Değerli Meslektaşlarım, Sağlık Meslek Mensupları ve Okurlar,
Ele alacağımız konudan tüm sağlık meslek mensupları dahası, ilgili akademisyenler ve öğrenciler de kanaatimizce yararlanabileceklerdir… Özellikle de sağlık meslek mensuplarında konu hakkında farkındalık oluşturma hedeflendi. Konu, sağlık hizmeti sunumu sırasında meydana gelen ve Temyiz Mahkemesi’ne taşınan eylemlerle ilgili kararların incelenmesiyle pekişecektir.
2. Bölümün Devamı
1. Suçun Maddi Unsurları: Suçun maddi unsurları eylem, netice, nedensellik bağı, fail, mağdur, suçun konusu ve suçun nitelikli unsurlarıdır.
(1) Eylem, bir kişinin belirli bir amacı gerçekleştirebilmesi için kendi istek ve iradesiyle, çevresinde etki yaratan, ihmali veya icrai bir davranışta bulunmasıdır. Öldürme amacına ulaşabilmek için gerçekleştirilen eylem icrai bir davranışla işlenirken, suçun varlığından haberdar olup da ilgili makamlara bildirmeme suçu (hareketsiz kalma) ise ihmali bir davranışla işlenir.
(2) Netice, kişinin gerçekleştirdiği eylemin, çevresinde bir değişiklik yaratması ve söz konusu değişikliğin, ilgili kanundaki tanımı ile örtüşmesidir. Somut örnekte ortaya çıkan netice ölümdür. Suçun tipikliğinden dolayı her zaman neticenin meydana gelmesi beklenmez başka bir ifadeyle, bazı suç tiplerinde neticenin olması şart değildir.
(3) Nedensellik bağı ilgili kanunlarda tanımlanmış olan neticenin, kişinin kendi istek ve iradesiyle gerçekleştirdiği eylemi sonucunda meydana gelmesidir. Somut örnekte meydana gelen ölüm, ilgili kişinin bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği eylemi sonucunda ortaya çıkmıştır.
(4) Fail, 5237 sayılı Kanun m. 37’e göre, suçun kanuni tanımında yer alan eylemi gerçekleştiren kişidir. Söz konusu ölüm olayında, öldürme eylemini gerçekleştiren kişi faildir.
(5) Mağdur, suçun konusunun ait olduğu kişidir. Ölüm olayında, suçun konusunun ait olduğu kişi ölendir.
(6) Suçun konusu, kanuni tanımındaki fiilin yöneldiği ve suçun üzerinde işlendiği şey veya kişidir. Örnekte, fiilin yöneldiği ve suçun üzerinde işlendiği kişi ölendir. Fiilin yöneldiği ve suçun üzerinde işlendiği şey bir nesne de olabilir dolayısıyla bir nesne veya kişi, suçun konusu olabilecektir. Örneğin hırsızlık suç tipinde suçun konusu, başkasına ait taşınır bir maldır.
(7) Suçun nitelikli unsurları fiilin gerçekleştiriliş şekli, yeri, vakti, fail ve mağdurun nitelikleri, aralarındaki ilişki, fiilin gerçekleştirilmesinde hedeflenen amaç ve suçun konusu gibi kriterlere bağlı olarak, cezanın artırılmasına veya indirilmesine neden olan durumlardır. Öldürme suçunun tasarlanarak, kardeşe karşı, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenmesi (m. 81) durumları öldürme suçunun nitelikli hallerinden yalnızca bazılarıdır ve cezanın artırılmasına neden olur. Cezanın indirilmesine neden olan durumlar da nitelikli haller kapsamındadır.
2. Suçun Manevi Unsurları: Suçun manevi unsurları kast, taksir ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçtur, sırasıyla açıklayalım.
(1) Kast, 5237 sayılı Kanun’un 21. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre, suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kural olarak suçlar kasten oluşur. O halde, bir suç tipinde taksir veya buna işaret eden ibareler (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık gibi) bulunmuyorsa, ilgili suç kasten işlenebilir, diyebiliriz. Demek ki taksir ya da buna işaret eden ibareler açıkça belirtilirse, taksirle işlenen bir suçtan bahsedebiliriz. Kast, ilgili kanun maddesindeki suçun unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
Somut olayda, manevi unsur olarak belirtilen kastın varlığını tespit etmek çoğu zaman kolay olmayabilir zira insanın, düşüncesinin bir parçasıdır. Düşünce ortaya koyulduğu kadarıyla anlaşılabilir, bazen de anlaşılmaya çalışılabilir. Öldürme fiilinde; failin öldürmeyi bilme ve isteme durumu ortaya koyulduğunda ancak bir kasten öldürmeden bahsedilebiliriz.
Aynı Kanun maddesinin ikinci fıkrasında, olası kast durumu ele alınmıştır. Fıkraya göre olası kast, ilgili kanun maddesindeki suçun unsurlarının meydana gelebileceğini, failin öngörebilmesine rağmen eylemini gerçekleştirerek fiili işlemesidir. Olası kastı açıklamak için daha fazla ifadelere ihtiyacımız var… Silahıyla öldürme eylemine başlayan fail, kurşunun mağdurun yanında bulunan ikinci bir kişiye de isabet edebileceğini öngörebiliyorsa ve buna rağmen eylemine adeta vurdumduymaz, önemsemez, aşırı aldırmaz, duyarsız ve değerli hocalarımızın da anlatımlarıyla “olursa olsun, olursa da kabulüm” gibi bir davranışla devam ediyorsa, olası kasttan söz edilebilir. Kasta göre olası kastta, daha az süreli bir ceza yaptırımına hükmedilir. Somut örnekte fail, ölümün meydana gelmesini göze almıştır zira bu niyetini önemsemez, aşırı aldırmaz ve vurdumduymaz eylemiyle ortaya koymuştur. Değerli okurlar, ceza hukukunda niyet okunmaz, niyetin davranışlarla ortaya koyulması gerekir dolayısıyla ceza hukuku maddesel gerçekliğe dayanır… Kavramların anlaşılması ve içselleştirilmesi zaman alabilecektir…
(2) Taksir, 5237 sayılı Kanun’un 22. maddesinde düzenlenmiştir. Taksirli suç tanımlanırken taksir veya buna işaret eden bazı ibarelerin açıkça belirtilmesi gerekir zira suçlar, daha önce de açıklandığı gibi kural olarak kasten işlenir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, taksirin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle kanunda belirtilen tanımın öngörülemeyerek meydana geldiği belirtilmiştir. 5237 sayılı Kanun’un 85. maddesi, taksirle öldürmeyi içerir.
Aracıyla yoluna devam eden Ahmet Bey’in önüne oldukça büyük bir taş çıkar, aracından iner ve taşı, mümkün olduğunca uzağa, çalıların arasına fırlatır. O sırada çalıların arasında, aldığı alkolün etkisiyle uykuya dalan Mehmet Bey bulunmaktadır. Başına isabet eden taş nedeniyle beyin kanaması geçirir ve yaşamını, oracıkta yitirir. Söz konusu olayda Ahmet Bey, çalıların arasında bir kişinin var olabileceğini öngöremezdi zira ilgili alan, ıssız bir yerdir. Kasta göre taksirde, daha az süreli bir ceza yaptırımına hükmedilir. Kıymetli bir hocam, taksir konusunun ceza hukukunun en zor konularından olduğunu belirtmişti… Bunu belirttikten hemen sonra şunu da açıklayalım: taksirde öngörülebilirlik olmalıdır diğer bir deyişle öngörülemeyecek bir durumda taksirden ve dolayısıyla suçtan da söz edilemez… Yukarıda tanımı belirtirken “…öngörülemeyerek meydana geldiği” ibaresini kullandık ancak her ne kadar öngörülemeyerek meydana gelmesinden bahsetsek de bir öngörülebilirlik durumunun olması gerekir. Çelişkili bir durum yoktur. Özetle, öngörülebilmesi mümkün olmayan bir durum taksirle ilgili değildir… Hemen yukarıdaki örneğe geri dönelim ve şu soruyu soralım: Somut olayda, çalıların arasında birinin olabileceği ihtimali, öngörülebilir bir durum mudur ve şunu diyebiliyor muyuz; öngörülebilir bir durum var, öngörülememiş… İşte, öngörülebilir bir durum var ancak öngörülememiş diyebiliyorsak, taksirdir… Bilinçli, bilinçsiz taksir ayrımında, bilinçsiz taksir olarak nitelendirilir. Öngörülebilir (öngörülebilirlik) bir durum yoksa taksirden ve suçtan da söz edemeyiz…
Aynı maddenin üçüncü fıkrası bilinçli taksiri ele almıştır. Bilinçli taksirde ise fail, yine taksirde olduğu gibi neticenin gerçekleşmesini istemez fakat neticenin gerçekleşebileceğini öngörebilir. Taksire göre bilinçli taksirde, daha fazla süreli bir ceza yaptırımına hükmedilir. En son verilen örnek biraz değiştirilirse; Ahmet Bey aracıyla giderken yolun ortasında gördüğü büyük bir taşı, kontrolünü sağlamadan topluma açık olan bir piknik alanında bulunan ağacın dibine doğru fırlatır ve taş, orada uzanan Mehmet Bey’in başına isabet eder. Beyin kanaması geçiren Mehmet Bey, hemen oracıkta yaşamını yitirir. Somut olayda Ahmet Bey’in, taşı fırlatmadan önce gerekli kontrolleri yapması gerekirdi zira ilgili alan, topluma açık bir yerdir ve birilerinin orada bulunabileceği öngörebilir bir durumdur dolayısıyla öngörülebilirlik vardır. Öngörülebilirlik olduğu için de bu aşamadan sonra taksiri konuşabiliriz. Her ne kadar öngörülebilirlik söz konusu ise de öngörememişse bilinçli taksirden söz edemeyiz. Yukarıdaki paragrafın koyu olarak belirtilen sondan 3. satırına tekrar bakalım ve iletelim: öngörülebilirlik durumu var ancak öngörememişse, bilinçsiz taksirdir, öngörebilmişse bilinçli taksirdir…
Bilinçli taksiri olası kasttan ayıran en önemli husus; bilinçli taksirde neticenin gerçekleşmeyeceğine dair olan inançtır. Örneğin, aldığı tedbire veya tecrübesine güvenerek gerçekleşmeyeceğini düşünebilir. Ağırlıklarına göre bir sıralama yapılacak olunursa; kast, olası kast, bilinçli taksir ve taksir veya bilinçsiz taksirdir.
Dördüncü fıkrada ise; taksirli bir suçta faile verilecek cezanın miktarını belirlemede, failin kusurunun etkili olduğu belirtilmiştir diğer bir deyişle fail, ne kadar kusurlu ise o kadar ceza yaptırımına maruz kalacaktır. Kusuru belirlemede suçun manevi unsurlarına bakılır dolayısıyla ağırlığına göre sırasıyla bilinçli taksir ve taksir (bilinçsiz) bakımından değerlendirilir, somut olayda failin neticeye/ suçun oluşumuna etkileri (kusurun ağırlığı; m.61) incelenir. Peki, bu neden gereklidir? Yaptırım aralığı belirtilen suç tiplerinde, faile en uygun ceza verilmelidir.
Beşinci fıkrada da benzer bir açıklamada bulunulmuş; birden fazla kişinin taksirle suç işlediği bir durumda, her birinin kusuruna göre sorumlu olacağı bildirilmiştir.
Son fıkrada ise; taksirli bir fiil neticesinde meydana gelen sonucun, faile uygulanacak yaptırımı gereksiz kılacak şekilde failin kişisel ve ailevi olarak mağdur olmasına neden olması durumunda, faile ceza verilemeyeceği, manevi unsurun bilinçli taksir olması durumunda ise indirimli de olsa ceza yaptırımının uygulanacağı belirtilmiştir. Daha doğrusu bilinçli taksirde cezanın indirimli olarak uygulanması, hakimin takdir yetkisine bağlıdır. Örneğin; bir annenin dikkatsiz ve özensiz davranışı nedeniyle çocuğu yaralandıysa, duruma ve koşullara göre yaptırım uygulanmayabilir veya uygulanacaksa da indirim yapılabilir.
(3) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç da aynı Kanun’un 23. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili maddeye göre gerçekleştirilen suç eyleminin, kastedilenden daha ağır ya da başka bir netice ile sonuçlanması durumudur. Ancak kişinin neticeden sorumlu olabilmesi için, sonuçlanan netice bakımından en azından taksir manevi unsurunu ihtiva etmesi gerekir. Bir kişi, başka bir kişiyi korkutmak amacıyla – şaka amaçlı değildir – bilerek ve isteyerek (kasten) yaralar fakat kişi, ani bir heyecanla kalp krizi geçirerek yaşamını yitirir. Somut örnekte fail, eylemine kasıtlı olarak başlamıştır diğer bir deyişle fail, eylemini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiştir ancak netice yaralanma ile kalmayıp daha ağır bir netice olan ölümle sonuçlanmıştır. Burada, sorulması gereken kritik soru şudur: Kalp krizi geçirerek yaşamı yitirme durumu öngörülebilecek bir durum mudur? Değilse neticeden sorumlu tutulmayacak, öngörülebilecek bir durum ise tutulacaktır… Daha önce de belirttiğimiz gibi taksirde öngörülebilirlik durumu olmalıdır, neticeden sorumlu olabilmek için en azından taksir içermesi gerektiğine göre öngörülebilirliğin de olması gerekir.
Sonraki yazımızda devam edeceğiz…
KAYNAKÇA
Artuk, Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 231 vd.
Artuk, Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 232.
Artuk, Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 270.
Artuk, Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 272.
Artuk, Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 290; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökçen, Gerekçeli Ceza Kanunları, 17. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2016, s. 62.
Artuk, Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 303.
Artuk, Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 306.
Artuk, Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 313.
Artuk, Gökçen, s. 45; Artuk, Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 323 vd.; Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Yenilenmiş 4. Bası, Beta Basım, Ankara, 2017, s. 435; İsmail Ercan, Sınav Mevzuatı, Cilt 1, 1. Baskı, Kuram Kitap, Kocaeli, 2018, s. 93; Haydar Erol, Türk Ceza Kanunu, Yayın Matbaacılık, Ankara, 2023, s. 127, 128.
Artuk, Gökçen, s. 46, 47, 48; Artuk, Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 352 vd.; Koca, Mahmut/ Üzülmez, İlhan: Taksirli Suçların Teorik Yapısı ve Bu Bağlamda İş Kazalarından Kaynaklanan Cezai Sorumluluğa İlişkin Değerlendirmeler, Adalet Dergisi, Cilt 1, Sayı 64, 2020, s. 239; Uslu, Selahattin: Taksirle Öldürme Suçu (Danışman: Prof. Dr. Ayşe Nuhoğlu), Bahçeşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2018, s. 109; Ercan, s. 93; Erol, s. 152.
Artuk, Gökçen, s. 111.
Artuk, Gökçen, s. 48; Artuk, Gökçen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s. 395 vd; Kavlu, Benginur: Sonucu Nedeniyle Ağırlaşmış Suçlar, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum Dergisi, Cilt 9, Sayı 26, 2020, s. 575; Ercan, s. 93; Erol, s. 193; Hakan Hakeri: Sorularla Ceza Hukuku, 1. Baskı, Şen Matbaa, Ankara, 2005, s. 48; Fahrettin Demirağ, Türk Ceza Kanunu ve Kabahatler Kanunu, 1. Baskı, Şen Matbaa, Ankara, 2006, s. 77, 78.
Eylem, bir kişinin belirli bir amacı gerçekleştirebilmesi için kendi istek ve iradesiyle, çevresinde etki yaratan, ihmali veya icrai bir davranışta bulunmasıdır… Söz konusu maddeye göre, suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kural olarak suçlar kasten oluşur. O halde, bir suç tipinde taksir veya buna işaret eden ibareler (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık gibi) bulunmuyorsa, ilgili suç kasten işlenebilir, diyebiliriz… Taksirli suç tanımlanırken taksir veya buna işaret eden bazı ibarelerin açıkça belirtilmesi gerekir zira suçlar, daha önce de açıklandığı gibi kural olarak kasten işlenir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında taksirin, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle kanunda belirtilen tanımın öngörülemeyerek meydana geldiği belirtilmiştir… Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç da aynı Kanun’un 23. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili maddeye göre gerçekleştirilen suç eyleminin, kastedilenden daha ağır ya da başka bir netice ile sonuçlanması durumudur. Ancak kişinin neticeden sorumlu olabilmesi için, sonuçlanan netice bakımından en azından taksir manevi unsurunu ihtiva etmesi gerekir…







