Sıraların üzerine çöken o ağır sessizliği bilirsiniz. Pencereden sönen haziran güneşi içeri sızarken, havada sadece optik formların üzerine sürülen kurşun kalemlerin hışırtısı ve kalplerin güm güm atışı duyulur. O an, o koca salondaki yüzlerce genç ruh için zaman durmuştur. Ya da daha doğrusu, koca bir ömür, akıp giden üç küsur saatin içine sıkıştırılmaya çalışılıyordur.
Sahi, bir hayat üç saate sığar mı?
Çocukluğun neşeli koşturmacalarından, gençliğin ilk uykusuz gecelerine; dökülen alın terlerinden, kurulan o upuzun, rengârenk hayallere kadar her şey… Nasıl olur da tek bir pazar sabahına, birkaç yüz soruya ve bir optik formun üzerindeki siyah yuvarlaklara indirgenebilir?
Biz bu ülkenin çocuklarına, geleceğin eşik kapısının sadece ve sadece bu sınav olduğunu söyledik. Yıllarca adeta bir tapınak gibi o kapıyı işaret ettik. “Geçersen varsın, geçemezsen koca bir hiçsin” dedik satır aralarında. Gençliği, en güzel, en deli dolu çağında dört duvar arasına, soru bankalarının acımasız testlerine mahkûm ettik. Akranlarıyla omuz omuza hayatı keşfetmesi gereken çocukları, birbirlerinin rakibi haline getirdik.Oysa insan dediğimiz şey, çözdüğü testlerden çok daha fazlası değil mi? Merakı, vicdanı, hayal gücü, sabrı ve yeniden ayağa kalkabilme cesaretiyle anlam kazanmıyor mu?
Bu bir sınav değil, bu adeta bir geleceğin prangası.
Bir gencin şiire olan yeteneğini, bir diğerinin resimdeki dehasını, bir başkasının dünyayı değiştirebilecek empati yeteneğini hangi çoktan seçmeli soru ölçebilir? Hangi paragraf sorusu bir çocuğun içindeki yaşama sevincini, adalet duygusunu ya da merhametini tartabilir? Soruların doğru şıkları var belki, ama hayatın ve insan olmanın tek bir doğrusu yok ki.
O masalarda oturan, elleri titreyerek kitapçığı açan her bir çocuk; birer sayısal veriden, birer başarı sıralamasından çok daha fazlası. Onlar bu ülkenin yarını, umudu, kalbi. Ama biz onları birer kodlama makinesine dönüştürmek için ısrar ediyoruz. Kazanamadıklarında hissettikleri o ağır suçluluk duygusu, o omuzlarına çöken “yetersizlik” hissi, hangi sınav sisteminin başarısıyla temizlenebilir?
Üniversite kapıları elbette önemlidir, meslek sahibi olmak, hayata atılmak kıymetlidir. Ancak hiçbir sistem, bir gencin gözlerindeki ışığı söndürme hakkına sahip olmamalıdır. Geleceğin eşik kapısı, ruhu tek tipleştiren bir baraj olmamalı; aksine, herkesin kendi rengiyle parlayabileceği geniş bir meydan olmalıdır.
Artık durup düşünmenin vakti gelmedi mi? Bir insanın değerini, potansiyelini ve koskoca ömrünü üç saate sığdırmaya çalışmaktan ne zaman vazgeçeceğiz?
Çünkü ne yaparsak yapalım, o çocukların içindeki o devasa dünya, hiçbir sınav salonuna sığmayacak kadar büyük. Bu yüzden sınava girecek gençlere tek bir cümle söylemek isterim; Geleceğiniz bir kitapsa, bu sınav sadece bir sayfasıdır. Ne ilk sayfa ne de son… Unutmayın! Geleceğin eşiği tek kapılı değildir ve hiçbir hayat, yalnızca üç saate sığacak kadar küçük değildir. Başarılar güzel çocuklar.