İlker Coşkun avatarı
İlker Coşkun
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Sendika Ne Değildir? Neden Üye Olmalısınız?

Sendika Ne Değildir? Neden Üye Olmalısınız?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sağlık çalışanlarının örgütlü mücadelesi, bugün belki de hiç olmadığı kadar önemli bir eşikten geçiyor. Çünkü sahada sorun çok, hak kaybı çok, belirsizlik çok, angarya çok, adaletsizlik çok; fakat bunların karşısında ne yazık ki temsiliyet de bir o kadar parçalanmış durumda.

Her geçen gün yeni bir sendika, yeni bir oluşum, yeni bir tabela, yeni bir vaat, yeni bir söylem ortaya çıkıyor. İlk bakışta bu durum demokratik çeşitlilik gibi görülebilir. Ancak özellikle sağlık çalışanları açısından bakıldığında, kontrolsüz biçimde çoğalan sendikal yapıların ciddi bir temsiliyet dağınıklığına yol açtığını görmemek mümkün değildir.

Bugün hemşiresinden teknikerine, hekiminden memuruna, ebelerden laboratuvar çalışanlarına kadar sağlık alanında görev yapan herkesin güçlü, güvenilir, erişilebilir ve sahayı gerçekten bilen bir temsile ihtiyacı var. Fakat bu kadar çok sendika varken asıl soru şudur:

Bir sendika gerçekten sendika mıdır?

Yahut daha açık soralım:

Bir yapıyı sendika yapan şey yalnızca tabelası, logosu, promosyonu, sosyal medya paylaşımı ya da yüksek sesle konuşması mıdır?

Elbette hayır.

Sendikayı sendika yapan şey; üyesinin derdine dokunabilmesi, hukuki gücü, sahadaki samimiyeti, siyasal bağımsızlığı, temsil yeteneği, mevzuat bilgisi ve en önemlisi çalışanın hakkını korkmadan savunabilmesidir.

Bu nedenle belki de işe önce şuradan başlamak gerekir: Sendika ne değildir?

Sendika, yalnızca aidat toplayan bir yapı değildir.

Sendika, promosyon dağıtan bir aracı kurum değildir.

Sendika, makam ve koltuk pazarlığı yapan bir kulis organizasyonu değildir.

Sendika, üyeye yer değişikliği, görev, nöbet kolaylığı veya idari ayrıcalık vadeden bir menfaat kapısı değildir.

Sendika, siyasi partilerin hastane koridorlarına uzanan gölgesi değildir.

Sendika, yalnızca sosyal medya görsellerinden ve sloganlardan ibaret bir vitrin değildir.

Gerçek sendikacılık, bunların çok daha ötesindedir.

Öncelikle bir sendikanın en temel özelliği iletişim kurulabilir olmasıdır. Üye bir sorun yaşadığında temsilcisine ulaşabiliyor mu? Sorununu anlatabiliyor mu? Karşısında onu dinleyen, anlamaya çalışan, gerçekçi geri bildirim veren bir yapı bulabiliyor mu?

Bir çalışanın haksızlığa uğradığını düşündüğü anda hissettiği şey yalnızca öfke değildir. Çoğu zaman değersizlik, yalnızlık, çaresizlik ve güvensizlik duygusu da bu öfkeye eşlik eder. Böyle bir anda çalışanın ilk ihtiyacı slogan değil, muhataptır. Onu dinleyen, sorunu ayıklayan, duyguyla hukuku birbirinden ayıran, gerçekçi bir yol haritası çizen bir sendikal akla ihtiyaç vardır.

Çünkü her sorun dava konusu değildir. Her idari uygulama hukuka aykırı değildir. Her yaşanan mağduriyet aynı yöntemle çözülemez. Bazen yazılı başvuru gerekir, bazen tutanak, bazen idareyle görüşme, bazen hukuki mütalaa, bazen dava, bazen de yalnızca doğru zamanda doğru cümleyi kurmak gerekir.

İşte gerçek sendika, üyeye yalnızca “haklısın” diyen yapı değildir. Gerektiğinde “haklısın ama bu yolu böyle izlemeliyiz” diyebilen yapıdır.

İkinci önemli ölçüt samimiyettir. Samimiyet sendikacılıkta en zor bulunan şeylerden biridir. Çünkü samimiyet; yalnızca üyenin yanında fotoğraf vermekle, sosyal medyada sert cümleler kurmakla veya alkış alınacak açıklamalar yapmakla ölçülmez.

Samimiyet, çalışanın yaşadığı sorunu gerçekten dert edinmektir. Aynı serviste, aynı nöbette, aynı koridorda, aynı forma içinde, aynı ayakkabıyla ter döken insanların dilini bilmekle mümkündür. Sağlık çalışanını temsil eden kişinin sağlık hizmetinin gerçekliğini bilmesi gerekir. Hastanın başında beklemenin ne demek olduğunu, ameliyathanede vakanın uzamasını, yoğun bakımda personel eksikliğini, serviste tek başına kalmanın ağırlığını, poliklinikte şiddet riskini, nöbette uykusuzluğu, sabah liste değişikliğinin ekip düzenini nasıl bozduğunu bilmeyen bir temsil dili eksik kalır.

Bu nedenle sağlık çalışanını en iyi, yine sağlık hizmetinin içinden gelenler temsil eder. Çünkü temsil yalnızca konuşmak değildir; yaşanmışlığı uygun dile çevirmektir.

Üçüncü ölçüt siyasi bağımsızlıktır. Sendikaların siyasetle, belli odaklarla, makam hesaplarıyla veya idari pozisyon beklentileriyle iç içe geçmesi, çalışan açısından büyük bir güvensizlik doğurur. Bir sendika, üyesinin hakkını savunurken siyasi hesap yapıyorsa, o noktada sendikal mücadele zayıflar.

Çalışanın sendikaya bakarken sorması gereken soru şudur:

Bu yapı gerçekten çalışanın hakkı için mi konuşuyor, yoksa belli bir siyasi, idari veya kişisel hesabın parçası olarak mı hareket ediyor?

Eğer bir sendika, çalışanın hakkını savunurken önce siyasi dengelere, sonra idarenin tepkisine, sonra kendi koltuk hesabına bakıyorsa; orada gerçek sendikacılıktan söz etmek güçleşir. Sendika, çalışanın yanında durduğu sürece sendikadır. İktidarın, idarenin, kişisel menfaatin veya koltuk hesabının yanında hizalandığında ise sendikal özünü kaybetmeye başlar.

Dördüncü ve belki de en belirleyici unsur hukuki güçtür. Bugün sağlık çalışanlarının yaşadığı pek çok sorun doğrudan mevzuatla ilgilidir. Nöbet, fazla mesai, izin, görevlendirme, disiplin soruşturması, mobbing, görev tanımı dışı işler, şiddet, malpraktis, kayıt yükümlülüğü, rotasyon, sertifika, radyasyon izni, süt izni, gebe  çalışanların hakları, bayram ve hafta sonu çalışmaları… Bunların tamamı hukuki bilgi gerektiren alanlardır.

Bu nedenle sendikanın yalnızca bağırması yetmez. Kanunu bilmesi gerekir. Yönetmeliği bilmesi gerekir. Toplu sözleşme hükümlerini bilmesi gerekir. Danıştay kararlarını, Kamu Denetçiliği Kurumu kararlarını, idari yargıdaki eğilimleri, disiplin hukukunun usulünü, savunma hakkının sınırlarını, idarenin yetki ve sorumluluk alanını bilmesi gerekir.

Çünkü üyenin hakkı çoğu zaman bir cümlede saklıdır. O cümleyi yanlış kurarsanız haklıyken haksız duruma düşebilirsiniz. Yanlış dilekçe, yanlış başvuru, yanlış süre takibi, yanlış muhatap, yanlış hukuki nitelendirme, çalışanın hak arama sürecini zayıflatabilir.

Bu yüzden hukuki gücü olmayan sendikal yapı, en kritik anda üyesini yalnız bırakabilir. Üyeye heyecan verir ama yol gösteremez. Öfkeyi büyütür ama dosya kuramaz. Sorunu anlatır ama çözüme taşıyamaz.

Oysa gerçek sendika, öfkeyi mevzuata, mağduriyeti dilekçeye, yalnızlığı örgütlü güce, haksızlığı hukuki mücadeleye dönüştürebilen yapıdır.

Beşinci ölçüt gerçekçi olmaktır. Her üyeye her istediğini vadeden sendika güvenilir değildir. Bir sendika “seni istediğin yere aldırırız”, “bu işi hemen çözeriz”, “şu görevi ayarlarız”, “şu nöbeti yazdırmayız” gibi sözlerle çalışana yaklaşıyorsa, orada dikkatli olmak gerekir. Çünkü sendikal mücadele kişiye özel ayrıcalık üretme alanı değildir. Sendikal mücadele, adaletli ve hukuka uygun bir çalışma düzeni kurma çabasıdır.

Koltuk vadeden, görev vadeden, tayin vadeden, kişisel çıkar vadeden yapılar sendikal örgütlenmeyi zayıflatır. Zira sendika, üyeye menfaat dağıtma merkezi değil; hak arama ve hak koruma örgütüdür.

Elbette üyenin bireysel sorunu takip edilir. Elbette haksız uygulamaya karşı durulur. Elbette hukuki destek sağlanır. Ancak bunu yaparken ölçü, kişisel ayrıcalık değil; hukuk, hakkaniyet ve eşitlik olmalıdır. Unutulmamalıdır ki sendika(lar) idare değildir. Kararları uygulayan idaredir.

Altıncı ölçüt cesarettir. Fakat burada kastedilen cesaret, sosyal medyada gündeme gelmek değildir yalnızca. Gerçek cesaret, dosya hazırlamak, yazılı başvuru yapmak, idareyle yüz yüze görüşmek, hukuki dayanak sunmak, gerektiğinde dava açmak, gerektiğinde üyeye “bu süreç uzun sürebilir ama haklı zemindeyiz” diyebilmektir.

Asparagas söylemlerle, abartılı vaatlerle, gerçek dışı iddialarla sendikacılık yapılmaz. Çalışanın güveni; bilgiyle, emekle, takip ile ve sonuç üretebilen mücadeleyle kazanılır. Çalışan, en zor anında yanında kimin durduğuna bakar.

Bugün sağlık alanında sendika seçmek, basit bir üyelik tercihi değildir. Bu tercih, haksızlık karşısında hangi kapıyı çalacağınızı belirler. Disiplin soruşturması geçirdiğinizde kimin sizi yönlendireceğini, mobbing yaşadığınızda kimin sizi dinleyeceğini, fazla mesainiz karşılıksız bırakıldığında kimin yazılı başvuru hazırlayacağını, görev tanımı dışı işlere zorlandığınızda kimin mevzuatla konuşacağını belirler.

Bu nedenle sağlık çalışanları sendika seçerken şunları sormalıdır:

Bu sendikaya ulaşabiliyor muyum?

Beni gerçekten dinliyorlar mı?

Sahadan geliyorlar mı?

Siyasi bağımsızlıkları var mı?

Hukuki güçleri yeterli mi?

Mevzuatı biliyorlar mı?

Dava açmaktan ve hukuki mücadeleden çekiniyorlar mı?

Sorunlarımı gerçekçi biçimde değerlendiriyorlar mı?

Bana menfaat mi vadediyorlar, hak mı savunuyorlar?

Slogan mı üretiyorlar, çözüm mü üretiyorlar?

Bu sorulara dürüst cevap verildiğinde, geriye zaten çok az sendika kalır.

Çünkü gerçek sendikacılık kalabalık tabela işi değildir. Gerçek sendikacılık; emek ister, bilgi ister, sahaya temas ister, hukuki cesaret ister, samimiyet ister. En önemlisi de çalışanı bir sayı, bir aidat, bir rozet, bir fotoğraf karesi olarak değil; hakkı, emeği ve onuru olan bir kamu görevlisi olarak görmeyi gerektirir.

Bugün sağlık çalışanlarının ihtiyacı daha fazla tabela değil, daha güçlü temsildir. Daha fazla vaat değil, daha fazla hukuki donanımdır. Daha fazla siyasal gölge değil, daha fazla bağımsız duruştur. Daha fazla kalabalık değil, daha fazla güvenilirliktir.

Sendikaların sahada görünür olması da çoğu zaman yanlış anlaşılabilmektedir. Birçok sağlık çalışanı, saha gezisi yapan sendikaları ilk bakışta “reklam yapmaya gelmişler”, “üye topluyorlar”, “çıkar ilişkisi kuruyorlar” veya “bir siyasi yapının uzantısı gibi davranıyorlar” şeklinde değerlendirebilmektedir.

Elbette bu algının oluşmasında, sendikacılığı yalnızca üye kazanma faaliyetine indirgeyen yapıların da payı vardır. Ancak bu durum, gerçek sendikacılığın sahada görünür olmasını da zorlaştırmaktadır. Oysa güçlü temsiliyet yalnızca iyi niyetle değil, aynı zamanda örgütlü güçle mümkündür.

Nitelik elbette vazgeçilmezdir; fakat bazı anlarda nicelik de niteliğin etkisini artıran önemli bir unsura dönüşür. Bu nedenle sağlık çalışanları sendika seçerken yalnızca sahada karşılarına çıkan söyleme değil; o sendikanın faaliyetlerine, hukuki başvurularına, açtığı davalara, aldığı sonuçlara, üyeleriyle kurduğu iletişime, samimiyetine ve vaatlerinin gerçekçiliğine de bakmalıdır. Doğru sendikanın öne çıkması yalnızca sendikaların sahaya inmesiyle değil, üyelerin de araştırarak, sorgulayarak ve bilinçli tercih yapmasıyla mümkündür. Bir haksızlık yaşandığında “aman sendikaya bulaşmayayım” demek yerine, doğru sendikada doğru temsiliyetle hak arama kültürünü güçlendirmek gerekir.

 

Çünkü bu kadar çok sendika arasından gerçek mücadeleyi ayırt etmenin en önemli yolu, üyelerin bilinçli tercihlerinden geçmektedir.

 

 

 

Sendika Ne Değildir? Neden Üye Olmalısınız?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sağlık Haberi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Şu an sitede
kişi
aktif