1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İlker Coşkun
  4. SAĞLIK HUKUKU’NUN KARAR DEFTERİ
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

SAĞLIK HUKUKU’NUN KARAR DEFTERİ

featured

Yüksek mahkeme kararları ışığında  hekim, hemşire, aydınlatılmış onam ve disiplin hukuku ..

İlker Coşkun

Kıymetli okurlar, sağlık hukukunda bazen bir epikriz notundaki tek satır, bazen imzasız bir onam formu, bazen de disiplin kurulunda boş bırakılan bir sandalye dosyanın istikametini değiştirir. Mahkeme kararlarını yalnızca “hasta kazandı” yahut “sağlık çalışanı kusurlu bulundu” cümlesine indirgemek bu yüzden yanıltıcıdır. Zira yüksek mahkemeler çoğu kez kötü sonucun kendisinden çok, o sonuca giden yolun tıp kurallarına, mesleki özen yükümlülüğüne ve usule uygun olup olmadığını araştırır.

Bu yazıda ameliyathaneden servise, onam sürecinden disiplin kuruluna uzanan bazı yargı kararlarını birlikte okuyacağız. Her kararın somut olaya özgü olduğu unutulmamalıdır; ancak kararlar yan yana getirildiğinde sağlık çalışanları ve idareler için son derece açık bir ortak mesaj ortaya çıkmaktadır: Hukuk, sonucu değil süreci de denetler.

1. Kötü Sonuç, Kendiliğinden Malpraktis Demek Değildir

Tıbbi müdahale, doğası gereği risk taşır. Bu nedenle komplikasyon ile malpraktis arasındaki sınır, “hastada zarar oluştu mu?” sorusuyla değil; endikasyonun doğru konulup konulmadığı, müdahalenin kabul edilmiş tıbbi standartlara uygun yürütülüp yürütülmediği, risk ortaya çıktığında zamanında ve yeterli,standart düzeyde  yönetilip yönetilmediği üzerinden çizilir. Ortopedi ve travmatoloji alanındaki 55 Yargıtay kararını inceleyen bir araştırmada uyuşmazlıkların tedavi hatası, ihmal, tanı hatası, takip eksikliği ve bilgilendirme yetersizliği çevresinde toplandığı görülmüştür. Aynı çalışma, yargıya taşınan olguların yarısından fazlasında fonksiyon kaybı bulunduğunu göstermektedir.[1]

Bu tablo bize şunu söyler: Komplikasyon sözcüğü sağlık çalışanını peşinen sorumsuz kılan sihirli bir kaçış yolu  olmadığı gibi, komplikasyonun gerçekleşmesi de tek başına kusurun kanıtı değildir. Esas mesele, öngörülebilir risk karşısında alınan önlemler ve risk gerçekleştikten sonraki süreç yönetimdir.

Karardan çıkan ilk ilke: Komplikasyonun varlığı başka, komplikasyonun gereği gibi yönetilmemesi başkadır.

2. Ortopedide Düğüm: Komplikasyon Vardı, Fakat Yönetim Eksikti

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin E.2018/3113, K.2020/5389 sayılı kararına konu olayda hastaya total kalça protezi uygulanmış; ertesi gün kalça çıkığı ile siyatik sinir paralizisi belirlenmiştir. Bilirkişi değerlendirmesinde bu iki sonucun kalça protezi ameliyatlarından sonra gelişebilecek komplikasyonlar olduğu kabul edilmiştir. Ne var ki asetabuler komponentin muhtemel yerleşim sorununun yeterince değerlendirilmemesi, ameliyat sonrası güvenli hareket aralığının kaydedilmemesi, sinir hasarından sonra steroid ve fizik tedavi uygulanmaması komplikasyon yönetimindeki eksiklikler olarak görülmüş ve ortopedi uzmanına kusur yüklenmiştir.[2,3]

İlk derece mahkemesi, hekim hakkında taksirle yaralama hükmü kurmuş, Yargıtay ise eylemin kamu görevlisi hekim yönünden TCK m.257/2’deki ihmali davranışla görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.[3] Buradaki bozma, “hekim kusursuzdur” dememektedir; hukuki nitelendirmenin yanlış yapıldığını söylemektedir. Kararın kıymeti tam da buradadır: Aynı klinik olgu, ceza hukukunda suç tipinin unsurları bakımından ayrıca ve titizlikle vasıflandırılmalıdır.

Danıştay’ın daha eski fakat çarpıcı bir kararında ise ameliyat edilmesi gereken sol kalça yerine sağ kalçanın ameliyat edilmesi değerlendirilmiştir. Yanlış taraf cerrahisi, izin verilen risk yahut komplikasyon perdesi arkasına saklanabilecek bir sonuç değildir; mahkeme, idarenin hizmet kusuruna dayalı tazmin sorumluluğunu kabul eden yaklaşımı onamıştır.[4] Bir yanda tıbben bilinen risk, diğer yanda önlenebilir taraf hatası vardır. Hukuk bu ikisini aynı kefeye koymaz.

3. İmza Yetmez: Onam Formu Sadece İmza Değil, Aydınlatılmış Onam bir süreçtir…

Danıştay 10. Dairesinin 29 Eylül 2025 tarihli E.2022/2549, K.2025/4203 sayılı kararı bu ayrımı güncel ve berrak biçimde ortaya koymaktadır. Revizyon kalça protezi ameliyatı sonrasında bacak kısalığı ile düşük ayak gelişen hastanın maddi tazminat talebi, tıbbi uygulamaların standartlara uygun olduğu ve hizmet kusurunun açıkça gösterilemediği gerekçesiyle reddedilmiştir. Danıştay maddi tazminat yönünden bu sonucu onamıştır. Ancak dosyadaki onam formunun imzasız ve tarihsiz olduğu, ameliyata özgü riskleri içermediği, özellikle düşük ayak riskini açıklamadığı saptanınca manevi tazminat talebinin reddine ilişkin bölüm bozulmuştur.[5]

Demek ki bir müdahale teknik bakımdan doğru yürütülse bile, hastanın kendi bedeni hakkında karar verme hakkı ayrıca ihlal edilebilir. Anayasa Mahkemesinin M.Ş.O. kararında da prostat ameliyatı öncesinde hastanın gerçekten aydınlatılıp aydınlatılmadığı yeterince araştırılmamış; ameliyat sırasında yakınına (oğluna)  imzalatılan belge geçerli aydınlatmanın kanıtı sayılmamıştır. Mahkeme, imzanın tek başına bilgilendirilmiş irade anlamına gelmeyeceğini vurgulayarak Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında ihlal ve yeniden yargılama kararı vermiştir.[6] Öğretide de rızanın geçerliliği; teşhis, önerilen müdahale, önemli ve öngörülebilir riskler, alternatifler ile reddin sonuçları hakkında anlaşılabilir bilgi verilmesine bağlanmaktadır.[7] Günümüzde hasta yoğunluğunun fazla olması, muayene sürelerinin kısıtlı olması ve personel yetersizliği  gibi nedenlerden dolayı aydınlatılmış onam sürecinin doktrindeki şekliyle olması gerektiği gibi , yeterli düzeyde yapılamadığı gözlenmektedir.

Onam formu arşivlenecek bir kağıt parçası değil; hastanın özgür ve bilgilenmiş kararının belgesidir.

Bir hemşirenin görevi hekimin yerine geçerek tıbbi müdahalenin  risklerini  açıklamak ve aydınlatmak  değildir. Bununla birlikte onamın hasta dosyasında bulunup bulunmadığını, doğru hastaya ve planlanan işleme ait olup olmadığını kontrol etmek; açık bir eksiklik varsa ekip süreci ilerletmeden önce bunu bildirmek elbette  hasta güvenliği zincirinin bir halkasıdır. Kayıt kontrolü, aydınlatma yükümlüsünü değiştirmez; fakat hukuka uygun yürüyecek sürecin kurumsal düzeyde korunmasına katkı sağlar.

4. Hemşirelik Uygulamasında Aynı Zarar, İki Farklı Anayasa Mahkemesi Sonucu

Hemşirelik uygulamalarına ilişkin iki Anayasa Mahkemesi kararı, kötü sonuç ile kusur arasındaki farkı çok iyi göstermektedir. Hakan Yakar başvurusunda bel ağrısı nedeniyle yapılan intramüsküler enjeksiyon sonrasında siyatik sinir lezyonu ve kısmi felç gelişmiştir. Adli Tıp, uygulamanın kurallara aykırı olduğuna dair delil bulunmadığını ve sinir hasarının her türlü önleme rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olabileceğini bildirmiştir. Buna rağmen başvurucunun enjeksiyonun riskleri konusunda bilgilendirilmediği ve idarenin kusursuz sorumluluğu bulunduğu yönündeki esaslı iddiaları idari yargı kararlarında karşılanmamıştır. Anayasa Mahkemesi, yetersiz gerekçe nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.[8,9]

Bu karar “enjeksiyonu yapan hemşire kesin kusurludur” dememektedir. İhlal, yargılamanın başvurucunun önemli iddialarına etkili ve gerekçeli bir cevap vermemesi üzerinden kurulmuştur. Buna karşılık Songül Serin başvurusunda, enjeksiyon sonrası gelişen düşük ayak bakımından ceza ve tam yargı süreçlerinde ayrıntılı bilirkişi incelemeleri yapılmış; sağlık çalışanına yüklenebilir kusur ve uygun illiyet bağı ortaya konulamamıştır. Anayasa Mahkemesi açık bir keyfilik veya bariz değerlendirme hatası görmeyerek başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.[10]

Sorulması gereken sorumuz şu: Aynı komplikasyon neden bir dosyada ihlal, diğerinde kabul edilemezlik sonucuna götürmüştür? Çünkü Anayasa Mahkemesi çoğu tıbbi ihmal dosyasında “yeniden bilirkişi” gibi davranmaz; kamu makamlarının etkili inceleme yapıp yapmadığına, esaslı iddiaları karşılayıp karşılamadığına ve vardığı sonucun bariz keyfii olup olmadığına bakar. Dolayısıyla eksiksiz kayıt, somut gerekçe ve çelişkileri giderilmiş uzman görüşü yalnızca davanın değil, adil yargısal değerlendirmenin de temelidir.

5. Sayım Tam Görünüyordu; Kompres Hastanın İçindeydi (!)

Ameliyathanede yabancı cisim unutulması, kanaatimizce bireysel hatayla hizmet kusurunun en sert biçimde kesiştiği alandır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E.2019/648, K.2024/125 sayılı kararında pankreas ameliyatı sonlandırılırken kompres sayımı kayıtlara “10 kullanıldı, 10 tam” biçiminde geçirilmiştir. Bir hafta sonra başka bir ameliyatta hastanın batınında kanlı bir kompres bulunmuş; ameliyat raporu, tutanak, fotoğraf, tanık anlatımları ve bilirkişi değerlendirmeleri bu bulguyu desteklemiştir. Ceza Genel Kurulu, ameliyat sahasını kapatmadan önce yeterli kontrolü yapmayan cerrahların dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını kabul etmiş ve mahkumiyetlerin onanmasına karşı yapılan Başsavcılık itirazını reddetmiştir.[11]

Karardaki en sarsıcı ayrıntı, sayım kaydının “tam” görünmesidir. Bu durum sayım formunun tek başına güvenli ameliyat yaratmadığını; sayımın fiilii karşılıklı, kesintisiz ve denetlenebilir biçimde yapılması gerektiğini gösterir. Ameliyathane hemşiresinin sayım ve kayıt yükümlülüğü ile cerrahın kapatma öncesi nihai kontrol yükümlülüğü birbirini ortadan kaldırmaz. Aksine bu iki görev, aynı güvenlik duvarının farklı taşlarıdır desek yanlış olmaz.[12]

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20 Ocak 2025 tarihli E.2024/791, K.2025/353 sayılı kararına yansıyan başka bir olayda yüksek tibial osteotomi sonrasındaki ikinci ameliyatta cerrahi spançın greft alınan bölgede unutulması değerlendirilmiştir. İlk derece mahkemesi ameliyat hemşiresinin sayım ve kayıt, hekimin ise kapatma öncesi kontrol yükümlülüğünü ihlal ettiğini; özel hastanenin de organizasyon sorumluluğu bulunduğunu kabul etmiştir. Yargıtay manevi tazminatı olayın ağırlığına göre düşük bulmuş, bozma sonrasında kurulan hükmü onamıştır.[12]

Buradan hemşireler için çıkarılacak sonuç, “her unutulan materyalden yalnız hemşire sorumludur” değildir. Sorumluluk; somut görev, ihlal edilen özen yükümlülüğü, kusur, zarar ve illiyet bağı üzerinden bireyselleştirilir. Ancak sayım uyumsuzluğunu bildirmemek, gerçeğe aykırı kayıt oluşturmak yahut kayıt bırakmamak hem hasta güvenliğini hem de çalışanın hukuki konumunu ağırlaştırır. Nitekim cerrahi yabancı cisim ve sayım süreçlerini inceleyen çalışmalarda standart kayıt, ekip koordinasyonu ve kurumsal organizasyonun birlikte ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır.[12]

6. Enfeksiyon Dosyası Bazen Ameliyat Bittikten Sonra Başlar (POSTOP SÜREÇ)

Cerrahi sorumluluk, cilt kapatılınca sona ermez. Sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonlar hakkındaki 128 yüksek mahkeme kararını inceleyen 2025 tarihli bir araştırmada dosyaların yüzde 74,2’sinin ameliyat sonrası enfeksiyonla ilgili olduğu; uyuşmazlıklarda yetersiz sterilizasyon ve dezenfeksiyon ile yabancı cisim ilişkili enfeksiyonların da yer aldığı bildirilmiştir. İlk derece mahkemelerinin tazminat taleplerini reddettiği dosyaların önemli bir bölümünde üst mahkemeler, yetersiz veya çelişkili bilirkişi raporu ile onam eksikliği gibi nedenlerle bozma yoluna gitmiştir.[13]

Zira enfeksiyon her zaman kusur değildir; fakat el hijyeni, steril alanın korunması, profilaksi zamanlaması, implant ve malzeme izlenebilirliği, ameliyat sonrası bulguların kaydı ve zamanında bildirim gibi basamaklardan biri ihmal edilmişse “kaçınılmaz komplikasyon” savunması zayıflar. Cerrah, hemşire, sterilizasyon birimi ve idare aynı olayda farklı görevlerden sorumlu olabilir. Hukuken sağlıklı olan, sonuca bakıp tek bir unvan seçmek değil; zincirin hangi halkasında hangi yükümlülüğün ihlal edildiğini belirlemektir.

7. Disiplin Hukukunda Usul, Esasın Süsü Değildir (Usul, esasa mukaddemdir..)

Sağlık çalışanının hukuki dünyası yalnız malpraktis dosyalarından ibaret değildir tabi. Yoğun iş yükü sonucu kurum içi faaliyetlerde eksiklilk , kayıt-belge tartışmaları, nöbet teslimi problemleri, iletişim sorunları ve idari talimatların uygulanmaması vb durumlar zaman zaman disiplin soruşturmasına dönüşmektedir. Ne var ki disiplin yetkisi, personeli yıldırma yahut yönetim kolaylığı sağlama aracı değildir. Fiilin somutlaştırılması, doğru disiplin normuyla ilişkilendirilmesi, tarafsız soruşturmacı (muhakkik), lehe ve aleyhe delillerin toplanması, isnadın açıkça bildirilmesi, makul savunma süresi ve yetkili makamın uyması gereken  ilkeler hukuki güvenliğin  ve disiplin hukukunun asgari şartlarıdır.[14,15]

Yüksek mahkeme kararlarını nitel olarak inceleyen güncel bir çalışma; disiplin cezalarının iptalinde fiilin kanıtlanamaması, hukuki nitelendirme hatası, tipiklik ilkesine aykırılık, savunma hakkının kısıtlanması ve eksik soruşturmanın öne çıktığını göstermektedir.[16] Bu sebeple “olay tutanağı aldık, savunma istedik, ceza verdik” şeklindeki bir çıktı hukuka uygun soruşturma anlamına gelmez. İfade almak ile savunma almak aynı şey değildir; memur neyle suçlandığını ve hangi delile karşı cevap vereceğini bilmelidir.[15]

Danıştay 12. Dairesinin E.2023/3025, K.2025/1569 sayılı kararında 4/B statüsündeki bir hemşirenin sözleşmesinin yenilenmemesi incelenmiştir. Alt derece mahkemesi, yanlış tedavi ve görev yetersizliği gibi iddiaların bağımsız bir disiplin soruşturmasıyla kanıtlanmadığını belirterek işlemi iptal etmiştir. Danıştay ise sözleşmenin yenilenmemesinin, o tarihteki hukuki rejim bakımından bir disiplin cezası değil, süreli sözleşmeye ve idarenin takdir yetkisine ilişkin işlem olduğunu vurgulamış; değerlendirme kamu yararı ve hizmet gerekleri yönünden yapılmadığı için kararı bozmuştur.[17] Yani işlemin adı değil, hukuki mahiyeti uygulanacak usulü belirler. Bununla birlikte takdir yetkisi de keyfilik yetkisi değildir; yargısal denetim kamu yararı, hizmet gerekleri ve somut olgular üzerinden sürer.

8. Disiplin Kurulundaki Boş Sandalye..

Sendika temsilcisinin disiplin sürecindeki yeri de sıkça yanlış anlaşılmaktadır. Danıştay 2. Dairesinin E.2021/9079, K.2024/3842 sayılı kararında, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını görüşen İl Disiplin Kurulunda memurun üyesi olduğu sendikanın temsilcisi bulunmamıştır. İdare telefonla bildirim yapıldığını söylemiş; fakat bunu ispatlayamamış ve resmii bir bildirim sunamamıştır. Danıştay, Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmelik uyarınca temsilcinin disiplin ve yüksek disiplin kurulunda yer almasını asli şekil şartı kabul etmiş; kurul kararını şekil yönünden hukuka aykırı bularak ret kararını bozmuştur.[18]

Burada hassas bir ayrım vardır: Bu içtihat, sendika temsilcisinin her uyarma veya kınama işleminde, disiplin amirinin önündeki her aşamada mutlaka bulunacağı anlamına gelmez. Zorunluluk, mevzuat gereği Disiplin Kurulu yahut Yüksek Disiplin Kurulu önüne gelen işlemler bakımından doğar. Ayrıca usulden iptal, isnat edilen fiilin hiç gerçekleşmediğine dair otomatik bir beraat belgesi değildir; hukuken mümkünse idare süre ve yetki kurallarına uyarak yeniden işlem kurabilir. Fakat usul güvencesini “nasıl olsa sonuç değişmez” diyerek atlamak da kabul edilemez. Zira şekil, idari işlemin meşruiyetini ve kişinin sürece katılma hakkını korur.[18,19]

Disiplin hukukunda usul, sonradan tamamlanacak bir formalite değil; yaptırım yetkisinin sınırıdır hatta başlangıç zeminidir..

Sonuç: Hukuk Bilinci Savunma Refleksi Değil, Hasta Güvenliği Kültürüdür

Sayın okurlar, bu kararların hiçbirinde tek cümlelik bir dünya yoktur. Hekim yönünden komplikasyonun yönetimi, hemşire yönünden sayım ve kayıt; mesleki bilgi  ve bakım süreci , idare yönünden organizasyon, hasta yönünden aydınlatılmış irade, disiplin sürecinde ise yetki ve usul birlikte değerlendirilir. Bir kararın yalnız hüküm kısmını okuyup “doktor kazandı”, “hemşire suçlandı” yahut “idare haksız bulundu” demek, kanımızca  içtihadın asıl öğrettiğini kaçırmaktır.

Sağlık hukukunun sahada görünür halee gelmesi için altı somut adım öneriyorum:

  1. Her hastanede, gerçek ve anonimleştirilmiş kararlar üzerinden düzenli sağlık hukuku ve hasta güvenliği toplantıları yapılması; (her ne kadar hassas bir alan olsa da, gerçekleri hukuki yönden değerlendirmek mühimdir)
  2. Onam formlarının genel matbu metin olmaktan çıkarılıp müdahaleye, hastaya ve öngörülebilir risklere özgülenmesi ve formların hastaya göre kişiselleştirilmesi; (günümüzde dijital aydınlatılmış formların yaygınlaşması bekleniyor, bu konuda da tereddütlerimin olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Aydınlatılmış onam formunun dijitalleştirilmesi, ve sistem üzerinden onamın imzalanması , bu süreci hukuken nasıl etkileyecek şeffaf bir süreç göremiyorum henüz, ancak konunun tartışmalı yönleri var, bu da ayrı bir araştırma konusudur)
  3. Cerrahi sayım, implant, numune, ilaç ve sterilizasyon kayıtlarının karşılıklı doğrulama ve dijital izlenebilirlikle standardize edilmesi; (çift doğrulama, güncel teknoloji ile kayıt altına alma )
  4. Ramak kala olayların cezalandırma korkusu yaratmadan bildirilebildiği, fakat kasıt ve gerçeğe aykırı kaydı da görmezden gelmeyen adil güvenlik kültürünün kurulması;
  5. Disiplin soruşturmacıları (muhakkik) ile yöneticilere isnadın somutlaştırılması, savunma hakkı, süre, yetki ve sendika temsilcisi konusunda uygulamalı eğitim verilmesi; hizmet içi eğitimlere temel hukuk derslerinin (başta disiplin hukuku, ceza hukuku, cmk ) eklenmesi ve sunulması
  6. Hemşirelik ve tıp eğitiminde sağlık hukukunun yalnız mevzuatın ezberi değil, karar okuma ve vaka çözümleme yöntemiyle öğretilmesi, yargı kararlarının analizi ile ilgili çalışmaların yapılması …

 

Sonuç olarak sağlık hukukunu yalnız dava açıldığında hatırlanan bir mevzuat ve dosya yığını olmaktan çıkarmalıyız. Hekim, hemşire, yönetici ve hukukçu aynı dosyaya farklı pencerelerden baksa da ortak amaç değişmez: Hastayı koruyan, çalışanı belirsizlikten kurtaran, kusuru kişiselleştirirken sistemin payını da unutmayan adil bir sağlık hizmeti.

Zira hukuk, hata meydana geldikten sonra kapıyı çalan soğuk bir otorite değil; doğru zeminde  kurulduğunda hatayı daha doğmadan önleyen temel bir  güvenlik zırhıdır diyerek yazımızı burada sonlandıralım.


KAYNAKLAR

  1. Dırvar F, Uzun Dırvar S, Talmaç MA, Özkul B, Yıldırım T. Ortopedi ve travmatoloji alanındaki hatalı tıbbi uygulamalar: Yargıtay dava kararlarının incelenmesi. Genel Tıp Derg. 2020;30(4):263-270. Erişim: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2156561
  2. Şirazi S, Esenkaya İ, Açıkgöz İ. Yargıya yansıyan total kalça artroplasti ameliyatlarında tıbbi ve hukuki değerlendirme. TOTBİD Dergisi 2021;20:734-738. doi:10.14292/totbid.dergisi.2021.110. Erişim: https://totbidderlemedergisi.org/uploads/pdf_1011.pdf
  3. Yargıtay 12. Ceza Dairesi. E.2018/3113, K.2020/5389 kararı.
  4. Danıştay 10. Dairesi. E.1995/934, K.1996/5933 kararı
  5. Danıştay 10. Dairesi. E.2022/2549, K.2025/4203 kararı
  6. Anayasa Mahkemesi. M.Ş.O. Başvurusu, B. No: 2020/24126, 26 Mart 2025. Erişim: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/BireyselBasvuru?id=a2JiOjZhM2VjZDVmLWE2MGUtZWU4ZC1iNmE3LTg3NDQwNDViYzEwNA&type=BireyselBasvuru
  7. Öz AK. Tıbbi müdahalelerde bilgilendirilmiş rızanın Yargıtay ve Danıştay kararları ışığında incelenmesi. İzmir Bakırçay Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. 2021;2(4):203-234. Erişim: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/5365222
  8. Anayasa Mahkemesi. Hakan Yakar Başvurusu, B. No: 2017/17310, 19 Ekim 2021. https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/BireyselBasvuru?id=a2JiOjE3Nzk2N2FkLTc2YzUtZGU1ZS02ZDNiLTg0Y2I4OWZiZjE5NA&type=BireyselBasvuru
  9. Benzer yönde taranmış detaylı kararlar için bkz : Tekin M. Anayasa Mahkemesi kararları ışığında hemşirenin hukuki sorumluluğu. İzmir Bakırçay Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. 2025;6(11):108-134. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/buhfd/article/1820030
  10. Anayasa Mahkemesi. Songül Serin Başvurusu, B. No: 2017/35648, 20 Mayıs 2021. Erişim: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/BireyselBasvuru?id=a2JiOjVjNTgwOTE5LWU5N2ItZDkzOC0wZTNkLWQyOGVlM2JkY2VlYg&type=BireyselBasvuru
  11. Yargıtay Ceza Genel Kurulu. E.2019/648, K.2024/125, 20 Mart 2024.
  12. Coşkun İ. Türk yargı kararları ışığında cerrahi müdahalelerde yabancı cisim unutulması ve ameliyathane hemşiresinin hukuki sorumluluğu. İzmir Bakırçay Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. 2026;7(13):72-95. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/5842472
  13. Demirci Ş. Sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyon sebebiyle açılan tıbbi malpraktis davaları: Yüksek mahkeme kararları üzerine bir değerlendirme. Hacettepe Sağlık İdaresi Dergisi. 2025;28(4):607-620. doi:10.61859/hacettepesid.1680662. Erişim: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4792559
  14. Özen A. Kamu hastanelerinde idari soruşturmalarda yapılan hatalar. Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi. 2023;15(1):1-13. doi:10.53881/hiad.1138148. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2516356
  15. Akkoyunlu SA. Disiplin soruşturmasında memurun savunma hakkını kullanımında idarenin uyması gereken esaslar. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. 2023;28(48):3-63. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3377220
  16. Demir T, Aydın N. Yüksek mahkeme kararları ışığında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında verilen disiplin cezalarının nitel analizi. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 2025;(86):597-627. doi:10.51290/dpusbe.1768315. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/dpusbe/article/1768315
  17. Danıştay 12. Dairesi. E.2023/3025, K.2025/1569, 19 Mart 2025.
  18. Danıştay 2. Dairesi. E.2021/9079, K.2024/3842, 27 Haziran 2024.
  19. Durmuş F, Türkmen M. Toplu sözleşme ile yükseköğretim kurumlarının disiplin kurullarında sendika temsilcisinin yer alması. Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi. 2024;(2):129-178. doi:10.33432/ybuhukuk.1468769. Erişim: https://dergipark.org.tr/tr/pub/ybuhukuk/article/1468769
SAĞLIK HUKUKU’NUN KARAR DEFTERİ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sağlık Haberi | Sağlık Personeli Haberleri, Atama ve Maaş Tabloları ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Şu an sitede
kişi
aktif