İlker Coşkun avatarı
İlker Coşkun
Ben İlker Coşkun. Bir kamu hastanesinde ameliyathane hemşiresi olarak çalışıyorum. Aynı zamanda sağlık hukuku alanında yüksek lisans yapıyorum. Sahada hemşire olarak çalışırken karşılaştığım hukuki sorunların, literatürde yeterince ele alınmadığını fark ettim ve bu alan üzerine düşünmeye, yazmaya başladım. Hasta hakları, sağlık çalışanlarının hukuki sorumluluğu, özellikle de hemşirelik pratiğinde ortaya çıkan etik ve hukuki sorunlar ilgi alanım. Amacım, teorik hukuk bilgisini sahadaki gerçek deneyimlerle birleştirerek hem sağlık çalışanlarına hem de hukuk alanına katkı sunmak. Bu platformda, sağlık hukuku ve hemşirelik kesişiminde yer alan konular üzerine yazılar yazıyor, tartışmalar açıyor ve farkındalık oluşturmayı hedefliyorum. Daha önce birçok STK ve dernekte komisyon yöneticiliği görevinde bulundum. Uluslararası dernek işbirlikleri ile gönüllülük projelerinde öğrencilere eğitim verdim. Kamu hastanesi kliniğinde yönetici hemşirelik görevinde bulundum. Toplam üç dil biliyorum. Yüksek lisans eğitimim devam etmektedir.
  • 28 Yazı
  • 0 Yorum

İlker Coşkun - Tüm Yazıları

Köşe Yazısı

DİSİPLİN Mİ, GÖZDAĞI MI? Kamu Hastanelerinde Ceza Yetkisinin Hukuki Sınırları 

Kıymetli  okurlar, kamu hizmetinde disiplin elbette gereklidir. Hastanede bir görevin zamanında yapılmaması, hasta güvenliğini ilgilendiren bir talimata kayıtsız kalınması yahut görevin özensiz yürütülmesi karşılıksız bırakılamaz. Ancak disiplin yetkisi, kamu hizmetinin düzenini korumak için vardır  yöneticinin öfkesini, kişisel tercihini veya personeli yıldırma arzusunu resmi bir yazıya dönüştürmek için değil. Bu ayrım kaybolduğunda soruşturma, hukuki bir güvence olmaktan çıkar kapısı her an çalınabilecek bir korku mekanizmasına dönüşür. Disiplin yetkisi sınırsız bir yönetim imtiyazı değildir!  657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkarma cezalarını, bunları gerektiren fiillerle birlikte 125. maddede düzenlemektedir. Aynı maddede, sayılan fiillere nitelik ve ağırlık bakımından benzer eylemlerin de aynı tür cezayla karşılanabileceği belirtilir.[1] Ne var ki bu benzerlik hükmü idareye boş bir sayfa vermez. Fiilin somut biçimde ortaya konulması, hangi bentle neden benzeştiğinin açıklanması, kusurun gösterilmesi ve yaptırımın ölçülü olması gerekir. Kanunilik, tipiklik, belirlilik, savunma hakkı, tarafsızlık ve ölçülülük, disiplin hukukunun süsü değil, kararın hukuken ayakta kalma şartlarıdır.[2] Nitekim 2025 yılında yayımlanan kapsamlı bir çalışmada incelenen 930 Danıştay kararının 715’inde disiplin işlemi hukuka aykırı bulunmuştur. Uyarma cezalarına ilişkin incelenen 105 kararın 96’sı da hukuka aykırılık başlığında sınıflandırılmıştır. Öne çıkan sebepler; isnadın sabit olmaması, fiilin yanlış nitelendirilmesi, disiplin suçu oluşturmayan davranışın cezalandırılması, tipiklik ilkesinin ihlali, savunma hakkının kısıtlanması ve eksik soruşturmadır.[3] Bu sayılar, “nasıl olsa en hafif ceza” denilerek verilen uyarma cezalarının dahi yargısal denetimde ne kadar kırılgan olabildiğini göstermektedir. Üstelik uyarma cezası önemsiz değildir. Personelin özlük dosyasına girer çalışma huzurunu, kuruma güvenini ve yöneticisiyle ilişkisini etkiler. Bazen yaptırımdan daha ağır olan, personele verilen örtülü mesajdır: “Seni izliyorum; uygun gördüğüm anda hakkında işlem başlatabilirim.” İşte disiplin yetkisinin kamu yararından uzaklaşıp kişisel baskı aracına dönüşme riski tam burada başlar kıymetli okurlar. Usul, kararın vitrini değil, temelidir. Bir memura “savunmanı ver” yazısı gönderilmiş olması, savunma hakkının gerçekten kullandırıldığı anlamına gelmez. İsnadın tarihi, yeri ve somut içeriği dayanılan deliller; fiilin hangi disiplin normuyla ilişkilendirildiği ve savunma için tanınan süre açık olmalıdır. 657 sayılı Kanun’un 130. maddesi, savunma alınmadan disiplin cezası verilemeyeceğini ve savunma için yedi günden az süre tanınamayacağını düzenler.[1] Akademik çalışmalarda da bilgi ve belge taleplerinin karşılanması, delillere erişimin sağlanması ve yalnızca “ifade alma” işleminin savunma yerine geçirilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır.[4] Danıştay 12. Dairesinin 13 Temmuz 2023 tarihli bir kararında, sosyal medya paylaşımı nedeniyle verilen devlet memurluğundan çıkarma cezasına ilişkin uyuşmazlıkta fiille uygulanan disiplin hükmü arasındaki uyumsuzluk ile savunmanın etkili biçimde kullanılmasına olanak tanınmaması değerlendirilmiş işlemin iptali sonucu korunmuştur.[5] Kararın bize söylediği açıktır: Ceza ne kadar ağırsa, idarenin gerekçesi ve usul güvenceleri de o kadar güçlü olmak zorundadır. Fakat aynı mantık uyarma cezasında da geçerlidir zira hukuk devleti, yalnızca ağır yaptırımlarda değil, en küçük idari müdahalede de kendini göstermelidir. “Devlet memuru vakarına yakışmayan tutum” gibi soyut ifadeler de sınırsız yorumlanamaz. Bu kavramların somut olayın bağlamı, görevin niteliği, sözün veya davranışın ağırlığı ve kamu hizmetine gerçek etkisi gösterilerek uygulanması gerekir.[6] Aksi halde belirsiz bir ifade, yöneticinin hoşuna gitmeyen her davranışı cezalandırmanın kolay aracına dönüşür. Örnek… Gelelim sahada sık karşılaşılan bir örneğe: personelin giriş veya çıkış kartını basmaması. Hukuken dürüst olmak gerekir; kart basmamak her koşulda cezasız bir davranış değildir. Kurumca açıkça belirlenmiş, personele duyurulmuş ve hukuka uygun bir takip usulüne kusurlu biçimde uyulmaması, olayın özelliklerine göre 125. maddedeki bir disiplin fiiliyle ilişkilendirilebilir. Ancak cihaz kaydının bulunmaması ile personelin görevine hiç gelmemesi aynı şey değildir.  Puantaj çizelgesi, giriş kayıt evrakları, hasta gözlem takip formları, hemşire gözlem ve devir kayıtları, kamera verisi, tanık anlatımları yahut dijital sistem girişleri personelin fiilen çalıştığını gösteriyorsa; yalnızca turnike ekranındaki boşluğa bakılarak ceza verilmesi eksik inceleme sorununu doğurur. İdarenin önce şu soruları yanıtlaması gerekir: Talimat açık ve tebliğ edilmiş midir? Cihaz çalışıyor mudur? Personel gerçekten görev yerinde değil midir? Unutma ile kasıt birbirinden ayrılmış mıdır? Benzer durumda olanlara aynı ölçüt uygulanmış mıdır? Fiilin hizmete somut etkisi nedir? Bu sorular cevaplanmadan “kart yoksa ceza var” yaklaşımı, disiplin hukukunu otomasyona teslim eder. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da avuç içi damar iziyle personel takibine ilişkin bir uyuşmazlıkta, kişisel verilerin korunması ve ölçülülük bakımından hukuka aykırılık değerlendirmesini benimseyen daire kararını onamıştır.[7] Bu karar, klasik kart sistemlerinin tümünü geçersiz kılmaz fakat idareye önemli bir sınır hatırlatır: Personel takibi yapılabilir, ancak seçilen yöntem amaçla ölçülü ve hukuka uygun olmalıdır. Takip aracı, doğrudan ve sorgulanamaz bir suçluluk karinesine dönüşemez. Aynı fiile farklı muamele: disiplin mi, personel seçimi mi? Disiplin cezasının en yıpratıcı hallerinden biri, aynı koşuldaki personelden yalnızca belirli kişilere uygulanmasıdır. Elbette “başkasına ceza verilmedi” savunması, sabit bir disiplin fiilini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Fakat idare benzer olaylar arasında nesnel bir fark yokken yalnızca bazı kişileri soruşturuyorsa, eşitlik, tarafsızlık, sebep ve amaç unsurları tartışmaya açılır. Özellikle örneğin sendikal faaliyetin, dilekçe vermenin, güvenlik olayı bildirmenin yahut yönetimi eleştirmenin hemen ardından başlayan seçici soruşturmalar, zamanlama ve karşılaştırılabilir personel verileriyle birlikte değerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesi 2025 tarihli bir norm denetimi kararında, kolluk personelinin amirlerinin işlem ve eylemleri hakkında olumsuz söz söylemesini geniş biçimde cezalandıran kuralın bir bölümünü, eleştiriyi kategorik olarak bastırması nedeniyle Anayasa’ya aykırı bulmuştur.[8] Veysel Kaplan kararında ise sendikal protesto nedeniyle verilen uyarma cezasının örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.[9] Demek ki disiplin yetkisi, eleştiri ile hakareti  sendikal faaliyet ile görev ihmalini birbirine karıştıramaz. Bunun karşısında yargı her disiplin cezasını iptal etmez. Danıştay 12. Dairesi, bir devlet hastanesinde görev yapan hemşirenin amirine yönelik sözleri nedeniyle verilen aylıktan kesme cezasını, fiilin sabit olduğu ve uygulanan hükme uyduğu sonucuyla hukuka uygun bulmuştur.[10] Bu örnek önemlidir: Sorun idarenin ceza yetkisinin varlığı değil, bu yetkinin delile, doğru hukuki nitelendirmeye, tarafsız usule ve ölçülülüğe dayanıp dayanmadığıdır. Mobbing, tek bir yazıdan değil, işlemler zincirinden okunur. Her haksız tutanak veya her yanlış disiplin cezası tek başına mobbing değildir. Mobbingden söz edebilmek için çoğu kez sistematiklik, süreklilik ve yıldırma amacı aranır. Ne var ki geçici görevlendirmeler, art arda açılan soruşturmalar, orantısız cezalar, izinlerin seçici biçimde engellenmesi ve mesleki itibarı zedeleyen yazışmalar birlikte bir örüntü oluşturabilir. Güncel hukuk literatürü, mobbingin idari işlemler aracılığıyla hukuki bir görünüm kazanabildiğine özellikle dikkat çekmektedir.[11] Bu yüzden personelin tek tek olaylara değil, bütüne ilişkin kayıt tutması önemlidir: tebliğ tarihleri, yazılar, savunmalar, vardiya çizelgeleri, aynı durumdaki çalışanlara yapılan uygulamalar, tanıklar ve işlemlerin sendikal faaliyet veya şikayetlerden sonraki zamanlaması. Zira yıldırmanın dili çoğu zaman yüksek sesle değil, art arda gelen resmi kağıtlarla kurulur....

Köşe Yazısı

Sağlık Çalışanları Neden Daha Az Çalışmalı

Değerli okurlarım, Bir sağlık çalışanının hayatında dinlenmeye ne kadar yer var? İşten çıktıktan sonra eve ulaşmak, yemek hazırlamak ve ertesi...

Köşe Yazısı

Ameliyathane Hemşireliği…

Bir ameliyat odasında ışıklar yandığında herkesin gözü cerraha çevrilir. Cerrah karar verir, anestezi hastayı uyutur, ekip pozisyonunu alır. O andan...

Köşe Yazısı

YAZMADIYSANIZ YAPMADINIZ DEMEKTİR

Kamu idaresinde görünürlükten malpraktis dosyasına: sözün kayda, kaydın hak aramaya dönüşmesi meselesi.. İlker Coşkun Değerli okur ve dostlar, kamu kurumlarında...

Köşe Yazısı

SAĞLIK HUKUKU’NUN KARAR DEFTERİ

Yüksek mahkeme kararları ışığında  hekim, hemşire, aydınlatılmış onam ve disiplin hukuku .. İlker Coşkun Kıymetli okurlar, sağlık hukukunda bazen bir...

Köşe Yazısı

Sahadan Kaçıp Sahayı Yönetmek: Hemşirelikte Masa Başı Yanılgısı

Değerli okurlar, “Her hemşire masa başında çalışmak istiyor” demek kuşkusuz bütün bir meslek grubuna haksızlık olur. Ancak sağlık kurumlarında giderek...

Köşe Yazısı

Kamu Denetçiliği Kurumu

Değerli okurlar, şu ana kadar birçok yazı yayımladık. Bunların merkezinde sağlık hukuku ve bu alandaki uyuşmazlıklar yer aldı. Şimdi ise...

Köşe Yazısı

Ameliyathaneden Servise: Aynı Meslek, Farklı Dünyalar

Sağlık sisteminde sıkça duyduğumuz bir cümle vardır: “Sonuçta hemşire değil mi? Her yerde çalışır.” İlk bakışta pratik ve hatta eşitlikçi...

Köşe Yazısı

Sendika Ne Değildir? Neden Üye Olmalısınız?

Sağlık çalışanlarının örgütlü mücadelesi, bugün belki de hiç olmadığı kadar önemli bir eşikten geçiyor. Çünkü sahada sorun çok, hak kaybı...

Köşe Yazısı

Malpraktis Dosyalarında Görünmeyen Ağırlık: Bilirkişi Raporları

Tıbbi malpraktis iddialarında çoğu zaman sahnenin görünen tarafına odaklanılır: hasta, hekim, hemşire, mahkeme ve hâkim. Oysa bu dosyaların önemli bir...

Giriş Yap

Sağlık Haberi | Sağlık Personeli Haberleri, Atama ve Maaş Tabloları ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Şu an sitede
– kişi
aktif