL
Meslek Odalarına ve Kurumlara Sessizlik Eleştirisi
Olayın çapı göz önüne alındığında, operasyon kapsamında gözaltına alınan on iki kişilik ekibin bu devasa sistemi tek başına kuramayacağı iddia ediliyor. Açıklanan 88,5 milyon lira tutarındaki kamu zararının aslında çok daha yüksek rakamlara ulaşabileceğini belirten gazeteci, kurumları göreve çağırdı. Sağlık Bakanlığı ile İl Sağlık Müdürlüğü‘nün yanı sıra, bölgedeki meslek örgütlerinin sürece aktif şekilde müdahil olması gerektiği ifade edildi. Şehirdeki eczacı odası ve tabip odası yönetimlerinin şu ana kadar konuya ilişkin herhangi bir resmi açıklama yapmaması eleştiri konusu olurken, sürecin ceza davası aşamasında da yakından takip edileceği bildirildi.
Sağlıkhaberi.net Yorumu: Ölülerin Üzerinden İlaç Yazılan Sistemde Denetim Neredeydi?
Kayseri’deki sahte reçete skandalı, sağlık sistemimizdeki elektronik denetim mekanizmalarının ne kadar kolay manipüle edilebildiğini acı bir şekilde yüzümüze çarpıyor. Negatif çıkan bir laboratuvar sonucunun resmi evraklarda pozitife çevrilebilmesi ve ölmüş 10 hastanın TC kimlik numarası üzerinden defalarca yüksek maliyetli ilaçların çekilebilmesi, sadece birkaç kalfanın veya eczacının yapabileceği basit bir evrak sahteciliği değildir. Bu durum, SGK’nın geri ödeme sistemlerinde ve hastanelerin bilgi işlem altyapılarında çok ciddi, organize güvenlik açıklarının bulunduğunu gösteriyor.
İşin en vahim tarafı ise, milyonlarca liralık kamu zararını barındıran bu sistemin devletin kendi denetim mekanizmaları veya meslek odalarının incelemeleriyle değil, tamamen tesadüf eseri hayatta kalan tek mağdurun eczaneye gitmesiyle ortaya çıkmasıdır. Kamu kaynaklarının yağmalandığı, üstelik hastaların tıbbi kayıtlarıyla oynanarak insan sağlığının hiçe sayıldığı böylesi bir tabloda, ilgili tabip ve eczacı odalarının derin bir sessizliğe bürünmesi izah edilemez. Şeffaflık sadece soruşturma bittiğinde değil, iddialar ilk ortaya atıldığında da gereklidir; zira sessiz kalınan her dakika, vatandaşın sağlık sistemine duyduğu güveni bir parça daha eritiyor.