İzmir Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli bir hemşirenin hasta yakınları tarafından fiziksel saldırıya uğraması, sağlık camiasında bardağı taşıran son damla oldu. Özellikle Hemşireler Haftası gibi anlamlı bir dönemde yaşanan bu üzücü olay, sahada görev yapan sağlık profesyonellerini ayağa kaldırdı. Sivil toplum kuruluşları ve sendika temsilcileri, hastane koridorlarında giderek tırmanan bu eylemlerin artık tesadüf olmaktan çıkıp sistematik bir boyuta ulaştığını belirterek, karar alıcıları caydırıcı yasal düzenlemeleri derhal hayata geçirmeye davet etti.
“Sağlıkta Şiddet Uygulayanlar Kamu Hizmetlerinden Mahrum Bırakılmalı”
Giderek artan fiziki ve sözlü müdahalelerin önüne geçilebilmesi adına radikal adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Birlik Sağlık-Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, mevcut politikaların sahanın gerçeklerinden uzak olduğuna dikkat çekti. Karşılaşılan cezasızlık durumunun faillere cesaret verdiğini belirten Doğruyol, kolluk kuvvetlerine ve adli makamlara uygulanan yaptırımların aynısının sağlık personeli için de geçerli olması gerektiğini ifade etti.
Konuya ilişkin değerlendirmelerini paylaşan sendika başkanının açıklamaları şu şekilde kayıtlara geçti:
“Sağlıkta şiddetle ilgili bugüne kadar etkin bir önlem alınmadı. Mevcut hükümetin ve sağlık bakanlığı yetkililerinin de sağlıkta şiddeti önlemeye yönelik yeterli bir çaba ortaya koymadığını düşünüyoruz. Yıllardır söylediğimiz gibi, sağlık çalışanına şiddet uygulayan kişilere yönelik caydırıcı yaptırımların hayata geçirilmesi gerekiyor. Örneğin sağlıkta şiddet uygulayan bir kişi, karakola girip kısa süre sonra serbest bırakılmamalı. Görev başındaki polis memuruna ya da adliye personeline yönelik bir saldırıda nasıl ciddi yaptırımlar uygulanıyorsa, sağlık çalışanına şiddet uygulayan kişiler için de aynı kararlılık gösterilmeli. Bu kişilerin mutlaka gözaltına alınması ve kamu hizmetlerinden belirli sürelerle mahrum bırakılması gerektiğini düşünüyoruz.”
Beyaz Kod Sistemi Beklentileri Karşılamıyor
Hastanelerde uygulanan mevcut güvenlik protokollerinin fiiliyatta yetersiz kaldığını dile getiren Ahmet Doğruyol, adli süreçlerin sağlık emekçilerini daha da yıprattığını belirtti. Kurumlardaki X-ray cihazlarının sadece göstermelik kaldığını savunan Doğruyol, şu ifadeleri kullandı:
“Özellikle sağlık hizmetlerinden yararlanırken belirli yaptırımların uygulanması caydırıcılık açısından önemlidir. Bugün ‘Beyaz Kod’ uygulaması var ancak sağlık çalışanları çoğu zaman bu sistemi kullanmak istemiyor. Çünkü Beyaz Kod verildiğinde sağlık çalışanı mahkeme kapılarında sürünmek zorunda kalıyor. Sürekli adliyeye gidip geliyorlar ve sonuçta etkili bir yaptırım çıkmadığı için şiddet uygulayan kişiler de cezasız kaldığını düşünüyor. Çoğu zaman hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kararlarla süreç sonuçlanıyor ve bu durum cezaların caydırıcılığını tamamen ortadan kaldırıyor. Bazı hastanelerin girişlerine X-ray cihazları yerleştirildi fakat oradaki güvenlik görevlilerinin vatandaşı arama yetkisi bulunmuyor. Eğer bir uygulama yapılacaksa bunun göstermelik değil, gerçekten etkili olması gerekir.”
Hastanelerin siyasi güç gösterisi yapılacak alanlar olmadığını belirten başkan, “Ben şu partiliyim, filanca kişinin yakınıyım” diyerek kurumlara gelen zihniyetin hukuk karşısında ayrıcalık görmemesi gerektiğinin altını çizdi.
“Meslektaşımızın Başına İnen O Kova, Tüm Camianın Onuruna İndirilmiştir”
Yaşanan olayın ardından sert bir bildiriyle durumu kınayan Hemşireler ve Tüm Sağlık Profesyonelleri Sendikası (HEPSEN) İzmir 3 Nolu Şube Başkanı Yusuf Erdinç, meslektaşlarının içinde bulunduğu tükenmişlik hissine tercüman oldu. Triaj alanlarında uygulanan renk kodlamalarının uluslararası tıbbi kriterlere göre belirlendiğini hatırlatan Erdinç, hastaların aciliyet durumunu belirleyen hemşirelerin haksız yere günah keçisi ilan edildiğini söyledi.
Şifa dağıtmak için uykusuz geceler geçiren sağlık profesyonellerinin yalnız bırakıldığını belirten Erdinç’in tepkisi şu sözlerle yankı buldu:
“Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet artık münferit bir olay olmaktan çıkmış; toplumsal bir cinnet halinin ve ‘cezasızlık’ algısının sonucu olarak sistematik bir boyuta ulaşmıştır. Şifa dağıtmak için uykusuz geceler geçiren, ailesinden ve canından fedakârlık eden sağlık emekçilerimize kalkan her el, aslında toplumun vicdanına ve ortak geleceğine kalkmıştır. Hiçbir siyasi kimlik, hiçbir makam veya aidiyet; bir kamu görevlisine şiddet uygulamanın, onu tehdit etmenin kalkanı olamaz. Kanunlar önünde herkes eşittir ve bu saldırının failleri en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. HEPSEN Sendikası olarak açıkça ifade ediyoruz: Sağlıkta şiddet yasasının kağıt üzerinde kalmasına, şiddet uygulayanların ‘arka kapıdan’ salıverilmesine tahammülümüz kalmamıştır. Meslektaşımızın başına inen o çöp kovası, tüm sağlık camiasının onuruna indirilmiştir.”
Sendikaların Ortak Eylem ve Düzenleme Talepleri
Buca’da yaşanan bu vahim tablo sonrasında, sahada örgütlü bulunan sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleri, şiddet sarmalının kırılması için acil olarak atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı:
-
Eksiksiz Tutuklama: Görev başındaki personele fiziki müdahalede bulunan şahısların istisnasız olarak tutuklu yargılanması.
-
Hizmetten Men Cezası: Suçu sabit görülen bireylerin, acil durumlar haricinde kamu sağlık hizmetlerinden belirli sürelerle mahrum bırakılması.
-
Güvenlik Revizyonu: Hastane girişlerindeki denetimlerin artırılması ve özel güvenlik birimlerinin yetkilerinin yasal olarak genişletilmesi.
-
Adli Destek: Beyaz Kod veren çalışanın adliye koridorlarında yıpranmasının önüne geçilerek, hukuki sürecin kurum avukatları aracılığıyla daha hızlı yürütülmesi.
-
HAGB İptali: Sağlıkta şiddet davalarında “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” (HAGB) müessesesinin tamamen rafa kaldırılması.
Sağlıkhaberi.net Yorumu: Cezasızlık Algısı Sağlık Sistemini Çökertiyor
İzmir’de, üstelik tüm dünyada Hemşireler Haftası’nın kutlandığı bir zaman diliminde, bir sağlık profesyonelinin kafasına çöp kovasıyla vurulması, ülkemizdeki ahlaki erozyonun ve sistemsel çöküşün en acı özetidir. Sendika başkanlarının ortak feryadında öne çıkan “cezasızlık algısı”, bu sorunun temel kaynağıdır. Karakolun ön kapısından giren bir saldırganın, arka kapıdan elini kolunu sallayarak çıkıp ertesi gün hastane koridorlarında yeniden dolaşabilmesi, devlete ve hukuka olan inancı derinden sarsmaktadır.
Hastaneler, şifa arayan insanların sığındığı bilim merkezleridir; kimsenin siyasi nüfuzunu sergileyeceği veya kaba kuvvetle ayrıcalık talep edeceği arenalar değildir. Triaj kuralları gereği durumu acil olmayan bir hastanın beklemesi tıp biliminin bir gereğidir, hemşirenin şahsi bir kararı değil. Görevi sadece hayat kurtarmak olan bir insana el kaldırıp ardından “Bizim tanıdıklarımız var” diyerek tehdit savurabilme cüreti, toplumdaki adaletsizlik hissinin ne denli tehlikeli bir boyuta ulaştığını göstermektedir. Sağlık Bakanlığının ve Adalet Bakanlığının bu çığlığı duyması, sıradan bir adli vaka muamelesi gören bu olaylara karşı “sıfır tolerans” ilkesini amasız fakatsız hayata geçirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, yakın gelecekte hastanelerimizde bizimle ilgilenecek, o çöp kovalarının darbelerine katlanacak tek bir hekim veya hemşire bulamayacağız.