Sağlık sisteminin en ağır yükünü omuzlayan, gece gündüz demeden kesintisiz hizmet sunan hemşirelerin ve sağlık emekçilerinin maruz bırakıldığı fiziki koşullar, sosyal medya üzerinden paylaşılan çarpıcı karelerle bir kez daha gün yüzüne çıktı. İzmir ve Adana‘da yer alan iki köklü kamu hastanesinin personeline reva gördüğü dinlenme alanları, sağlık çalışanlarına verilen değerin ne yazık ki sadece lafta kaldığını acı bir şekilde kanıtlıyor. Kapısı dahi tam açılmayan daracık odalar, süngerleri dışarı fırlamış yırtık kanepeler ve su sızıntılarından küf tutmuş tavanlar eşliğinde nöbet tutmaya çalışan profesyoneller, ardı ardına yapılan resmi başvuruların cevapsız bırakılmasına isyan ederek yetkilileri göreve çağırıyor.
Ege’nin Lokomotifi Hastanede Nefes Alacak Yer Yok
Bölgenin en yoğun ve kritik sağlık merkezlerinden biri olan İzmir Atatürk Eğitim ve araştırma Hastanesi, son günlerde sağlık personelinin insanlık dışı dinlenme koşullarıyla gündemin ilk sıralarına yerleşti. Paylaşılan fotoğraflar, adeta bir ardiye veya depo olarak kullanılması gereken izbe alanların, hekim, hemşire ve teknikerler için dinlenme odasına dönüştürüldüğünü gösteriyor. Odanın fiziki darlığı sebebiyle kapıların tam açılamadığı, dinlenme koltuklarının eşya dolaplarıyla iç içe geçtiği ve personelin kelimenin tam anlamıyla adım atacak yer bulamadığı o anlar büyük tepki topladı.
Aylardır süren bürokratik çabalara rağmen hiçbir adım atılmaması, çalışanların tükenmişlik hissini daha da derinleştiriyor. Sahadan yükselen haklı isyan, şu ifadelerle kamuoyunun dikkatine sunuldu:
“Ege’nin lokomotifi olan bir hastanede birçok hemşire, hekim, tekniker dinlenme odası aşağıda göründüğü gibi. Sağlık emekçilerine verilen değer bu mu? Kapılar bile tam açılmıyor. Onlarca görüşme, resmi yazışma yaptığımız halde hiçbir düzenleme yapılmadı. Yer açılsın diye bir dolabı dahi aylardır dinlenme odasından çıkartmayacak kadar önemsiz mi çalışanlar? Acil serviste, yoğun bakımlarda, kliniklerde Sağlık Bakanlığı yetkililerini bu konuyu yerinde görmeye ve bir çalışan memnuniyet anketine davet ediyor, bu konuda ivedilikle düzenleme yapılmasını talep ediyoruz.”
Adana’da Penceresiz, Küflü ve Yırtık Koltuklu Nöbet Çilesi
Benzer bir utanç tablosu ise Türkiye’nin bir diğer ucundan, Adana 5 Ocak Devlet Hastanesi Cerrahi Servisi‘nden yansıdı. Ameliyat sonrası kritik süreçleri yöneten, hastaların hayata tutunmasını sağlayan cerrahi servisi hemşirelerinin soluklanmak için kullandıkları alanın fotoğrafları, görenleri hayrete düşürdü. Tavandaki asma panellerin nemden ve su sızıntılarından sararıp küf tuttuğu, odada doğal havalandırma sağlayacak hiçbir pencerenin bulunmadığı ve personelin üzerine oturduğu suni deri çekyatın boydan boya yırtılarak süngerlerinin açığa çıktığı o kareler, çalışan güvenliği ve hijyeni kavramlarının tamamen hiçe sayıldığını belgeliyor.
Yaşadıkları çaresizliği ve kurum içi iletişimsizliği dile getiren sağlık profesyonelleri, mevcut durumu şu sözlerle anlattı:
“5 Ocak Devlet Hastanesi Cerrahi Servisi Hemşire Odası… Sağlık çalışanları insanüstü bir özveriyle görev yaparken, dinlenmeleri için ayrılan alanların hali maalesef içler acısı. Yapılan sözlü ve yazılı başvurulara çözüm üretmek bu kadar zor olmamalı! Penceresiz oda koşulları, nem ve küf tutmuş tavan, kullanılamaz halde dinlenme çekyatları… Bu şartlarda ne dinlenmek mümkün ne de sağlıklı bir çalışma ortamı oluşturmak! Sağlık çalışanlarına hak ettikleri insani ve hijyenik koşullar derhal sağlanmalıdır. Yetkilileri göreve davet ediyoruz!”
Hastanelerdeki Dinlenme Alanlarının Ortak Fiziksel Çöküş Tablosu
Sosyal medyaya yansıyan ve on binlerce etkileşim alan bu iki farklı şehirdeki paylaşımların ortaya koyduğu ortak acı gerçekleri şu şekilde listeleyebiliriz:
-
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi:
-
Kapıların tam açılmasını engelleyecek seviyede metrekare yetersizliği.
-
Odayı daraltan atıl dolapların defalarca talep edilmesine rağmen dışarı çıkarılmaması.
-
Hekim, hemşire ve teknikerlerin aynı basık ve dar alanı ortak kullanmaya mecbur bırakılması.
-
-
Adana 5 Ocak Devlet Hastanesi:
-
Cerrahi gibi yüksek hijyen gerektiren bir serviste nemli ve küflü tavan yapısı.
-
Temiz havanın içeri girmesini tamamen engelleyen penceresiz mimari tasarım.
-
Oturma ve yatma fonksiyonunu tamamen yitirmiş, iskeleti bozulmuş, derin yırtıklara sahip dinlenme koltukları.
-
Sağlık çalışanları, her iki ildeki mülki amirleri, il sağlık müdürlüklerini ve doğrudan Sağlık Bakanlığı yetkililerini, klimalı makam odalarından çıkıp sahadaki bu çürümüşlüğü kendi gözleriyle görmeleri için hastane koridorlarına davet ediyor.
İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi.
Ege’ nin lokomotifi olan bir hastanede bir çok Hemşire,Hekim, Tekniker Dinlenme odası aşağıda göründüğü gibi. Sağlık Emekçilerine verilen değer bu mu? Kapılar bile tam açılmıyor.
Onlarca görüşme, resmi yazışma yaptığımız halde… pic.twitter.com/n6cwlnnxhu
— Yağmur Kılıç (@yakilic1) May 4, 2026
📍 5 Ocak Devlet Hastanesi Cerrahi Servisi Hemşire Odası ..
Sağlık çalışanları insanüstü bir özveriyle görev yaparken, dinlenmeleri için ayrılan alanların hali maalesef içler acısı…
Yapılan sözlü ve yazılı başvurulara çözüm üretmek bu kadar zor olmamalı !❌ Penceresiz oda… https://t.co/FNfBFXEDej pic.twitter.com/gPRyZfLA5w
— Ayberk Mazı (@mzayberk) May 4, 2026
Sağlıkhaberi.net Yorumu: Milyonluk Cihazların Gölgesinde Çürüyen İnsan Onuru
Sağlık sistemimizi överken en çok başvurduğumuz argümanlar genellikle son teknoloji ürünü devasa cihazlar, şehir hastanelerinin ihtişamlı binaları ve yenilenen teknolojik altyapılar oluyor. Ancak İzmir ve Adana’daki bu iki kamu hastanesinden sızan fotoğraflar, o parlak vitrinin arkasındaki karanlık ve utanç verici arka odayı hepimizin yüzüne çarpıyor. Milyonlarca lira harcanarak alınan MR cihazlarının, tomografilerin hemen birkaç koridor ötesinde; bu sistemin asıl motor gücü olan hemşireler ve hekimler, küf kokan, penceresiz, yırtık süngerli koltukların bulunduğu hücre vari odalara hapsediliyor.
Bir sağlık profesyonelinin 24 saatlik nöbet maratonunda 10 dakika gözünü kapatıp insan onuruna yaraşır bir koltukta dinlenememesi, sadece bir “çalışan hakkı” ihlali değildir; aynı zamanda doğrudan doğruya bir “hasta güvenliği” sorunudur. Fiziksel olarak tükenmiş, temiz hava alamamış, küf soluyan ve yırtık bir çekyatta dinlenmeye çalışan bir personelden, kritik bir hastanın damar yolunu hatasız açmasını veya acil bir kriz anında saniyeler içinde en doğru kararı vermesini beklemek büyük bir haksızlıktır. Bu fotoğraflar bize, binaları betonla veya cihazla büyütmenin sistemi büyütmeye yetmediğini, insanı yaşatmak için önce o insana hayat veren çalışanı yaşatmak gerektiğini en acı haliyle fısıldıyor.