sakarya eğitim ve araştırma hastanesi‘nde görevli Türk hekimler, yıllardır milyonlarca insanın kabusu olan kronik diz ağrıları için çığır açan bir tedavi yöntemi geliştirdi. Kadavralar üzerinde başlayan ve uluslararası literatüre giren bu yeni enjeksiyon tekniği, hastaları gereksiz yere ameliyat masasına yatmaktan kurtarırken, tek dozla ayaklandırıp taburcu olmalarını sağlıyor. Üstelik bu tarihi başarı, Mardin Nusaybinli bir hekimin öncülüğünde uluslararası bilim dünyasında geniş yankı uyandırarak 2025 Hekimsen Bilim Ödülü’ne layık görüldü.
İki Yıllık Araştırma Literatüre Girdi
Sakarya Eğitim ve araştırma Hastanesi (SEAH) Korucuk Kampüsü ve Sakarya Üniversitesi (SAÜ) iş birliğiyle yürütülen çalışma, tıp camiasında ezberleri bozdu. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrasında yaşadığı geçmeyen sızılara çözüm arayan Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Doç. Dr. Onur Balaban ile Algoloji Uzmanı Dr. Rıdvan Işık, SAÜ Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Keziban Karacan‘ın desteğiyle kollarını sıvadı.
Yaklaşık iki yıl süren titiz araştırmalar neticesinde, içeriği tamamen yerli hekimler tarafından hazırlanan yepyeni bir enjeksiyon tekniği ortaya çıkarıldı. Önce kadavralar üzerinde test edilen, ardından klinikte hastalar üzerinde üstün başarı sağlayan bu çalışma, saygın tıp dergilerinden **”Medicine Journal”**da yayımlanarak evrensel bir geçerlilik kazandı. Nusaybinli Dr. Rıdvan Işık, elde ettiği bu uluslararası katkı sayesinde 2025 Hekimsen Bilim Ödülü’nü alarak memleketini ve tüm ülkeyi gururlandırdı.

Geleneksel Yöntemleri Geride Bırakan Teknoloji
Hastaların diz bölgesindeki sinirleri bloke etmek için uygulanan eski yöntemler, genellikle çoklu iğne girişleri gerektiriyor ve hastanın bacağında geçici felç hissiyatı yaratan “motor blok” durumuna yol açabiliyordu. Yeni geliştirilen teknikte ise bu sorun tamamen ortadan kaldırıldı.
Aşağıdaki tablo, geliştirilen yeni uygulamanın hastalara sağladığı benzersiz avantajları açıkça ortaya koymaktadır:
| Özellik | Geleneksel İğne Tedavileri | Geliştirilen Yeni Yöntem (SEAH) |
| Uygulama Şekli | Çoklu iğne girişleri | Tek doz enjeksiyon |
| Yan Etki | Motor blok (bacakta geçici güç kaybı) | Güç kaybı ve hissizlik yaşanmıyor |
| Etki Alanı | Sınırlı, lokal bölge | Ön diz bölgesinin tamamı |
| Rehabilitasyon | Ağrı sürdüğü için egzersiz zor | Anında ağrısız ve hızlı egzersiz imkanı |
Hastalar Yürüyerek Taburcu Oluyor
Bu tedavinin doğrudan tedavi edici olmaktan ziyade, asıl iyileşmeyi sağlayacak sürece “kapı aralayan” çok güçlü bir yardımcı yöntem olduğu belirtiliyor. İleri evre kireçlenmesi bulunan, bıçak altına yatmak istemeyen veya diz protezi takılmasına rağmen ağrısı dinmeyen hastalar için bu iğne adeta bir kurtarıcı niteliğinde.
Dr. Rıdvan Işık, ağrı çeken kişilerin rehabilitasyon yapamadığını belirterek, geliştirilen teknikle hastaların kaslarını kuvvetlendirebilmeleri için onlara “ağrısız bir fırsat penceresi” açtıklarını ifade etti. Tedaviyi deneyimleyen hastalardan 68 yaşındaki Varol Dolgun ve 59 yaşındaki Zeki Kamar, iğnenin ardından merdiven inip çıkabildiklerini ve günlük rutinlerine hızla döndüklerini vurgulayarak hekimlere minnettar olduklarını dile getirdiler.

Sağlıkhaberi.net Yorumu: Bu Buluş Sahada Ne Anlama Geliyor?
Sakarya’dan çıkan bu uluslararası başarı, yalnızca akademik bir makale olmanın çok ötesinde, ortopedi ve fizik tedavi pratiklerini temelden değiştirecek devasa bir potansiyel taşıyor. Diz kireçlenmesi veya cerrahi müdahale sonrası bir türlü geçmeyen ağrılar, hastaları adeta yatağa mahkum ederek yaşam kalitesini ve psikolojisini sıfıra indiriyor. Geliştirilen bu tek dozluk yöntemin sahada yaratacağı en büyük devrim; hastanın sızılarını “bacakta güç kaybı yaşatmadan” keserek, asıl kalıcı iyileşmeyi sağlayacak olan egzersiz ve fizik tedavi süreçleri için hastaya altın bir zaman dilimi yaratmasıdır.
Bunun sağlık ekonomisi ve klinik işleyişi açısından anlamı da son derece büyüktür. Erken dönemde ameliyattan kaçınan veya protez ameliyatı sonrası adaptasyon sorunu yaşayan hastalar için bu iğne, hastanede yatış sürelerini kısaltacak, ağrı kesici ilaç bağımlılığını azaltacak ve devletin üzerindeki bakım yükünü hafifletecektir. Türk hekimlerinin “kadavradan kliniğe” uzanan bu meşakkatli araştırması, sağlıkta yeniliğin sadece yurt dışından ithal edilen pahalı cihazlarla değil, yerli bilimsel akılla da yapılabileceğinin en net ve gurur verici kanıtıdır.
