Ankara Bilkent Şehir Hastanesi bünyesindeki Çocuk Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavisi tamamlanarak normal servise alınan bir hastanın yaşadığı tıbbi komplikasyon, idari bir krize dönüştü. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu kadrosunda görevli bir başmüfettişin çocuğu olan hastanın göğüs tüpünün serviste yerinden çıkması sonrası başlatılan soruşturmada, hedefler tamamen yoğun bakım hemşirelerine yöneldi. Personel eksikliği ve idari baskılar gölgesinde 24 saat kesintisiz mesaiye zorlanan hemşirelerin dinlenme haklarını kullanmaları disiplin cezalarına gerekçe yapıldı.
Yoğun Bakımdan Çıkan Hastanın Servisteki Durumu Şikayet Konusu Oldu
Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahi Yoğun Bakım servisinde yatarak tedavi gören çocuk hastanın genel durumunun iyileşmesi üzerine tıbbi protokoller gereği yataklı servise transferi gerçekleştirildi. Servis odasında mobilizasyon aşamasına geçen çocuğun hareketli durumu nedeniyle takılı olan göğüs tüpü dislokalize olarak yerinden çıktı. Yaşanan bu mekanik komplikasyon hastanın genel sağlığında herhangi bir olumsuzluğa veya gerilemeye yol açmadı.
Meydana gelen fiziki olumsuzluğun tıbbi bir zarara dönüşmemesine rağmen, hastanın babası konumundaki Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Başmüfettişi duruma sert tepki gösterdi. Olayın yataklı serviste yaşanmasına karşılık şikayet okları, çocuğun daha önce yattığı yoğun bakım ünitesindeki sağlık personeline çevrildi. Hastane idaresiyle gerçekleştirilen ikili görüşmelerin ardından faturanın doğrudan yoğun bakım hemşirelerine kesilmesi için resmi süreç başlatıldı.
25 Hemşireden 21’ine Dinlenme Molası Gerekçesiyle Ceza
Başlatılan idari soruşturma, yoğun bakım ünitesindeki çalışma şartlarını ve idari yaklaşımları tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. İlgili alanda görevli 25 hemşirenin 21’i soruşturma kapsamına alındı. Hemşirelerin, kendi talepleri olmamasına rağmen idarenin zorlamasıyla 24 saatlik nöbet usulüne göre çalıştırıldıkları tespit edildi. Soruşturma dosyasında, personelin yorucu mesai içerisinde hasta güvenliğini riske atmayacak sayıda hemşireyi alanda bırakarak, ünite dışına çıkmadan hemşire dinlenme odasında mola vermeleri suç unsuru olarak gösterildi.
İdarenin, üst düzey bürokrat unvanına sahip hasta yakınını kırmamak adına doktorlar hakkında hiçbir yasal işlem başlatmazken, tüm faturayı hemşirelere kesmesi çalışma barışını zedeledi. HEP-SEN sendikasının devreye girmesi ve personelin sunduğu detaylı savunmalar neticesinde, kınama talebiyle başlatılan disiplin süreci hafifletilerek uyarı cezasına dönüştürüldü.
Soruşturma Süreci ve Personel Etki Tablosu
| Kriter | Detay ve Sayısal Veriler |
| Olayın Yaşandığı Alan | Yataklı Servis (Göğüs Tüpü Dislokasyonu) |
| Soruşturma Açılan Alan | Çocuk Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi |
| Ünitedeki Toplam Hemşire Sayısı | 25 Hemşire |
| Ceza Kesilen Hemşire Sayısı | 21 Hemşire |
| İşlem Yapılan Doktor Sayısı | 0 (Sıfır) |
| Mesai Uygulaması | İdare Onaylı 24 Saatlik Nöbet Sistemi |
| Nihai Disiplin Kararı | Kınama Talebi Sendika Savunmasıyla Uyarıya İndirildi |
Sağlıkhaberi.net Yorumu: Makam Korkusuyla Verilen Cezalar Sağlık Sistemini Çürütüyor
Yirmi dört saat boyunca aralıksız çalışan bir insanın biyolojik ve zihinsel olarak hata yapmadan görevini sürdürebilmesi tıbben imkansızdır. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi idaresinin, personelin 24 saatlik nöbet sisteminde çalışmak istememesine rağmen bu mesai modelini dayatması, ardından da hasta güvenliğini sağlama şartıyla kullanılan zorunlu dinlenme molalarını “suç” sayması akıl ve mantık dışıdır. Serviste gerçekleşen bir dislokasyon vakasının faturasının, sırf hasta yakını Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu mensubu diye geriye dönük bir cadı avıyla yoğun bakım hemşirelerine kesilmesi, idari bir liyakatsizlik örneğidir. Dinlenmek bir lütuf değil, bilhassa yoğun bakım gibi sıfır hata gerektiren alanlarda hastanın hayatta kalmasını sağlayan en temel güvenlik sigortasıdır.
Bu olaydaki asıl tehlikeli boyut, hastane yönetimlerinin “makam ve unvan” baskısı karşısında kendi personeline sahip çıkamayan refleksler geliştirmesidir. Aynı ekibin parçası olan doktorlara hiçbir yaptırım uygulanmazken, sahanın tüm fiziksel yükünü çeken hemşirelerin kurban seçilmesi, sağlık teşkilatındaki hiyerarşik adaletsizliğin en somut kanıtıdır. İdarelerin temel görevi; imtiyazlı kişilerin öfkesini yatıştırmak için uydurma gerekçelerle sağlık emekçilerine kınama veya uyarı cezaları dağıtmak değil, o personelin insani şartlarda çalışmasını sağlayacak güvenli sistemi inşa etmektir.