İstanbul’daki bir şehir hastanesinde yılların birikimine sahip uzman diyabet hemşiresi haksız yere yerinden edildi; mahkeme kararıyla görevine döndükten sadece 10 gün sonra idare tarafından yeniden başka birime sürüldü. HEP-SEN’in açtığı ikinci davada mahkeme bir kez daha yürütmeyi durdururken, Şube Başkanı Uzm. Hem. Emre Yılmaz sert tepki gösterdi: “Bir bardak çayın hesabını yapanlar, keyfî davaların faturasını kamuya ödetiyor!”
İstanbul’da faaliyet gösteren bir şehir hastanesinde yaşanan akılalmaz idari inat ve yargı tanımazlık, sendikal ve hukuki mücadeleyle bir kez daha tescillendi. Alanında sayısız eğitime katılmış, uzun yıllara dayanan mesleki birikimiyle diyabet polikliniğinde hizmet veren kıdemli bir hemşire, hiçbir somut ve nesnel gerekçe gösterilmeksizin idari tasarrufla asli görev yerinden uzaklaştırıldı.
Mahkeme Kararını Sadece 10 Gün Uyguladılar: İkinci Kez Sürgün Ettiler!
Liyakat ve uzmanlığı hiçe sayan bu haksız işleme karşı HEP-SEN Hukuk Birimi derhal yargı yoluna başvurdu. İdare Mahkemesi, işlemin hukuka aykırı olduğuna hükmederek deneyimli hemşirenin asli görev yerine iadesine karar verdi. Mahkeme kararı doğrultusunda görevine başlatılan sağlık emekçisi, hastane yönetiminin yargı arkasını dolanma refleksi nedeniyle yalnızca 10 gün sonra yeniden başka bir birime görevlendirildi.
Yargı kararını fiilen etkisiz kılmaya yönelik bu ısrarlı idari tasarruf üzerine HEP-SEN ikinci kez dava açtı. Bugün sonuçlanan davada mahkeme, idarenin mükerrer hukuksuzluğunu bir kez daha iptal ederek sendikayı ve çalışanı haklı buldu.
HEP-SEN Şube Başkanı Emre Yılmaz: “Kamu Kaynaklarını Yönetemeyenlerin Bedelini Kamu Ödüyor!”
Gelişmeyi sosyal medya hesabı üzerinden kamuoyuna duyuran HEP-SEN İstanbul Safiye Hüseyin Elbi Şube Başkanı uzman hemşire Emre Yılmaz, hem liyakatsizliği hem de devlet bütçesine yüklenen yargılama faturalarını çok sert sözlerle eleştirdi. Yılmaz paylaşımında şu ifadelere yer verdi:
“Şimdi sormak gerekiyor: İnsan kaynakları bu konuda herhangi bir idari inceleme başlatacak mı? Kamu kaynaklarının gereksiz yere harcanmasına neden olan bu işlemlerle ilgili kim hesap verecek?
Bir tarafta hemşirelerin mesleki hakları, yılların deneyimi ve aldıkları eğitimler yok sayılıyor. Diğer tarafta hastanelerde bir bardak çayın hesabı yapılıyor, sağlık çalışanlarının en temel ihtiyaçları dahi tartışma konusu ediliyor. Ancak hukuka aykırı idari işlemler nedeniyle ortaya çıkan yargılama giderleri ve vekâlet ücretleri yine kamu bütçesinden karşılanıyor. Üstelik aynı konuda iki kez mahkeme kararıyla hukuka aykırılığı ortaya konulan işlemlerden söz ediyoruz. Kamu kaynaklarını korumak, yalnızca harcamaları kısmakla değil, hukuka uygun ve liyakat esaslı bir yönetim anlayışıyla mümkündür.”
📍Kamu kaynaklarını yönetemeyenlerin bedelini yine kamu ödüyor!
İstanbul’daki bir şehir hastanesinde yıllarca diyabet hemşiresi olarak görev yapan, bu alanda çeşitli eğitimler almış ve mesleki deneyim kazanmış bir meslek büyüğümüz, hiçbir somut gerekçe gösterilmeden idari…
— EMRE YILMAZ (@EMRE_YLMZ75) October 1, 2026
Sağlıkhaberi.net Yorumu: Yöneticilerin Keyfî İnatlarının Masrafı Kendi Ceplerinden Rücu Edilsin!
İstanbul’daki bu örnek, kamu hastanelerinde sıkça rastlanan “mahkeme kararını uygular gibi yapıp arkasından dolanma” kurnazlığının en somut ve ibretlik vesikasıdır. Bir yanda yetişmiş, sertifikalı ve tecrübeli sağlık profesyonellerini uzmanlık alanından koparan bir yönetim körlüğü; diğer yanda aynı hukuksuzlukta iki kez ısrar ederek devleti binlerce liralık dava harcı, yargılama masrafı ve karşı vekâlet ücreti ödemeye mahkûm eden bir idari sorumsuzluk bulunmaktadır.
Nöbetteki sağlık emekçilerine verilen bir bardak çayın, bir lokma yemeğin tasarruf kalemi yapıldığı bir dönemde; idarecilerin şahsi kaprisleri ve liyakatsiz kararları yüzünden heba edilen kamu bütçesi görmezden gelinemez. Anayasa’nın 129. ve 657 sayılı Kanun’un 13. maddeleri işletilmeli; mahkemelerce iptal edilen bu tip keyfî işlemler sebebiyle hazinenin ödemek zorunda kaldığı tüm yargılama giderleri, bu hukuksuz kararların altına imza atan yöneticilere şahsen rücu edilmelidir. Liyakat ve hukuk egemen kılınmadıkça ne çalışma barışı sağlanabilir ne de kamunun hakkı korunabilir!