Bursa Yenişehir Devlet Hastanesi’nde “Dolap Baskını” Skandalı: Özel Hayatın Gizliliği Çiğnendi, Mahremiyet Teşhir Edildi!

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yenişehir Devlet Hastanesi’nde görevli personelin kişisel giyinme dolaplarının hiçbir yasal dayanak, arama kararı veya yazılı emir olmaksızın zorla açtırıldığı ortaya çıktı. “İstediğim dolabı açar açtırırım” diyen Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü’nün baskıları ve personelin mahrem eşyalarının teşhir edilmesi CİMER’e ve yargıya taşındı.

Bursa Yenişehir Devlet Hastanesi, sağlık camiasında eşi benzeri görülmemiş bir yönetsel baskı ve mobbing skandalıyla çalkalanıyor. İddialara göre 10 Ağustos 2026 tarihinde, hastanede görev yapan hemşire ve diğer sağlık çalışanlarının kullanımına tahsis edilen kişisel giyinme dolapları, Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü’nün talimatıyla hukuksuz biçimde zorla açtırıldı. Çalışanların tüm itirazlarına rağmen gerçekleştirilen aramada, hiçbir yazılı tebligat veya idari arama kararı sunulmadı.

Kurumda görevli sağlık emekçileri tarafından hazırlanan resmi durum bildirimi, CİMER şikâyetleri ve gazeteci Lale Akasoy’un köşesine taşıdığı çarpıcı detaylar; hastanede çalışanların özel hayatlarının hiçe sayıldığını, mahrem eşyalarının ortalığa saçıldığını ve itiraz eden personelin açıkça tehdit edildiğini belgeledi.

“Burası Özel Alanımız” İtirazına Yanıt: “İstediğim Dolabı Hem Açar Hem Açtırırım!”

10 Ağustos 2026 günü yaşanan baskın sırasında, görev başındaki personelin gösterdiği meşru direnç ve itirazlar idarenin sert tavrıyla bastırıldı. Çalışanların, “Burası bizim kişisel giyinme dolabımızdır, özel alanımız ve mahremiyetimizdir; yazılı bir karar olmadan açamazsınız” yönündeki uyarıları Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü tarafından hiçe sayıldı.

Görgü tanıklarının ve mağdur personelin resmi şikâyet dilekçelerine yansıyan beyanlara göre müdür, personelin gözü önünde şu skandal ifadeleri kullandı:

“Ben bu hastanenin müdürüyüm; istediğim dolabı hem kendim açar hem de personeli diker zorla açtırırım!”

Kamu idaresinin verdiği yetkiyi kişisel tahakküm aracına dönüştüren bu keyfî tutum, hastanedeki çalışma barışını temelinden dinamitledi.

Özellikle Kadın Çalışanların Dolapları Hedef Alındı: Mahrem Eşyalar Teşhir Edildi

Olay günü gerçekleştirilen usulsüz aramanın en vahim boyutu ise uygulamanın hedefi ve icra ediliş biçimi oldu. Çalışanların idari makamlara sunduğu resmi tutanak ve bildirimlere göre, arama sırasında özellikle kadın sağlık çalışanlarına ait kişisel soyunma ve giyinme dolapları yoğun biçimde hedef alındı.

Kadın personele ait özel kıyafetlerin, hijyenik ve mahrem malzemelerin bulunduğu dolap kapakları çalışanların rızası hilafına zorla açtırılarak içerisindeki eşyalar ortalığa saçıldı. Dolap içeriklerinin orada bulunan diğer görevlilere ve erkek idarecilere gösterildiği, özel hayatın ve mahremiyetin alenen teşhir edildiği iddiaları infial yarattı.

Personelin açık rızası ve yasal mahkeme/arama kararı bulunmaksızın gerçekleştirilen bu teşhir, Anayasa ile korunan kişi mahremiyetini ve kadın çalışanların onurunu ağır biçimde zedeledi.

İtiraz Edene Sürgün ve Ceza Tehdidi: Hak Arama Hürriyetine İdari Barikat

Dolaplarının hukuksuz biçimde zorla açılmasına karşı çıkan, durumu resmi tutanağa bağlamak isteyen veya yasal yollara başvuracağını belirten sağlık çalışanları, bu kez de idari yaptırım ve görev yeri değişikliği tehditleriyle sindirilmeye çalışıldı. Yaşanan haksızlığa sessiz kalmayan personele yönelik doğrudan yönetsel baskı kurulduğu kayıtlara geçti.

Şikâyet dilekçelerine ve CİMER başvurularına yansıyan bilgilere göre; hak arama hürriyetini kullanmak isteyen çalışanlara “hastane içinde istenmeyen birimlere sürgün edilecekleri, görev yerlerinin değiştirileceği veya haklarında disiplin soruşturması açılacağı” yönünde açık gözdağı verildi. Yönetimin bu şantaj vari tavrı, çalışanların Anayasa ile güvence altına alınan şikâyet ve adli başvuru haklarını engelleme çabası olarak değerlendirildi.

Personelin sesini kısmak amacıyla birim sorumlularının görev yerlerinin değiştirilmesi ve personele yönelik idari yetkilerin bir tehdit unsuru olarak masaya sürülmesi, kurumdaki huzursuzluğu ve korku iklimini tırmandırdı.

Çalışanlardan Ortak İsyan Mektubu: “Sesimizi Duyuracak Yerimiz Kalmadı!”

Yenişehir Devlet Hastanesi’nde yaşanan yönetsel baskının ve keyfî uygulamaların dayanılmaz boyutlara ulaşması üzerine kurum personeli ortak hareket etme kararı aldı. Hastane koridorlarında giderek tırmanan mobbing karşısında çaresiz bırakılan sağlık çalışanları, yaşadıkları süreci gazeteci Lale Akasoy’a gönderdikleri ortak elektronik posta ile kamuoyuna duyurdu.

“Lale Hanım… Artık sesimizi duyuracak yerimiz kalmadı!” çığlığıyla başlayan mektupta, Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü’nün personeli sindirmeye yönelik sistematik baskı politikaları tek tek sıralandı. Çalışanlar, kurum içinde hak arayabilecekleri tüm idari kapıların yüzlerine kapandığını belirterek şu ifadelere yer verdi:

“Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürümüzün her geçen gün artan mobbingine dayanamıyoruz artık… İtiraz etmemize rağmen baskı yaparak, korkutarak, zorla giyinme dolaplarımızı açtılar ve özel eşyalarımızı teşhir ettiler. Tepki gösterdiğimizde ise ‘İstediğim dolabı hem açar hem açtırırım’ cevabını aldık. Şikâyet ettik diye sorumlumuzun yerini değiştirdiler.”

“Arkamda Sendika Var, İl Sağlık Müdürü Bile Dokunamaz!” Meydan Okuması

Çalışanların ortak mektubunda yer alan en vahim iddialardan biri de Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü’nün arkasına aldığı siyasi ve sendikal desteğe güvenerek sergilediği pervasız tavır oldu. Personele yönelik tehditlerini gizleme gereği dahi duymayan idarecinin, hastane koridorlarında çalışanlara açıkça gözdağı verdiği belirtildi.

Sağlık çalışanlarının aktardığına göre müdür, itiraz eden personeli şu sözlerle sindirmeye çalıştı:

“Arkamda sendika var! Bana İl Sağlık Müdürlüğü hiçbir şey yapamaz… Gidin istediğiniz yere şikâyet edin! Son 10 ayım kaldı; istediğimi yaparım, karşı gelene de gününü gösterip hesap sorarım!”

Kurumdaki liyakatsizliği ve denetimsizliği gözler önüne seren bu ifadeler, çalışanların idareye olan güvenini tamamen yok etti.

Hastanede İhbarcılık Baskısı ve Sözleşme Tehdidi: “Konuşulanları Bana Taşıyacaksınız!”

Personelin kaleme aldığı mektupta, kurum içinde oluşturulmak istenen korku ikliminin boyutları ayrıntılarıyla aktarıldı. Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü’nün personeli birbirine düşürmek ve tam bir kontrol mekanizması kurmak amacıyla muhbirlik dayatmasında bulunduğu iddia edildi.

Mektupta, idarecinin çalışanlara yönelik baskıcı üslubu şu çarpıcı ifadelerle yer aldı:

“Birimlerde ne konuşuluyorsa gelip bana anlatacaksınız, yoksa sözleşmenizi feshederim! Sözleşmem bitene kadar hepinize gününüzü göstereceğim.”

Bununla da yetinilmeyerek kliniklerdeki hekimlere dahi danışılmadan keyfî personel eksiltmelerine gidildiği, itiraz eden hemşire ve teknikerlerin görev yerlerinin gerekçesiz şekilde değiştirildiği belirtildi. Sağlık hizmetinin doğasını tehdit eden bu baskıların, hastanedeki çalışma barışını tamamen bitirdiği kaydedildi.

Başhekimlik Kapı Duvar Oldu: “Müdürenin Kararına Karışmam”

Yaşanan yönetsel kriz karşısında hastane üst yönetimine sığınan sağlık emekçileri, Başhekimlik makamından da bekledikleri desteği göremedi. Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü’nün usulsüz dolap aramaları ve sistematik mobbing uygulamalarını belgeleriyle Op. Dr. Murat Yazgan’a ileten çalışanlar, kurum amirinin sergilediği kayıtsız tutumla adeta ikinci bir şok yaşadı.

Personelin anlatımlarına göre, personelin can güvenliği, onuru ve çalışma huzurunu korumakla yükümlü olan Başhekim Yazgan, müdüre hanımın baskılarını engellemek yerine;

“Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü’nün kararlarına ve uygulamalarına karışmam!”

diyerek kapıyı kapattı. Başhekim yardımcısı ile yapılan görüşmelerin de sonuçsuz kalması ve idarenin sorunu çözmekten ısrarla kaçınması üzerine, çalışanlar için hastane içindeki tüm idari ve hiyerarşik çözüm yolları fiilen tıkanmış oldu.

Çaresiz Kalan Emekçiler CİMER ve Sağlık Bakanlığı’na Sığındı: “Müfettiş İstiyoruz!”

Hastane idaresinin şikâyetlere kulağını tıkaması ve Başhekimliğin sorumluluk almaktan kaçınması üzerine sağlık emekçileri çareyi Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) ve Sağlık Bakanlığı nezdinde resmi girişimlerde bulunmakta buldu. Kurum içinde hukuksuzluğun üzerinin örtülmesine izin vermeyen personel, hem idari makamlara resmi dilekçeler sundu hem de CİMER üzerinden detaylı suç duyurularında bulundu.

Hastanenin adeta bir cezaevi disiplinine dönüştürülmek istendiğini, liyakatsiz ve pervasız yönetimin çalışma ortamını çekilmez kıldığını belirten çalışanlar, ‘na acil çağrıda bulunarak şu talebi dile getirdi:

“Artık bu hastanede huzurla görev yapamaz hale geldik. İdarenin arkasına aldığı desteğe güvenerek uyguladığı keyfî zorbalığa birilerinin dur demesi gerekiyor. Bakanlığımızdan acilen tarafsız müfettişler talep ediyoruz; bu yönetim anlayışına derhal dur denilsin!”

Hukuki Zemin: Anayasa’nın 20. Maddesi ve Özel Hayatın Dokunulmazlığı Alenen Çiğnendi

Personel tarafından ilgili makamlara sunulan resmi şikâyet dilekçesinde, gerçekleştirilen dolap aramasının yalnızca idari bir nezaketsizlik değil, doğrudan anayasal bir suç niteliği taşıdığı vurgulandı. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 20’nci maddesi, “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz” amir hükmüyle bireylerin özel alanlarını güvence altına almaktadır.

Dilekçede yer alan hukuki gerekçelere göre, kamu görevlilerine kişisel eşyalarını koymaları amacıyla tahsis edilen dolaplar da bu anayasal koruma zırhı kapsamındadır. Hâkim kararı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili merciin yazılı emri veya açılmış meşru bir disiplin soruşturması bulunmaksızın personelin özel eşyalarının karıştırılması; Türk Ceza Kanunu kapsamında özel hayatın gizliliğini ihlal ve görevi kötüye kullanma suçlarını oluşturmaktadır.

Çalışanların açık itirazına rağmen dolap kilitlerinin zorlatılması, hiçbir hukuki dayanağı olmayan tamamen keyfî bir fiili müdahale ve anayasal hak gaspı olarak kayıtlara geçti.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) Yönünden Ağır İhlal Şüphesi

Hukuksuz dolap aramasının yarattığı bir diğer kritik boyut ise 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (KVKK) alenen çiğnenmiş olma ihtimalidir. Çalışanların mesai süresince yanlarında bulundurmak zorunda kaldığı çantalar, cüzdanlar ve kişisel dolap gözleri; kişiyi doğrudan belirlenebilir kılan son derece hassas nitelikte veri ve belgeler barındırmaktadır.

İdari makamlara sunulan şikâyet başvurusunda; dolaplarda personelin şahsi kimlik belgeleri, özel sağlık raporları, reçeteleri, kullandıkları ilaçlar, banka evrakları ve kişisel yazışmalarının bulunduğu açıkça belirtildi. Bu belgelerin ilgilinin açık rızası bulunmaksızın açığa çıkarılması, üçüncü şahısların ve diğer yöneticilerin görebileceği şekilde ortalığa saçılması şu hukuki değerlendirmeyle kayda geçirildi:

Kişisel ve özel nitelikli sağlık verilerinin yetkisiz kişilerce görülmesi, kaydedilmesi veya teşhir edilmesi, KVKK ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır cezai yaptırımlara tabi bir suç teşkil etmektedir. Soruşturma kapsamında bu verilerin üçüncü kişilere aktarılıp aktarılmadığı titizlikle aydınlatılmalıdır.

Sistematik Mobbing ve Görevi Kötüye Kullanma: İdari Yetkiler Tehdit Silahına Dönüştürüldü

Sunulan durum bildiriminde, yaşanan hadisenin münferit bir gerginlikten ibaret olmadığı, çalışanlar üzerinde bilinçli ve sürekli bir yıldırma politikasına dönüştürüldüğü açıkça ifade edildi. Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü’nün “İstediğim dolabı açar açtırırım” şeklindeki otoriter tavrı ile sonrasında gündeme gelen görev yeri değişikliği ve sözleşme feshi tehditleri, mobbingin somut göstergeleri olarak dosyaya eklendi.

Kamu idaresinin yöneticilere tanıdığı idari yetkilerin personeli ezmek, korkutmak veya keyfî biçimde hizaya getirmek amacıyla kullanılamayacağı hatırlatılan dilekçede, bu tutumun yönetsel baskı ve psikolojik taciz boyutuna ulaştığı vurgulandı:

İdareye tanınan takdir ve yönetim yetkisi, personelin anayasal hak arama özgürlüğünü engellemek, şikâyet hakkını kullanan personeli sindirmek veya cezalandırma amacıyla birim değiştirmek suretiyle kötüye kullanılamaz. Bu sistematik fiiller görevin gereklerine aykırı hareket edildiğini açıkça göstermektedir.

Dilekçedeki 12 Maddelik Talepler Zinciri: İdari Soruşturma ve Görevden Alma Çağrısı

Hastanede yaşanan hukuksuzluklar karşısında geri adım atmayan sağlık çalışanları, hak arama mücadelesini somut deliller ve net taleplerle resmi kayıtlara geçirdi. İlgili makamlara sunulan şikâyet başvurusunda, olayın tüm boyutlarıyla aydınlatılması ve sorumluların hesap vermesi amacıyla 12 maddelik kapsamlı bir talep listesi oluşturuldu.

Personelin sunduğu başvuruda öne çıkan kritik talepler şu şekilde sıralandı:

  • 10 Ağustos 2026 tarihindeki hukuksuz dolap açtırma işlemi hakkında derhal kapsamlı bir idari ve disiplin soruşturması başlatılması,
  • Arama talimatını veren Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü ve uygulamaya iştirak eden idarecilerin yetki ve sorumluluk sınırlarının belirlenmesi,
  • İşlemin dayanağına dair herhangi bir yazılı arama emri, mahkeme kararı veya tutanak bulunup bulunmadığının resmiyete dökülmesi,
  • Özellikle kadın çalışanların dolaplarının hedef alındığı iddiaları ile mahrem eşyaların üçüncü kişilere teşhir edilip edilmediğinin araştırılması,
  • Hakkını arayan personelin veya disiplin tehditleriyle sindirilmesini önleyecek koruyucu tedbirlerin ivedilikle alınması.

Sessizliğini Bozan Başhekim Yazgan: “Zorla Açmadık, Ekibimle Birlikte Boş Dolap Arıyorduk”

Olayın basına yansıması ve CİMER başvurularıyla kamuoyunda geniş yankı bulmasının ardından, Yenişehir Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Murat Yazgan gazeteci Lale Akasoy’a konuşarak iddialara yanıt verdi. Personelin dile getirdiği usulsüz baskın ve teşhir suçlamalarını reddeden Başhekim Yazgan, dolap kontrollerinin bizzat kendi bilgisi ve katılımıyla gerçekleştirildiğini savundu.

Hastaneye yeni atanan hekim sayısındaki artış nedeniyle acil giyinme dolabı ihtiyacı doğduğunu öne süren Başhekim Yazgan, kurum içindeki fiziki yetersizlikleri gerekçe göstererek süreci şu sözlerle anlattı:

“İddialar gerçeği yansıtmıyor; hiçbir çalışanın dolabı zorla açılmadı. Hastanemizde hekim sayımız arttı, bu yüzden boşta bekleyen dolapların tespiti için ekibimle birlikte bir arayış içine girdik. İnsanların mahremiyetine el atacak bir kişiliğimiz asla yok.”

Başhekimin bu açıklaması, personelin rızası ve yasal dayanak olmaksızın yapılan fiili müdahaleyi bizzat kurumun en üst amirinin organize ettiğini ikrar etmesi açısından dikkat çekti.

Başhekimden Şok İtiraf: “Dolaptan İlaç ve Not Çıktı, Tutanak Tutmadık Sözel Hallettik”

Başhekim Op. Dr. Murat Yazgan’ın dolap kontrollerini savunurken sarf ettiği sözler, idarenin mevzuatı ve resmi prosedürleri nasıl devre dışı bıraktığını gözler önüne serdi. Boş dolap tespiti adı altında yapılan kontroller esnasında bir dolabın açıldığını ve içerisinden ilaçlar ile bir not kâğıdının çıktığını belirten Yazgan, olayı adli veya idari bir tutanağa bağlamadıklarını itiraf etti.

Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü’nün kendisine durumu ilettiğini aktaran Başhekim Yazgan, skandal niteliğindeki idari pratiği şu sözlerle savundu:

“Orada ilaçlarla birlikte bir de not kâğıdı çıktı. Müdürümüz bana iletti, ben de ‘Tamam’ dedim; dönüp de ne ilaç var, kaç tane var diye bakmadım. Hastanede tedavisi süren hastalardan kalan ilaçlardır herhalde… ‘İlaç kaçırıyorlar, vurgun yapıyorlar’ diye düşünmedim. Hastaneye zarar verecek bir durum görmediğimiz için konuyu tutanak tutmadan, sözel olarak uyararak hallettik.”

Bir kamu hastanesinde ilaç yönetimi ve denetimi gibi hayati bir konuda resmi kayıt ve tutanak tutulmaksızın “sözel geçiştirme” yapılması, idarenin ciddiyetten uzak tutumunu tescilledi.

“Koridorları Kapatıp Poliklinik Yaptık, Masa ve Dolap Arıyoruz”: İtiraf Niteliğinde Çaresizlik

Yenişehir Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Murat Yazgan’ın kurumdaki usulsüz dolap aramalarını meşrulaştırmak adına yaptığı açıklamalar, kamu hastanesindeki fiziksel imkânsızlıkları ve idari basiretsizliği bir kez daha gözler önüne serdi. Yaşanan krizin temelinde hastanedeki ağır malzeme ve alan eksikliğinin yattığını belirten Yazgan, idarenin düştüğü trajikomik arayışı açıkça dile getirdi.

Hastanede yeterli poliklinik dahi bulunmadığını ve koridorların bölünerek hizmet verilmeye çalışıldığını aktaran Başhekim, sağlık çalışanlarının kullandığı dolaplara neden yöneldiklerini şu sözlerle itiraf etti:

“Hastanemizde çok fazla malzeme eksiği var… Polikliniklerimiz yeterli değil; koridorlarda yer kapatıp derme çatma poliklinik oluşturduk. Şimdi de bunların içini doldurmaya çalışıyoruz. Hastanede sandalye arıyoruz, dolap arıyoruz, masa arıyoruz… Bir hemşirenin iki dolabı varmış; ‘Niye iki dolabınız var, birini biz alalım’ dedik ve dolap açıldı.”

Sağlık Bakanlığı’nın ödenek ve donanım tedarik mekanizmalarını işletmek yerine, çalışan personelin kişisel kilitli dolaplarını zorlayarak kurumsal eksiklik kapatmaya kalkışılması tepkileri katmerledi.

Kamu Hastanesinde Tutanaksız Denetim Olur mu? Usul ve Hukuk Ayaklar Altında!

Başhekim Op. Dr. Murat Yazgan’ın “Dolaptan ilaç ve not kâğıdı çıktı ama tutanak tutmadan sözel hallettik” itirafı, kamu idaresi ve sağlık mevzuatı açısından kabul edilemez bir hukuk garabetini gözler önüne serdi. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği ve Taşınır Mal Yönetmeliği hükümleri uyarınca; bir kamu kurumunda gerçekleştirilen her türlü arama, tespit ve teftiş işleminin mutlak surette yazılı bir görevlendirmeye ve resmi bir tutanağa bağlanması zorunludur.

Eğer iddia edildiği gibi personelin şahsi dolabında resmi kuruma ait ilaç, serum veya şüpheli notlar bulunduysa, amirlerin bunu keyfî biçimde “sözel geçiştirme” veya hasıraltı etme yetkisi hukuken bulunmamaktadır. Dolapta suç veya kusur unsuru varsa tutanak tanzim edilip yasal disiplin sürecinin işletilmesi; şayet hiçbir suç unsuru yoksa personelin özel alanına yönelik bu keyfî müdahalenin hesabının verilmesi gerekirken, idarenin sergilediği bu lakayt yaklaşım kamusal denetim mekanizmalarının nasıl felç edildiğini tescilledi.

Devletin resmi hastanesinde “Ben baktım, sözel uyardım, kapattım” mantığıyla yönetim sergilenemez. Tutanaksız, keyfî ve usulsüz her arama; hem arayanı suçlu duruma düşürür hem de kurum içi şeffaflığı ve adaleti tamamen yok eder.

Gazeteci Lale Akasoy’dan Sert Tepki: “Referansın Kimdi Be Canım?!”

Yenişehir Devlet Hastanesi’nde yaşanan skandalın ayrıntılarını iki gün üst üste köşesine taşıyan araştırmacı gazeteci Lale Akasoy, idarenin sergilediği hukuk tanımaz tavra ve liyakatsiz yönetici profiline sert tepki gösterdi. Akasoy, çalışanların feryadını görmezden gelen başhekimlik tutumunu ve sendikal dokunulmazlık zırhına sığınan Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü’nün cüretini sert sözlerle eleştirdi.

Kamu kurumlarında yönetici koltuklarının siyasi veya sendikal referanslarla doldurulmasının faturasını sahada çalışan emekçilerin ödediğini vurgulayan Akasoy, yazısında şu can alıcı ifadelere yer verdi:

“Bazı idareciler arkasına aldığı destekle kendini her şeyin üstünde görerek makamını kötüye kullanmaktan çekinmiyor maalesef… Sağlık emekçileri uygulanan mobbingden, baskılardan, tehditlerden öyle yılmış ki ‘İnceldiği yerden kopsun’ diyorlar. Usulsüz dolap aramaları, özel hayatın gizliliği ihlali, hak arama hürriyetinin engellenmesi… İl Sağlık Müdürlüğü’nün bir an önce soruşturma açması, bu müdürenin sözleşmesini feshetmesi ve görevden uzaklaştırması elzemdir. Hep yazıyoruz ya: Liyakat, liyakat ve ille de liyakat… Ha sahi; referansın kimdi be canım?!”

Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı Sessizliğini Korumamalı: Acil Müfettiş Çağrısı!

Yenişehir Devlet Hastanesi’nde patlak veren, çalışanların resmi durum bildirimleriyle adli ve idari mercilere taşıdığı bu vahim tablo karşısında gözler Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu’na çevrildi. Anayasa’nın güvence altına aldığı özel hayatın gizliliğinin çiğnendiği, kadın çalışanların mahremiyetinin teşhir edildiği ve kurum içi şikâyet yollarının sürgün tehditleriyle kapatılmak istendiği bir ortamda üst yönetimin hareketsiz kalması kabul edilemez.

Yargıya ve CİMER kayıtlarına intikal eden belgeler doğrultusunda, idarenin tarafsız ve bağımsız müfettişler eliyle ivedilikle teftiş edilmesi gerekmektedir. Delillerin karartılmaması, şikâyette bulunan sağlık çalışanlarının ve tanıklık yapacak personelin baskı, yer değişikliği veya disiplin cezalarıyla yıldırılmasının önüne geçilmesi amacıyla soruşturma sürecinde ilgili yöneticilerin görevden uzaklaştırılması elzem bir idari tedbir olarak masada durmaktadır.

Devletin sunduğu sağlık hizmeti; idarecilerin keyfî güç gösterilerine, personeli sindirme operasyonlarına ve usulsüz aramalara feda edilemez. Bakanlık müfettişlerinin kuruma intikali, adil bir tahkikatın ve çalışma barışının yeniden tesisi için ertelenemez bir zorunluluktur.

Sağlıkhaberi.net Yorumu: Sağlık Emekçisinin Kişisel Dolabı İdarenin Hükümranlık Alanı Değildir!

Yenişehir Devlet Hastanesi’nde yaşananlar, liyakatsiz sözleşmeli yöneticilik modelinin kamu sağlık kurumlarını nasıl bir keyfiyet ve korku cumhuriyetine dönüştürdüğünün en somut örneğidir. “Ben istediğim dolabı açar açtırırım” deme cüretini gösterenler, arkalarına aldıkları sendikal veya siyasi kalkanın kendilerini Anayasa’nın ve Türk Ceza Kanunu’nun üzerinde tutacağını sanmaktadır. Ancak devlet ciddiyeti ve hukukun üstünlüğü bu tür feodal yönetim heveslerini kabul etmez.

Başhekimliğin “Koridorları poliklinik yaptık, masa ve dolap arıyorduk; ilaç çıktı ama tutanak tutmadan sözel hallettik” savunması ise trajikomik bir kurumsal çaresizliğin tescilidir. Bir hastanenin fiziki imkânsızlıkları veya malzeme yetersizlikleri, o kurumda görev yapan sağlık çalışanlarının kişisel kullanımına ayrılmış kilitli giyinme dolaplarını zorla açarak ve kadın personelin mahrem eşyalarını teşhir ederek kapatılamaz. İlaç yönetimi gibi hayati bir süreçte “tutanaksız, sözel geçiştirme” itirafı dahi tek başına idari ehliyetsizliğin belgesidir.

Sağlık emekçileri ve sağlık profesyonelleri, hiçbir idarecinin kaprislerini tatmin edeceği, hak aradığı için sürgünle korkutulacağı veya özel hayatının hiçe sayılacağı sahipsiz marabalar değildir. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı, çalışanların çığlığına daha fazla kulak tıkayamaz. Bu skandalın üzerinin “hastane içi mesele” denilerek kapatılmasına izin verilmemeli; ilgili Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü’nün ve ihmali bulunan hastane yönetiminin sözleşmeleri derhal feshedilerek haklarında idari ve adli soruşturma başlatılmalıdır!

Kaynak: Nöbetçi Gazete / Lale Akasoy & Sağlıkhaberi.net Özel Haber Merkezi

Bursa Yenişehir Devlet Hastanesi’nde “Dolap Baskını” Skandalı: Özel Hayatın Gizliliği Çiğnendi, Mahremiyet Teşhir Edildi!
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sağlık Haberi | Sağlık Personeli Haberleri, Atama ve Maaş Tabloları ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Şu an sitede
– kişi
aktif