Türkiye genelinde sağlık çalışanlarının uzun süredir gündeminde olan bir konu var: şua izni gerçekten kimler için geçerli?
Her ne kadar bu konuda açılmış davalar hâlen devam etse de, birçok hastane yönetimi uygulamada bu hakkın sağlık personeline tanınmadığını savunuyor. Gerekçe olarak ise çoğu zaman dar yorumlar ve idari takdir yetkileri öne çıkıyor.
Oysa mevzuata yakından bakıldığında, ilgili kanun ve yönetmeliklerin sağlık çalışanlarının bu haktan yararlanabileceğine işaret ettiği açıkça görülüyor.
Tam da bu noktada sorumuz şu: Sorun mevzuatta mı, yoksa uygulamada mı?

NEDİR BU ŞUA İZNİ ?
Şua izni, radyasyona maruz kalan sağlık çalışanlarının korunması amacıyla tanınmış bir haktır. Bu izin, sadece bir tatil değil mesleki riskin ve maruziyetin karşılığı olarak düzenlenmiş koruyucu bir sağlık iznidir.
Şua kelimesi, Arapça kökenli bir sözcük olup Türkçede ışın anlamına gelir.Radyasyona maruz kalmanın biliyoruz ki insan sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkileri bulunuyor. Bu etkilerin ortaya çıkmasını önlemek amacıyla sağlık kurumları, bu ışınlara maruz kalarak çalışanların sağlığını korumak zorundadır. Bu önlemlerden biri zamandır. Çünkü radyasyonla temas süresi arttıkça maruziyet etkisinin aynı oranda arttığı bilimsel çalışmalarla desteklenmektedir.
Tıp alanında yoğun şekilde kullanılan radyasyon nedeniyle, bu ortamlarda çalışan sağlık personelinin çalışma koşulları da bu riskler göz önünde bulundurularak düzenlenmiştir. Bu kapsamda yazımızda söz edeceğimiz mevzuat ve ilgili düzenlemelerle sağlık çalışanlarının günlük ve haftalık çalışma süreleri diğer çalışanlara kıyasla daha sınırlı tutulmuş, ayrıca bu personellere ek bir izin hakkı tanınmıştır.
MEVZUAT NE DİYOR ?
İlgili hukuki düzenlemeleri incelediğimizde, şua izninin yalnızca unvana değil maruziyet durumuna bağlı olarak değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Ancak uygulamada gözlemlediğimiz kadarıyla hastane yönetimleri , bu hakkı çoğu zaman sınırlayıcı yorumlarla daraltmakta, bununla kalmayıp çalışanların taleplerini reddetmektedir.
Mevzuatta bu izin çoğu zaman ‘sağlık izni’ olarak ifade edilse de, gerek yargı kararlarında gerekse pratikte şua izni olarak geçer. Bu iznin temel amacı esasında vücutta biriken radyasyonun arındırılmasını sağlamaktır. O nedenle bu izin bölünemez, parçalanamaz tek seferde kullandırılır.
Şua izninin hangi şartlarda kazanılacağı ve süresine ilişkin hukuki düzenlemeler, uzun yıllar boyunca 06.05.1939 tarihli Radyoloji,Radyom ve Elektrikle Tedavi Müesseseleri Hakkında Nizamname ile belirlenmiştir. Ancak bu düzenleme 25.06.2021 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.
Her ne kadar yürürlükten kaldırıldı dense de, şua iznine ilişkin ihtilaflarda uzun süre temel başvuru ve atıf kaynağı olarak kullanılmaya devam etmiştir. Nitekim bu boşluğu dolduran bir yönetmelik devreye girdi ; 26.04.2022 tarihli Radyoloji Hizmetleri Yönetmeliği ve ardından 13.04.2023 tarihli İyonlaştırıcı Radyasyon ve Radyonüklit Kullanılarak Sunulan Sağlık Hizmetleri Hakkında Yönetmelik.
Şua izninin kimlere ve hangi koşullarda uygulanacağına ilişkin tartışmaların sağlıklı yürütülebilmesi için, öncelikle mevzuatın kullandığı bazı temel kavramların doğru anlaşılması gerekir. Zira çoğu zaman sorun, hakkın var olup olmamasından değil; bu hakkın hangi alan ve çalışanlar için geçerli olduğunun bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.
Nitekim ilgili yönetmelikte “iyonlaştırıcı radyasyon”, maddesel ortamdan geçerken onunla etkileşime girerek iyon çiftleri oluşturabilen; X ve gama ışınları gibi elektromanyetik ışınlar ile yüklü parçacıklar ve nötronlar gibi tanecik karakterli ışınımlar olarak tanımlanmıştır. Aynı şekilde “iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı” ise bu tür ışınımı üreten cihazları ve radyoaktif materyalleri kapsamaktadır. (Bkz: Radyoloji hizmetleri yönetmeliği)
Bu tanımların önemi, özellikle ameliyathane gibi alanlarda kendini göstermektedir. Zira mobil röntgen cihazları, skopi sistemleri ve benzeri ekipmanlar, açıkça birer iyonlaştırıcı radyasyon kaynağıdır ve bu durum tartışmaya kapalıdır.
Öte yandan yönetmelik, kontrollü (denetimli) alan kavramını da açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna göre; radyasyondan korunmanın sağlanması amacıyla özel kuralların uygulandığı, çalışanların doz takibinin yapıldığı ve belirli sınırların üzerinde radyasyona maruz kalma ihtimalinin bulunduğu alanlar kontrollü alan olarak kabul edilmektedir.
Dolayısıyla, bu nitelikleri taşıyan birimlerde çalışan sağlık personelinin şua izni kapsamında değerlendirilmesi hukuki bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bununla birlikte “radyasyon alanı” kavramı, halk için belirlenen doz sınırlarının üzerinde ışınlanma ihtimali bulunan yerleri ifade etmektedir. Yani mesele yalnızca radyasyonun var olup olmaması değil; o ortamda bulunmanın belirli bir risk barındırıp barındırmadığıdır. Bu noktada özellikle ameliyathaneler, kullanılan cihazlara bağlı olarak bu tanımın tamamen dışında değerlendirilemez.
Aynı şekilde “radyasyonla çalışan” tanımı da oldukça nettir. Görevi gereği, belirlenen doz sınırlarının üzerinde ışınlanma ihtimali bulunan herkes bu kapsamda değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu kavram, yalnızca radyoloji teknisyenlerini değil; radyasyon kaynağı bulunan ortamlarda çalışan diğer sağlık personelini de kapsayabilecek genişliktedir. (Bkz : Radyoloji Hizmetleri Yönetmeliği )
Öte yandan yönetmelikte yer alan “radyasyondan korunma sorumlusu” kavramı, bu sürecin rasttgele yürütülmediğini; belirli bir uzmanlık ve sorumluluk çerçevesinde denetlendiğini göstermektedir. Bu durum, radyasyon maruziyetinin ciddiyetini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Son olarak “radyoloji hizmetleri” tanımı ise, konunun yalnızca görüntüleme ile sınırlı olmadığını; tanı ve tedavi süreçlerinin bir parçası olarak girişimsel işlemleri de kapsadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu da, radyasyonun sağlık hizmetlerinin farklı alanlarında aktif olarak kullanıldığını ve bu alanlarda çalışan personelin risk altında olabileceğini göstermektedir.
Yönetmelik, hangi cihazların iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı içerdiğini açıkça ortaya koymuştur. Buna göre;
İyonlaştırıcı radyasyon kaynağı İÇEREN cihazlar:
*Bilgisayarlı tomografi (BT)
*Mamografi ve tomosentez cihazları
*Kemik mineral dansitometresi
*Sabit ve mobil röntgen cihazları
*Anjiyografi sistemleri
*Sabit ve mobil skopi cihazları
*Floroskopi sistemleri
*ESWL (taş kırma) cihazları (C-kollu röntgen/floroskopi)
*ERCP gibi girişimsel işlemlerde kullanılan görüntüleme sistemleri
(Yönetmelik açıkça bu cihazları iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı olarak tanımlamaktadır.)
**İyonlaştırıcı radyasyon kaynağı İÇERMEYEN cihazlar:
Manyetik Rezonans (MR)
Ultrason
Doppler sistemleri
(Bu ayrım, hangi alanın riskk taşıdığı konusunun teknik olarak belirlendiğini göstermektedir..)
Dikkat çeken diğer düzenlemeler=
Mobil röntgen ve skopi gibi taşınabilir cihazlar, radyoloji merkezlerinin sorumluluğunda çalıştırılmak zorundadır.
İyonlaştırıcı radyasyon kaynaklarının kullanımı için Nükleer Düzenleme Kurumu’ndan lisans alınması zorunludur.
***Bu açık düzenlemelere rağmen, ameliyathanelerde kullanılan mobil röntgen ve skopi sistemlerine rağmen bu alanların ‘radyasyon içermediği’ yönündeki yaklaşımların hukuki bir karşılığı bulunmamaktadır.”

ESAS SORUN: UYGULAMADA NELER OLUYOR, ŞUA İZNİ NASIL ALINACAK ? (BİLAKİS SAĞLIK PERSONELLERİ İÇİN)
Değerli okurlar, yukarıda bahsedilen tüm bu düzenlemelerin yanında, konunun yalnızca yönetmelik düzeyinde değil, doğrudan kanun seviyesinde de açıkça düzenlendiğini belirtmek gerektiğinin kanaatindeyim.
Nitekim 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 103. maddesinde, radyoaktif ışınlarla çalışan personele her yıl yıllık izinlerine ek olarak bir aylık sağlık izni (güncel uygulamada bu farklı, yazımızda anlatacağım) verileceği açıkça hüküm altına alınmıştır.
Bu noktada gözden kaçırılmaması gereken temel ilke ise, hukukta normlar hiyerarşisidir. Buna göre yönetmelikler, dayandıkları kanuna aykırı hükümler içeremez aksine kanunun uygulanmasını sağlamak amacıyla çıkarılır.
Dolayısıyla kanunla tanınmış bir hakkın, yönetmelik hükümleriyle daraltılması ya da fiilen ortadan kaldırılması hukuken mümkün değildir.
Bu çerçevede değerlendirildiğinde, şua izninin varlığı veya kapsamı konusunda tereddüt yaratacak yorumların, kanunun açık hükmü karşısında geçerliliği bulunmamaktadır. Zira burada söz konusu olan husus, idarenin takdirine bırakılmış bir uygulama değil; kanunla güvence altına alınmış bir haktır.
Şua izniyle ilgili tereddüt yaşayan meslektaşlarımız , bunu talep etme noktasında geri planda durmaktadır. Oysa bu keyfi bir durum değil, vurguladığımız gibi kanundan doğan bir haktır. Henüz standartlaşmış bir uygulama olmasada, bu hakkı talep etmeniz ve idareye yazılı dilekçe vermeniz gerektiğini söylemeliyiz.
Yönetmelikte yalnızca kullanılan cihazlar değil, bu cihazlarla çalışan personelin çalışma koşulları da açık bir şekilde düzenlenmiştir. Nitekim ilgili düzenlemeye göre, iyonlaştırıcı radyasyon ile teşhis, tedavi veya araştırma yapılan alanlarda çalışan personelin haftalık çalışma süresi 35 saat ile sınırlandırılmıştır.(Bkz : 3.BÖLÜM: İyonlaştırıcı Radyasyon Kaynakları ve Radyonüklit ile Çalışanların Çalışma
Esasları ve Sağlık İzni ) Bu durum, söz konusu çalışma alanlarının sıradan bir hizmet alanı olarak değil, sağlık riski barındıran özel alanlardır. Haftalık çalışma süresinin, 35 saat olarak uygulayan hastane yönetimleri mevcuttur.
Aynı düzenleme kapsamında, bu alanlarda çalışan personelin kişisel koruyucu ekipman kullanması ve dozimetre ile maruziyetinin düzenli olarak takip edilmesi zorunlu tutulmuştur. Bu zorunluluk dahi, radyasyonun soyut bir ihtimal değil, ölçülebilir ve kontrol edilmesi gereken somut bir risk olduğunu göstermektedir.
Bununla birlikte, radyasyonla çalışan personelin yalnızca çalışma süresi değil, sağlık durumu da özel olarak korunmaktadır. İşe başlamadan önce ve çalışma süresi boyunca düzenli sağlık kontrollerine tabi tutulmaları, bu alandaki riskin sürekliliğini ortaya koyan bir başka önemli göstergedir.
Özellikle hamilelik ve emzirme gibi durumlarda, çalışma koşullarının yeniden düzenlenmesinin zorunlu tutulması ise, radyasyonun yalnızca çalışanı değil, dolaylı olarak üçüncü kişileri de etkileyebilecek nitelikte olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle bakıldığında, radyasyonla çalışmanın sıradan bir mesleki faaliyet olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
ŞUA İZNİ NASIL TALEP EDİLİR, DAYANAKLARI NE ?
Şua izni hakkı için sağlamanız gereken koşullar; öncelikle iyonize radyasyonla çalıştığınız sabit bir birimin olması, size tahsis edilen dozimetreleri kullanmanız ve düzenli olarak imza karşılığı takibini yapmanızdır (2 ayda bir vb.), maruziyetinizi kanıtlayan çalışma listeleriniz ve saatleriniz, ve ilgili formlar (kuruma göre değişebilir- takip formu vb). Bunları idareye yazılı dilekçe ile ibraz ettiğinizde, idare ilgili hesaplama sonucu hak ettiğiniz şua iznini kullandırmak zorundadır.
Bu hakkın kullandırılmaması halinde idareye yazılı başvuru yapılması önem arz etmektedir!!
Hastanelerin Radyoloji Görüntüleme Komisyonu veya Görüntüleme birimlerinizle iletişime geçip bilgi almanız önerilmektedir.
Yönetmelikte yer alan sağlık izni düzenlemesi, şua izninin hangi koşullarda ve ne şekilde uygulanacağını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna göre, yalnızca iyonlaştırıcı radyasyon kaynaklarının kullanıldığı denetimli alanlarda çalışan personele, yıllık izinlerine ek olarak sağlık izni verilmesi zorunludur. (madde 8)
Bu iznin süresi sabit olmayıp, çalışanın yıl içerisinde denetimli alanlarda fiilen geçirdiği (bu madde tartışmalıdır ) süreye göre belirlenmektedir. Nitekim mobil röntgen ve skopi gibi hareketli cihazlarla çalışan personel de bu kapsamda açıkça değerlendirilmiştir.
Öte yandan, radyasyon dozunun sınır değerleri aşması halinde sağlık izninin derhal kullandırılması gerektiği düzenlenmiştir.
Son olarak, 2025 yılı için hak ettiğiniz ŞUA iznini, bu yıl (2026) kullanabilirsiniz. O nedenle idareye gerekli dilekçelerinizi ve EK belgelerinizi ivedilikle sunmanızda yarar var.
Yargı kararlarında bu konuyla ilgili henüz yerleşik bir içtihat oluşmamıştır. Sağlık sendikalarının çoğu bu konuyla ilgili davalar açmıştır. Mevcut bir emsal karar, sadece denetimli alan değil diye şua izni verilemez kararını reddetmiştir.
Nitekim Batman İdare Mahkemesi’nin 19.02.2025 tarihli kararında (E.2024/604, K.2025/157), ameliyathanede görev yapan bir hemşirenin şua izni talebinin, gerekli inceleme yapılmaksızın zımnen reddedilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
SAĞLIK İZNİ TABLOSU (SAAT HESAPLAMALARI İÇİN)

Sonuç olarak, şua izni tartışması aslında bir yorum meselesi değil, doğrudan mevzuatın nasıl okunacağıyla ilgilidir. Kanunla güvence altına alınmış, yönetmelikle detaylandırılmış ve teknik düzenlemelerle sınırları çizilmiş bir hakkın, uygulamada yok sayılması veya daraltılması hukuken kabul edilebilir değildir.
Radyasyonla çalışmanın riskleri açıkça ortaya konulmuşken, bu riskin doğal sonucu olan sağlık izninin tartışmaya açılması, mevzuatın bütüncül yapısıyla çelişmektedir. Bu nedenle mesele, bir ayrıcalık talebi değil açık bir hukuki düzenlemenin sahadaki karşılığının ne ölçüde sağlandığı sorunudur.
ŞUA BİR HAKTIR, KEYFİ İZİN DEĞİLDİR….