İlker Coşkun avatarı
İlker Coşkun
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ameliyathaneden Adliyeye Uzanan Yol (Yazı Serisi – 2)

Ameliyathaneden Adliyeye Uzanan Yol (Yazı Serisi – 2)

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(Gerçek olaylardan esinlenilmiş kurgudur)

Değerli okurlar,

İstanbul’da devasa bir hastane düşünün. Koridorlarında yönünüzü kaybedebileceğiniz, içinde onlarca kliniğin aynı anda çalıştığı, 80 ameliyathane salonuna sahip bir yapı… Dışarıdan bakıldığında kusursuz işleyen bir düzen, dakik akan listeler, steril çizgilerle ayrılmış alanlar… Zira büyük sistemler çoğu zaman kusursuz görünür. Velhasıl kelam, mesele hiçbir zaman görünen değildir.

Bu büyük yapının ameliyathanesine yeni bir sorumlu hemşire atanır: Ferhunde Hemşire. Kırklı yaşlarında, aslında kimya mezunu olan fakat öğretmenliğe atanamayınca hemşirelik okuyan ve meslekte yalnızca üç yıl geçirdikten sonra sorumluluk mertebesine ulaşan bir isimdir. Daha önce doğuda görev yaptığı bir hastanede tanıştığı yöneticilerle yollarının İstanbul’da yeniden kesişmesiyle bu göreve gelmiştir. Yerine geçtiği Yasemin Hanım emekli olmuş, hastane ise yıllar içinde çeşitli tadilatlarla yenilenmiştir. Ferhunde Hanım göreve başladığında ameliyathanedeki sorunları çözmeye niyetlidir; ancak 80 salonluk bir yapıyı tek başına yönetmenin zorluğu kısa sürede kendini gösterir. Riskli birim olan ameliyathanede her işe yetişemeyeceğini fark edince kendisine yardımcılar seçer. Gündüz vardiyalarında fiilen sorumlu gibi çalışan bu kişiler; günlük çalışma listelerini hazırlayan, izinleri belirleyen, personelin yerini değiştiren kişiler haline gelir. Bunlardan biri lise mezunu Ayşe Hemşire, diğeri ise ameliyathane teknikeri Ulaş’tır. Ancak bu yetki devri ne yazılıdır ne de resmi olarak tanımlanmıştır.

Bir gün Ferhunde Hemşire, acil bir durum nedeniyle üç günlük yıllık izin almak zorunda kalır. Bu süreçte yetkiyi fiilen bu iki kişiye bırakır. Ancak Ayşe Hemşire raporludur. Salgın döneminin de etkisiyle raporlu personel sayısının arttığı bu günlerde, tüm yük ameliyathane teknikeri Ulaş’ın üzerine kalır. Bu arada ameliyathanede yüksek lisans ve doktora mezunu hemşireler de bulunmaktadır; ancak sistem içinde kimin hangi yetkiye sahip olduğu artık belirsizleşmiştir. Daha da önemlisi, yıllardır alışkanlık haline gelmiş olan çalışma listelerinin grup üzerinden paylaşılması uygulaması, Ulaş liste yapmaya başladıktan sonra ortadan kalkar. 80 salonluk bir ameliyathanede şeffaflığın kaybolması, aslında kontrolün kaybolması demektir; fakat kimse bunun farkında değildir.

Kalp damar cerrahisi kliniğinde raporlu personel sayısı artınca, Ulaş bir karar verir. Daha önce yalnızca bir-iki kez kalp damara girmiş olan bir hemşireyi, o günkü en kritik vakaya yazar. Vaka bir by-pass ameliyatıdır. Hemşirenin adı Fatih’tir ve normalde kadın doğum kliniğinde çalışmaktadır. Fatih, kalp damar kliniğini hatırlamadığını ve bu vakaya girmek istemediğini açıkça ifade eder. Ancak Ulaş, Ferhunde Hemşire’nin yokluğunu gerekçe göstererek “şu an yetkili benim” diyerek onu ameliyata sokar. O günün cerrahı son derece titiz ve bir o kadar gergindir. Üstelik salonda tek scrub hemşire çalışacak, sirküle hemşire ise üç salon arasında bölünmüş şekilde görev yapacaktır. Buna karşın, Ulaş’ın önceki görev yaptığı plastik cerrahi kliniğinde iki scrub ve iki sirküle hemşire ile konforlu bir ekip düzeni devam etmektedir. Ancak çalışma listeleri paylaşılmadığı için bu dengesizlik kimsenin dikkatini çekmez.

Fatih hemşire, bilmediği bir alanda, tanımadığı bir ekipte ve yoğun baskı altında altı saat süren ameliyatı büyük bir zorlukla tamamlar. Ameliyat biter, herkes derin bir nefes alır. Ancak bazı hatalar o an değil, günler sonra konuşur. İki hafta sonra hasta, şiddetli göğüs ağrısı ile ameliyathaneye acilen geri döner. Yapılan incelemede kalp bölgesinde unutulan bir prolen sütur iğnesinin, kalp kasının hareketleriyle ilerleyerek çevredeki damarları penetre ettiği ve perikard boşluğuna kan dolmasına neden olduğu, yani kardiyak tamponad geliştiği anlaşılır. Bu durumun temel nedeni, cerrahi sayım protokolünün çökmesi ve gereği gibi uygulanmamasıdır. Bilahare bu durumun öngörülemeyen yahut kaçınılamaz bir komplikasyon olarak savunulması mümkün değildir. O küçük anastomoz iğnesinin içeride unutulması, standart özen yükümlülüğünün en açık ihlalidir.

Ancak mesele yalnızca ameliyat masasında yapılan bir hata değildir. Zira bir hastaneyi işletmek, sadece doğru cihazları satın almakla değil, doğru kişiyi doğru yetkiyle konumlandırmakla da ilgilidir. Hemşirelik Yönetmeliği’ne göre sorumlu hemşirelik, belirli bir eğitim ve liyakat gerektiren bir pozisyondur. Bu yetkinin, hemşire dahi olmayan bir ameliyat teknikerine fiilen devredilmesi, idarenin açık bir hizmet kusurudur. Diğer bir ifadeyle bu durum, organizasyon hatasıdır. Nitekim kalp damar cerrahisi gibi sıfır hata toleranslı bir alanda ekip planlaması yapmak, yalnızca isim yazmaktan ibaret değildir; scrub ve sirküle hemşirelerin deneyimi, yorgunluk düzeyi, ekip içi uyum gibi unsurların değerlendirilmesi ciddi bir yönetim sorumluluğu gerektirir.

Olayın ardından süreç hızla büyür. Hastaneye mahkeme yazıları gelir, kurum içi soruşturma başlatılır, muhakkik atanır ve disiplin soruşturmaları yürütülür. Ferhunde Hemşire izinden döner dönmez kendisini bu sürecin içinde bulur. Ameliyat teknikerinin, görev tanımında olmayan bir yetkiyi fiilen kullanması nedeniyle hakkında önce kurum içi disiplin soruşturması başlatılır, ardından yargı sürecine dahil edilir. Kusur oranı ve illiyet bağı unsurları değerlendirildiğinde, idarenin ödeyeceği tazminatın kusur oranında ilgili kişilere rücu edilebileceği gündeme gelir. Aynı zamanda cezai sorumluluk süreci de ayrı olarak ilerler ve tekniker hakkında verilen karar, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) şeklinde sonuçlanır. Ferhunde Hemşire ise, kendi yasal sorumluluğunu liyakati olmayan bir kişiye bırakması nedeniyle görevi ihmal (TCK M.257) suçu  kapsamında sorumlu tutulur. Vakaya giren Fatih hemşire de “beni yetkisiz bir kişi yazdı, bilmiyordum” şeklindeki savunmasına rağmen, ameliyata girdiği andan itibaren mesleki standartları uygulamakla yükümlü olduğu gerekçesiyle taksirle yaralama kapsamında HAGB (bkz : hükmün açıklanmasının geri bırakılması ) alır. Cerrahlar da bu süreçten muaf değildir; son kontrol yükümlülüğünü ihlal ettikleri gerekçesiyle yargılamaya dahil edilirler.

Adli tıp ve bilirkişi raporlarıyla birlikte ortaya çıkan tablo, müteselsil sorumluluğun tipik bir örneğidir. Bu hikâyede kusur dağılımı, idare ve tekniker için %40, sayımı eksik veya hatalı yaptığı kabul edilen hemşire için %30 ve son kontrol yükümlülüğünü ihlal eden cerrahlar için %30 olarak değerlendirilmiştir. Elbette bu oranlar hukuki bir kesinlik ifade etmez; anlatının ana mesajını güçlendirmek amacıyla kurgusal olarak verilmiştir.

Sonuç olarak değerli okurlar, ameliyathaneler hastanelerin en güvenli görünen yerleri olabilir; ancak aynı zamanda en kırılgan alanlarıdır. Bir listenin paylaşılmaması, bir yetkinin yazıya dökülmemesi, bir personelin yanlış yerde görevlendirilmesi… Bunların her biri tek başına küçük gibi görünen ama birleştiğinde hayati sonuçlar doğuran zincirlerdir. Mesleki yetki bir unvan değil, ağır bir sorumluluktur. Ve o sorumluluk, yanlış kişiye verildiğinde yahut denetlenmediğinde, bedelini yalnızca hasta değil, o sistemin içindeki herkes öder. Zira hukuki süreç gecikebilir, fakat eninde sonunda herkesin karşısına aynı soruyu çıkarır: “Bu hatanın sorumlusu kim?”

Ameliyathaneden Adliyeye Uzanan Yol (Yazı Serisi – 2)
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sağlık Haberi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Şu an sitede
kişi
aktif