Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan resmî bir yazı, sahada yoğun mesai harcayan hekimlerin haklı tepkisine neden oldu. Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü imzasıyla duyurulan ve MEDULA-Hastane sistemi üzerinden sağlık hizmetlerinin faturalandırılmasında “hekim e-imza onayı” zorunluluğu getiren düzenleme, tıp camiasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Sağlık profesyonelleri, yetkililerin “kamuda malpraktis sorunlarını çözdük” söylemlerine karşılık, doktorların üzerine yıkılan bu yeni idari ve hukuki sorumluluğun sistemi daha da kilitleyeceğinden endişe ediyor.
Bakanlık Belgesi Ne İçeriyor?
Uygulamanın yasal zeminini oluşturan belge, Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü tarafından il sağlık müdürlüklerine gönderildi. 22 Aralık 2025 tarihli resmî yazıya göre, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 2020 yılı merkez eylem planında yer alan bir madde fiilen hayata geçirildi.
Düzenleme kapsamında, “Takibe Yönelik veya Hizmet Kayıt Aşamasında Hekimin E-İmza Onayının Alınmasının Sağlanması” eylemi uygulamaya konuldu. Yazıda belirtilen takvime göre, “E” ve “D” rol grubu hastanelerde 2025’in başında başlayan süreç, 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla “B” ve “C” rol grubu sağlık tesislerinde de mecburi hale getirildi. Sağlık Bakanlığı, bu işlemlerin sorunsuz yürütülebilmesi için SGK’nın hazırladığı **”Doktor Onay İşlemleri Kılavuzu”**nu da hastanelere dağıttı.
“Sağlık Hizmeti Ekip İşidir, Hekim Fatura Memuru Değildir”
Kararın poliklinik ve servislerde uygulanmaya başlamasıyla birlikte sahadan itiraz sesleri yükseldi. Zaten ağır bir iş yükü, personel eksikliği ve her an kapıda bekleyen şiddet riski altında görev yapan hekimler, kendilerine çıkarılan bu yeni bürokratik engeli eleştiriyor.
Çalışanların ve hekim örgütlerinin düzenlemeye yönelik temel itiraz noktalarını şu başlıklar altında toplayabiliriz:
-
İdari Sorumluluğun Genişletilmesi: Tıbbi kararlardan sorumlu olan hekim, hastane yönetiminin ve tahakkuk birimlerinin alanına giren mali süreçlerin de doğrudan muhatabı konumuna getiriliyor.
-
Hukuki ve Mali Tehdit: Olası SGK kesintilerinde, hatalı girişlerde veya kurumsal maddi ihtilaflarda, e-imzası bulunan doktor doğrudan hedef tahtasına oturtulacak.
-
Hasta Odaklılıktan Uzaklaşma: Sağlık hizmetinin tıbbi niteliği geri plana itilirken, hekimin enerjisi ekran karşısında fatura kalemlerini onaylama çabasına harcanacak.
Sahada görev yapan hekimler, tıbbi karar ve uygulama sorumluluğu ile idari faturalandırma süreçlerinin birbirinden net çizgilerle ayrılması gerektiğini vurguluyor.

Sağlıkhaberi.net Yorumu: Hastaya Değil, Ekrana Bakan Doktorlar Üretiyoruz
Sağlık Bakanlığı’nın “denetim ve şeffaflık” amacıyla getirdiği bu uygulama, kağıt üzerinde veya idari toplantılarda kusursuz bir dijitalleşme adımı gibi algılanabilir. Ancak poliklinik kapısında kuyruk olmuş onlarca hastanın beklediği sahanın gerçekleri çok daha farklıdır. Günde yüze yakın hasta muayene eden bir uzmanın, her bir laboratuvar tetkikini, kullanılan sargı bezini veya enjeksiyonu sisteme girip kendi kişisel e-imza şifresiyle fatura onayı vermesini beklemek, akla ve hayatın olağan akışına aykırıdır.
Bir sağlık tesisinde faturalandırma, gelir tahakkuk ve idari takip birimleri bulunur. Hekimin yegane görevi; doğru tanıyı koymak ve en etkin tedaviyi uygulamaktır. Hastanenin tıbbi malzeme giderlerinin SGK’ya doğru fatura edilip edilmediğinin “idari bekçiliğini” yapmak hekimin boynunun borcu olmamalıdır. Eğer amaç maddi kayıpları ve suistimalleri önlemekse, bu yük hekimin omuzuna değil, hastanelerin daha yetkin mali otomasyon sistemlerine yüklenmelidir. “Malpraktis korkusunu bitirdik” derken, sahadaki hekimi “fatura hatası yapar mıyım” korkusuyla baş başa bırakmak, sağlık sisteminin tıkanan damarlarına yenilerini eklemektir.