Sosyal medya platformu X üzerinde paylaşılan ve kısa sürede büyük yankı uyandıran bir mesaj, Türkiye’deki yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) yaşanan sessiz ve trajik bir krizi gözler önüne serdi. trafik kazası veya düşme gibi akut travmalarla yoğun bakıma acil ihtiyaç duyan sağlıklı bireylerin, aylardır yatakları dolduran ve tıbbi iyileşme beklentisi olmayan kronik hastalar yüzünden yer bulamaması, sağlık sistemindeki devasa bir etik ve yapısal sorunu yeniden tartışmaya açtı.
Akut Travma ve Kronik Hasta İkilemi
Yoğun bakımların asıl varoluş amacı olan “hızlı sirkülasyon ve hayati tehlikeyi atlatma” misyonunun giderek kaybolduğuna dikkat çeken paylaşım, çarpıcı bir senaryo üzerinden mevcut tabloyu özetledi. On beş dakika öncesine kadar tamamen sağlıklı olan, ancak talihsiz bir kaza sonucu acil yaşam desteğine ihtiyaç duyan bir çocuğun; aylardır hatta yıllardır aynı yatağı işgal eden, tıp dünyasının dahi çaresiz kaldığı nadir sendromlara sahip terminal dönem (son evre) hastalar yüzünden tedaviye ulaşamadığı vurgulandı.
Paylaşımda, iyileşme ihtimali olmayan ve sadece makinelere bağlı olarak yaşamı uzatılan hastaların, acil ve kurtarılabilir vakaların önünü tıkadığına dikkat çekilerek, yoğun bakımların adeta uzun dönemli bakım evlerine dönüştüğü ifade edildi.
Hekimin Omuzlarındaki Ağır Yük: “Medyada Hangi Başlık Atılır?”
Sorunun sadece yatak kapasitesi değil, aynı zamanda hekimlerin yalnız bırakıldığı devasa bir etik ve hukuki açmaz olduğu da dile getirildi. Acil servisteki bir hekimin inisiyatif alarak, aylardır yatmakta olan ve iyileşme umudu sıfır olan bir hastayı solunum cihazından ayırıp, yerine yaşama tutunma ihtimali yüksek olan o çocuğu alması durumunda yaşanacaklar şu sözlerle özetlendi:
“Bu hekimin başına neler gelir? Bu hekime minnet duyan tek kişi kim olur? Gazeteler hangi başlığı atar?”
Hekimlerin böyle bir triyaj (önceliklendirme) kararı aldıklarında anında “katil” ilan edilme, medyada linç edilme, hasta yakınlarının şiddetine uğrama ve adli soruşturmalarla meslekten men edilme korkusu yaşadığı gerçeği, sistemdeki yasal boşluğu acı bir şekilde ortaya koydu.
Çözüm Önerisi: Bakanlık Onaylı Merkezi Algoritma
Yoğun bakım yataklarının yüzde 70-80 gibi devasa bir oranının bu tarz uzun yatışlı hastalar tarafından işgal edilmemesi gerektiği belirtilen paylaşımda, çözümün bireysel hekim inisiyatiflerine bırakılamayacağı vurgulandı. Sağlık Bakanlığı’na doğrudan çağrı yapılarak; hekimin dahi itiraz edemeyeceği, tamamen bilimsel ve yasal güvenceye dayalı, net bir trijaj algoritmasının devreye sokulması talep edildi. Beklentinin sıfır olduğu hastanın sistem tarafından otomatik olarak çıkarılıp, kurtarılabilir hastanın yatağa alınmasını sağlayacak bu yasal zırhın, hem hastaları hem de hekimleri koruyacak tek yol olduğu savunuldu.
Bir çocuk.
Sapasağlam.
Balkondan düştü ya da trafik kazası geçirdi ya da suya düştü vs vs.
Bulunduğu ilde yoğun bakım yatakları; dünyada hiçbir #doktor‘un iyileştiremeyeceği 4 aydır, 6 aydır, 1 yıldır yatan yatalak bakım hastaları ile dolu.
Kiminin sendromlarını birçok +— TBP (@Sukhbaatar_) March 10, 2026
Sağlıkhaberi.net Yorumu: Palyatif Bakım Eksikliği ve Ağrı’daki Bebek Gerçeği
Sosyal medyadan yükselen bu feryat, aslında sağlık sistemimizin hasır altı edilen en büyük krizlerinden birinin dışa vurumudur. Çok kısa bir süre önce Ağrı’da 34 haftalık entübe bir bebeğin, il genelindeki 3. basamak yoğun bakımlarda tek bir boş ventilatör (solunum cihazı) bulunamaması nedeniyle kilometrelerce öteye, Batman’a sevk edilmek zorunda kalmasını hatırlayalım. Peki o yoğun bakımlar neden doluydu? Gerçekten hepsi aniden hastalanan akut vakalar mıydı, yoksa X platformundaki bu isyanda belirtildiği gibi aylardır o yataklarda yatan ve artık yoğun bakım değil “bakım evi” ihtiyacı olan kronik hastalar mıydı?
Hekimleri “Kimi yaşatıp kimi ölüme terk edeceğim?” gibi tanrısal bir ikilemle ve medyanın linç kültürüyle baş başa bırakmak, devletin sağlık yönetimi ciddiyetiyle bağdaşmaz. İngiltere veya Almanya gibi gelişmiş sağlık sistemlerinde, terminal dönemdeki veya tıbbi yarar görme ihtimali kalmamış hastalar için çok net hukuki “yoğun bakımdan çıkarma ve destek çekme” protokolleri bulunur. Bizde ise bu hukuki altyapının olmaması, hekimleri defansif (çekinik) tıbba itmektedir.
Ancak sorunun sadece bir “algoritma” yazılarak çözülemeyeceği de açıktır. Türkiye’nin asıl eksiği, yoğun bakımdan çıkarılacak bu kronik hastaların insani şartlarda yaşamlarını sürdürebilecekleri “Palyatif Bakım Merkezleri” ve donanımlı kronik bakım evlerinin sayısının yetersizliğidir. Aileler, evlerinde solunum cihazına bağlı bir hastaya bakmaktan korktukları veya altyapıları olmadığı için hastalarını yoğun bakımlarda tutmak için direnmektedir. Devlet, palyatif bakım kapasitesini devasa oranda artırmadan ve eş zamanlı olarak hekimleri yasal güvence altına alan bir triyaj algoritması yayınlamadan, acil servis kapılarında boş yoğun bakım yatağı beklerken can veren travma hastalarının dramı bitmeyecektir.
