(Gerçek olaylardan esinlenilmiş olup kurgu niteliğindedir; hiçbir kamu kurumu veya çalışan hedef alınmamaktadır.)
Değerli okurlar, bir hastanenin kapısından içeri adım attığınızda çoğu zaman yalnızca tedaviye odaklanırsınız; oysa o kapının ardında, görünmeyen bir düzenin içinde, zamanla yarışan, eksik kadrolarla mücadele eden ve çoğu zaman hukukun sınırlarında yürümek zorunda kalan insanların hikâyeleri saklıdır ve Semiha hemşirenin o günü de tam olarak böyle başladı.
Sabahın erken saatlerinde, akmayan trafikte içinden söylenerek, elinde kahvesi, kulaklığında müziğiyle hastaneye yetişmeye çalışan Semiha hemşire, ameliyathanenin kapısından içeri girdiğinde aslında yalnızca bir ameliyata değil, bir dizi idari ve hukuki kırılmanın içine gireceğini henüz bilmiyordu.
Zira daha mesai başlamadan, yalnızca 15 dakika kala whatsapp grubuna atılan çalışma listesiyle görevinin değiştirildiğini öğrendiğinde, hazırlığını yaptığı büyük vakadan alınıp acil salona gönderilmesiyle birlikte zihninde ilk soru belirmişti bile: “Bu plansızlık mı, yoksa başka bir şey mi?”; idarenin işlem ve eylemlerinde öngörülebilirlik ve planlama yükümlülüğü, yalnızca çalışan konforu için değil, hasta güvenliği açısından da hukuki bir zorunluluktur..
Ancak bu zorunluluk çoğu zaman sahada karşılığını bulmaz, nitekim Semiha hemşire de henüz bu düşüncenin içindeyken, hukuk biriminden gelen bir telefonla aşağıya çağrılmış, eline verilen sarı zarfı açtığında ise şaşkınlığı yerini derin bir huzursuzluğa bırakmıştır, çünkü hakkında ameliyathane kılık kıyafet kurallarına uymadığı gerekçesiyle tutanak tutulmuş ve savunması istenmiştir, oysa ortada açık, yazılı ve bağlayıcı bir yönerge bulunmadığı gibi, tutanağın kim tarafından düzenlendiği dahi “gizlilik” gerekçesiyle kendisine söylenmemiştir; hukukun temel ilkelerinden olan belirlilik ve savunma hakkı, isnadın açık ve denetlenebilir olmasını gerektirir.
Ancak burada neyin, neye göre ve kim tarafından değerlendirildiği belirsizdir ve bu belirsizlik, Semiha hemşirenin zihninde yalnızca bir disiplin süreci değil, aynı zamanda sistematik bir baskı ihtimalini doğurmaktadır; kahvaltı dahi yapamadan tekrar ameliyathaneye döndüğünde ise bu kez onu bekleyen şey düşünmek değil, doğrudan harekete geçmektir çünkü acil salona kritik bir adli hasta getirileceği haberi gelmiştir.
Salona girdiğinde karşılaştığı manzara ise mesleki refleks ile kaosun tam ortasında kalmanın ne demek olduğunu bir kez daha hatırlatır: içeride yalnızca ikinci günündeki bir stajyer öğrenci vardır, ekip eksiktir, hazırlık yoktur ve hasta odaya alınırken cerrahi ekibin “bistüri” diye bağırmasıyla ameliyat neredeyse refleksle başlar, kompresler ve spançlar kontrolsüz şekilde açılır, sayım yapılamaz, kim neyi açtı, ne kullanıldı, ne kaldı belirsizdir ve tüm bu kaosun ortasında Semiha hemşire, yalnızca mesleki sorumluluğunu değil, aynı zamanda ileride doğabilecek hukuki sonuçları da düşünmek zorundadır, çünkü bilir ki bu süreçte yapılan her eksik, yarın bir mahkeme dosyasının satırlarına dönüşebilir; sağlık hizmeti ekip işidir ve bu ekip içinde yalnızca bireylerin değil, organizasyonun da sorumluluğu bulunmaktadır, eksik personelle yürütülen bir ameliyat, doğrudan idarenin hizmet kusuru kapsamında değerlendirilebilir ancak sahada işler teorideki gibi işlemez, nitekim sayım yapılmadan kapatılan hastaya itiraz ettiğinde, “skopi çekilmesi gerekir” dediğinde, tüm ekip bir anda ona yönelir, sorumluluk paylaşılmaz, aksine tek bir noktaya yıkılmaya çalışılır ve o an Semiha hemşirenin hissettiği şey yalnızca stres değil, aynı zamanda yalnız bırakılmışlık duygusudur; buna rağmen geri adım atmaz, çünkü bu meslekte bazen doğruyu söylemek, yalnız kalmayı göze almak demektir; olayın hemen ardından durumu kayıt altına alması, çalışma listesinin görselini saklaması ve süreci sendika yetkililerine bildirmesi ise onun yalnızca refleks değil, bilinçle hareket ettiğini gösterir, zira hukuk yalnızca sonucu değil, sürecin nasıl yönetildiğini ve kayıt altına alınıp alınmadığını da dikkate alır ve bu bilinç, aylar sonra yaşanacak başka bir olayda kendini daha net gösterecektir.
Sistemin eksikleri yalnızca Semiha ile sınırlı kalmadı… genç bir hemşire olan Taylan’ın devraldığı uzun bir ameliyatın sonunda eksik çıkan bir spanç, cerrahi ekip tarafından “içeride bir şey yok” denilerek göz ardı edilmiş, ancak Semiha hemşirenin devreye girerek süreci kayıt altına alması, skopi çekilmesini sağlaması ve yazılı tutanak düzenlemesi, ileride ortaya çıkacak bir komplikasyonun sorumluluğunu doğru yere işaret etmiştir, çünkü aylar sonra hastanın batınından çıkan X-raysiz spanç, aslında sistemdeki eksiklerin ve dikkatsizliğin bir sonucudur ve bu noktada dikkat çeken en önemli husus şudur: kayıt tutan, süreci belgeleyen ve itiraz eden kişi hukuki sorumluluktan kurtulurken, süreci denetlemeyenler sorumluluk altına girmiştir; bu durum, kusur sorumluluğu ve nedensellik bağı açısından klasik bir hizmet kusuru örneği teşkil eder..
Semiha hemşirenin yaşadıkları yalnızca bir günün özeti değildir, bu bir sürecin, hatta sistemin yansımasıdır, çünkü plansız görevlendirmeler, eksik ekipler, gerekçesiz disiplin süreçleri ve sendikal faaliyetler nedeniyle hedef alınan çalışanlar, yalnızca bireysel sorunlar değil, aynı zamanda anayasal boyutu olan meselelerdir; hak arama özgürlüğü ve masumiyet karinesi, idarenin keyfi uygulamalarıyla zedelenemez.
Ve bu nedenle Semiha hemşirenin verdiği mücadele yalnızca kendisi için değil, mesleğin bütünlüğü için anlam taşır; bugün bir ameliyathanede yaşanan bu hikâye, yarın başka bir kurumda, başka bir çalışan için tekrar edebilir ve işte tam da bu yüzden, sağlık hizmetinin yalnızca teknik bilgiyle değil, hukuki bilinçle yürütülmesi gerektiği gerçeği karşımıza çıkar; çünkü bilmek, yalnızca kendini korumak değil, aynı zamanda başkasının hayatına dokunurken sorumluluğunu da taşımak demektir ve belki de en acı gerçek şudur: Bu sistemde en çok yalnız kalanlar, en doğruyu yapmaya çalışanlardır.