1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İlker Coşkun
  4. Ameliyathane Hemşireliği…
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ameliyathane Hemşireliği…

featured

Bir ameliyat odasında ışıklar yandığında herkesin gözü cerraha çevrilir. Cerrah karar verir, anestezi hastayı uyutur, ekip pozisyonunu alır. O andan sonra dışarıdaki dünya ile bağlantısı kesilen hastanın gözü de kulağı da artık ameliyathane ekibidir.

Peki o ekip içinde ameliyathane hemşiresi nerededir?

Yalnızca cerrahın istediği aleti uzatan kişi midir? Sayım yapan, malzeme hazırlayan, ameliyat bitince salonu devreden yardımcı personel midir? Yoksa cerrahinin görünmeyen fakat vazgeçilmez güvenlik halkalarından biri mi?

Ameliyathane hemşireliği, sanıldığından daha ağır bir mesleki sorumluluk alanıdır. Sağlık Bakanlığının ameliyathane hemşireliği görev tanımında; perioperatif bakımın planlanması, aseptik tekniğin korunması, kontaminasyonun önlenmesi, hasta güvenliği tedbirlerinin uygulanması, cerrahi malzemenin hazırlanması, spanç ve alet sayımlarının yapılması, numunenin doğru biçimde tanımlanarak teslim edilmesi ve bütün bu işlemlerin kayıt altına alınması yer almaktadır. Yani ameliyathane hemşiresinin işi “alet vermek” değil; cerrahi sürecin güvenli yürütülmesini sağlayan klinik, teknik ve hukuki bir sorumluluğu yerine getirmektir.

Bilimsel calışmalar da ameliyathanelerdeki hasta güvenliği sorunlarının yalnızca bireysel dikkatsizlikten kaynaklanmadığını ortaya koyuyor. İletişim eksikliği, personel yetersizliği, artan iş yükü, deneyime uygun olmayan görevlendirmeler, görev dışı uygulamalar ve ekip içindeki rekabet, güvenli cerrahiyi doğrudan tehdit eden faktörler arasında sayılıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün Güvenli Cerrahi Kontrol Listesi de zaten bunun için var: doğru hasta, doğru işlem ve doğru taraf kontrolü kadar ekip iletişimini, sayımı, numuneyi ve ameliyat sonu değerlendirmesini de güvence altına almak için…

Ancak hepimizin bildiği bir gerçek var. Ameliyathanedeki yazılı kurallar ile sahanın fiili düzeni her zaman birbirine uymuyor.

Steril alanın içindeki görünmez hiyerarşi

Ameliyathanelerde bir cerrah hiyerarşisi olduğu inkar edilemez. Bu hiyerarşi, cerrahi işlemin teknik yönetimi bakımından gereklidir. Fakat teknik yönetim ile kişisel tahakküm birbirine karıştırılmamalıdır.

Cerrah ameliyat tekniğine karar verebilir. Kullanılacak implantı, yapılacak kesiyi veya cerrahi yöntemi belirleyebilir. Ancak bu yetki, ameliyathane hemşiresinin bağımsız mesleki sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. Hemsire yanlış hasta, yanlış taraf, sterilizasyon problemi, sayım uyuşmazlığı, etiketsiz numune veya güvenli olmadığı açıkça görülen bir uygulama karşısında susmak zorunda değildir.

Tam tersine, susmamak zorundadır değerli okurlar.

Çünkü yargılama sırasında “cerrah böyle istedi” cümlesi, hemşirenin kendi görev alanına ilişkin açık bir güvenlik ihlalini gördüğü halde sessiz kalmasını her zaman hukuka uygun hale getirmez. Hiyerarşi, görev paylaşımı sağlar. Sorumluluğu yok etmez.

Ameliyathanede malpraktis çoğu zaman büyük ve dramatik bir hatayla başlamaz. Okunmadan imzalanan bir kontrol listesiyle başlar. Yapılmadığı halde yapılmış gibi gösterilen sayımla mesela… Kayıt altına alınmayan bir uyarıyla… “Bir şey olmaz” denilen küçük bir kontaminasyonla… Tecrübesi bulunmayan hemşirenin hiç bilmediği bir branşa tek başına verilmesiyle… vb vb vb.

Sonra bir gün dosya açılır ve herkes aynı soruyu sorar:

“Kim kusurlu?”

Oysa yüksek mahkemeler her dosyada ameliyat masasının başına geçip tek tek “hemşire şu kadar, cerrah bu kadar kusurludur” şeklinde bir dağılım yapmaz. Özellikle kamu hastanelerine ilişkin davalarda incelenen çoğu zaman tek bir çalışanın şahsi kusuru değil; sağlık hizmetinin bir bütün olarak gereği gibi verilip verilmediği yahut organize olup olmadığı bütüncül değerlendirilir. Personel yeterli miydi? Kontrol mekanizması çalıştı mı? Kayıt tutuldu mu? Komplikasyon zamanında fark edildi mi? Gerekli müdahale yapıldı mı?

Bireysel kusur ile hizmet kusuru birbirinden ayrılmalıdır. Fakat bu ayrım, sağlık çalışanlarının kişisel sorumluluklarının önemsiz olduğu anlamına da gelmez elbette.

Genel cerrahi: İçeride unutulan spanç kimin sorumluluğu?

Ameliyathane hemşireleri yönünden en bilinen dava türlerinden biri, hastanın vücudunda spanç veya cerrahi malzeme unutulmasıdır.

Danıştay 10. Dairesinin E.2019/6926, K.2021/1746 sayılı kararına konu olayda, ameliyat sonrasında hastanın vücudunda spanç kaldığı belirlenmiştir. Adli Tıp değerlendirmesinde yalnızca ameliyathane hemşiresinin sayım sorumluluğu üzerinde durulmamış; ameliyat sahasını kapatmadan önce yeterli görsel ve elle kontrol yapmayan cerrahların sorumluluğuna da işaret edilmiştir.

Kararın önemi tam da buradadır.

Spanç sayımı hemşirenin görevidir. Ancak sayım, cerrahın ameliyat sahasını kontrol etme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Cerrahın kontrol yükümlülüğü de hemşirenin sayımı doğru yapma sorumluluğunu yok etmez. Bunlar birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan güvenlik bariyerleridir.

Bir sayım uyuşmazlığı varsa hemşire bunu açıkça bildirmeli, uyuşmazlık giderilmeden sayımı “tam” göstermemelidir. Cerrah da “Ben baktım, bir şey yok” diyerek hemşirenin uyarısını hükümsüzleştiremez. Çünkü hasta kapatıldıktan sonra bulunan her yabancı cisim, yalnızca bir çalışanın değil, kontrol sisteminin başarısızlığıdır.

Anayasa Mahkemesinin Tuba Arıkan kararında da hastanın vücudunda gazlı bez unutulması ve yeniden ameliyat edilmesi, etkili inceleme yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmiştir. Bu tür dosyalar bize şunu gösteriyor: Sayım formundaki iki imza, gerçek bir sayımın yerine geçmez. Kayıt ancak yapılan işlemi yansıtıyorsa koruyucudur. Sayım konusunda en ufak bir şüphe, şaibe varsa , sözel yolla cerrahi ekibe mutlaka bildirilmeli, gerekli tüm tetkik ve işlemler o sırada talep edilmeli (skopi çekilmesi, kontrollerin sağlanması) ve  vaka sonunda tüm durumlarla ilgili durum bildirir tutanak tutulmalı, ekipçe imzalanmalı ve evrak kayıttan geçirilmelidir.

Göz cerrahisi: Ameliyat başarılı, takip başarısızsa…

Göz cerrahisinde milimetreler (mikro cerrahi)  üzerinden çalışılır. Yanlış lens (İOL) , yanlış göz, hatalı ilaç konsantrasyonu, numune karışıklığı veya ameliyat sonrası bulguların gözden kaçırılması, hastanın kalan yaşamını doğrudan etkileyebilir.

Danıştay 10. Dairesinin E.2019/5318, K.2021/2954 sayılı kararına konu olayda hasta, katarakt ameliyatından sonra ciddi görme kaybına uğramıştır. Göz içine yerleştirilen lensin yer değiştirdiği belirlenmiş ve düzeltici cerrahiye karar verilmiştir. Ancak hastanın ameliyat sonrası başvurularına ilişkin yeterli kayıt bulunmaması ve gerekli müdahalenin gecikmesi nedeniyle hizmetin gereği gibi yürütülmediği sonucuna varılmıştır.

Dosyada hekim hakkında ceza yargılamasında beraat kararı verilmiş ve bazı bilirkişi değerlendirmelerinde bireysel hekim kusuru bulunmadığı belirtilmiş olmasına rağmen idari yargı, ameliyat sonrası takip ve bakımın yetersizliği üzerinden hizmet kusurunu kabul etmiştir.

Burada ameliyathane hemşiresine bireysel kusur yüklenmemiştir. Dolayısıyla “göz ameliyatında hemşire kusurlu bulundu” demek doğru olmaz. Fakat kararın ameliyathane hemşireliği bakımından çok önemli bir tarafı var: Ceza yargılamasındaki beraat, sağlık hizmetinin organizasyonunda kusur bulunmadığı anlamına gelmez.

FAKO veya vitreoretinal cerrahi bittiğinde hemşirenin görevi yalnızca seti sayıp masadan ayrılmak değildir. Kullanılan lensin veya sarf malzemenin barkodu, lot numarası, doğru hastaya ait olup olmadığı, ilaçların hazırlanması, konsantrasyonu, numunenin etiketi ve ameliyat sonrası devrin eksiksiz yapılması önemlidir. Kayıt zincirindeki boşluk bazen ameliyatın teknik kısmından daha ağır bir hukuki tartışmaya dönüşebilir.

Ortopedi: Komplikasyon nerede biter, ihmal nerede başlar?

Ortopedi dosyalarında implant seçimi, taraf doğrulaması, turnike süresi, pozisyon, nörovasküler takip ve ameliyat sonrası komplikasyonların zamanında fark edilmesi öne çıkmaktadır.

Danıştay 10. Dairesinin E.2022/1306, K.2025/3931 sayılı kararına konu olayda, yedi yaşındaki bir çocuğun dirsek çevresi kırığı ameliyat edilmiş; ameliyat sonrasında gelişen kompartman sendromu zamanında tanınıp yönetilememiştir. Çocuğun sağ kol ve elini kullanamaz hale gelmesi üzerine açılan davada cerrahi endikasyonun ve ameliyat tekniğinin uygun olduğu, buna karşılık ameliyat sonrası komplikasyon yönetiminin tıbbi kurallara uygun bulunmadığı değerlendirilmiştir. Üstelik ameliyat sonrası izleme ilişkin yeterli kayıtların bulunmaması da dosyanın önemli eksikliklerinden biridir.

Bu karar bize çok net bir ayrım gösteriyor: Komplikasyonun ortaya çıkması tek başına kusur olmayabilir. Ancak komplikasyonun bulgularını izlememek, kaydetmemek veya zamanında müdahale etmemek kusur oluşturabilir.

Hemşire burada cerrahın yerine tanı koymaz. Fakat dolaşım, renk, ısı, kapiller dolum, ağrı, şişlik ve hareket kaybı gibi olağan dışı bulguları izlemek, kaydetmek ve hekime bildirmekle yükümlüdür. Bildirim yapılmışsa bunun da kaydı bulunmalıdır. “Söyledim” cümlesi, ne yazık ki dosyada her zaman görülebilen bir cümle değildir. (Unutmayın söz uçar, yazı kalır.. Yazmayı ve kayıt altına almayı mutlaka alışkanlık haline getiriniz kıymetli meslektaşlarım..)

Anayasa Mahkemesinin Secdiye Başaran kararında ise hastaya uygulanan kalça protezinin uygun olmadığı iddiası tartışılmıştır. Bilirkişi raporunda bir taraftan uygulanan protezin hatalı olduğu belirtilirken, diğer taraftan protez seçiminin hekimin takdirinde bulunduğu ve kusur sayılamayacağı söylenmiştir. Mahkeme bu çelişkiyi gidermeden davayı reddetmiş, Anayasa Mahkemesi ise uyuşmazlığın özenli biçimde incelenmediğine karar vererek yeniden yargılama yapılmasını istemiştir.

Demek ki “hekim takdiri” de sınırsız bir dokunulmazlık alanı değildir. Takdir yetkisi bilimsel gerekçeye, hastanın durumuna ve özen yükümlülüğüne dayanmalıdır.

Kadın doğum: Koter yanığı ve yanlış kan

Sezaryen ameliyatında hasta sağlıklı biçimde ameliyat masasına alınmışken sırtında, sakrumunda veya bacağında yanıkla uyanıyorsa, “Bu nasıl oldu?” sorusunun cevabı yalnızca bir cihaz arızası raporuna bırakılamaz.

Danıştay 10. Dairesinin E.2022/1335, K.2025/2484 sayılı kararına konu olayda hasta, sezaryen sonrasında vücudunun farklı bölgelerinde yanıklarla karşılaşmıştır. Adli Tıp Kurumu yanığın kesin nedenini ve kişisel kusuru belirleyememiştir. Buna rağmen aynı ameliyathanede daha önce benzer bir olayın yaşanmış olması ve hastanın kurumun tam gözetimi altındayken zarar görmesi, hizmetin organizasyonu bakımından ciddi bir tartışma doğurmuştur. Danıştay maddi tazminat istemi yönünden ret sonucunu korurken manevi tazminatın reddini hukuka uygun bulmamıştır.

Bu tür vakalarda ameliyathane hemşiresine doğrudan kusur yüklenebilmesi için somut bir görev ihlalinin gösterilmesi gerekir. Ancak koter plağının doğru yerleştirilmesi, cilt bütünlüğünün değerlendirilmesi, solüsyon birikiminin önlenmesi, hastanın metal yüzeylerle temasının engellenmesi, cihaz ve kabloların kontrolü ve olayın ayrıntılı biçimde kayıt altına alınması hemşirelik uygulamasının içindedir. (bkz: sirküle hemşirenin görev tanımı ve sorumlulukları)

Kadın doğum ameliyatlarında görülen bir başka risk de kan transfüzyonudur. Danıştay 1. Dairesinin E.2010/1142, K.2010/1358 sayılı dosyasında sezaryen sırasında hastaya yanlış kan grubu verilmiştir. Dosya içeriğine göre kan torbası üzerinde yapılması gereken kimlik ve protokol kontrollerinin yerine getirilmediği, kanı uygulayan hemşire ile kan bankasında görevli teknisyenin ihmallerinin bulunduğu değerlendirilmiştir. Hemşire hakkında ceza mahkemesince mahkumiyet kararı verildiği de dosyada yer almaktadır.

Bu olayda hiyerarşi savunması geçerli değildir. Kanı isteyen hekim olabilir, torbayı ameliyathaneye başka biri getirebilir. Fakat uygulamadan hemen önce doğru hasta–doğru kan eşleşmesini kontrol etme yükümlülüğü, uygulamayı yapan sağlık çalışanının doğrudan sorumluluğudur. Bu karar eski olduğu için, meslektaşlarım kanı zaten hemşire takmaz ,anestezi altında olan hastaya kanı anestezi teknikeri takmaz mı? gibi bir soru yöneltecektir.. Kesinikle haklısınız. Fakat o yılda, o anda kanı sirküle hemşire takmak zorunda kalmış olabilir, her ne olursa olsun o an kim taktıysa gerekli protokolleri ve kontrol mekanizmasını doğru işletmek zorundadır.

Jinekoloji ve üroloji: “Komplikasyon” demek yeterli mi?

Anayasa Mahkemesinin Pempe Canbolat ve diğerleri kararına konu olayda, rahim ağzı kanseri nedeniyle gerçekleştirilen ameliyat sonrasında hastanın her iki üreterinde hasar meydana gelmiş ve böbrek fonksiyonları etkilenmiştir. Bir bilirkişi raporunda hasarın geç fark edilmesinin kabul edilemez olduğu belirtilirken, Adli Tıp raporunda olay cerrahinin bilinen komplikasyonu olarak değerlendirilmiştir.

Derece mahkemeleri raporlar arasındaki bu çelişkiyi yeterince gidermeden davayı reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi ise komplikasyonun nasıl meydana geldiği, zamanında fark edilip edilmediği ve hastanın bu risk konusunda usulüne uygun biçimde bilgilendirilip bilgilendirilmediği hususlarının ayrıntılı biçimde incelenmediğini belirterek ihlal kararı vermiştir.

“Komplikasyon” kelimesi hukuki sorumluluğu kendiliğinden ortadan kaldıran sihirli bir kelime değildir maaalesef.

Risk öngörülebilir olmalıdır. Hasta bu konuda uygun biçimde bilgilendirilmelidir. Risk ortaya çıktığında zamanında fark edilmeli, uygun şekilde yönetilmeli ve bütün süreç kayıt altına alınmalıdır. Bunlardan biri eksikse komplikasyon ile malpraktis arasındaki sınır değişebilir.

Aydınlatmayı esas olarak hekim yapar. Hemşirenin görevi hekimin yerine geçerek cerrahi riskleri açıklamak değildir. Ancak onam formunun mevcut olup olmadığını, hastaya ait olup olmadığını ve belirgin bir eksiklik bulunup bulunmadığını kontrol etmek; eksikliği fark ettiğinde ilgilileri uyarmak hemşirenin hasta güvenliği sorumluluğudur. İmza bulunması da tek başına gerçek bir aydınlatmanın yapıldığını kanıtlamaz.

Beyin cerrahisi: Her kötü sonuç malpraktis değildir

Beyin cerrahisi ameliyatlarında kötü sonucun ağırlığı, zaman zaman kusurun da ağır olduğu yönünde peşin bir kanaat yaratabilir. Oysa hukuk bakımından sonuç ile kusur aynı şey değildir.

Danıştay 10. Dairesinin E.2019/5443, K.2022/1584 sayılı kararına konu olayda, küçük yaştaki bir hastanın beyin cerrahisi girişimi sonrasında kafa bölgesinde şekil bozukluğu meydana geldiği ileri sürülmüştür. Alınan tıbbi raporlarda uygulamanın tıp kurallarına uygun olduğu ve sağlık çalışanlarına yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı değerlendirilmiş, davanın reddi sonucu korunmuştur.

Bu karar da önemlidir. Çünkü sağlık hukuku yalnızca hastanın zarar görüp görmediğine bakmaz. Zarar ile kusurlu eylem arasında nedensellik bağının kurulması gerekir. Tıp kurallarına uygun müdahaleye rağmen ortaya çıkan ve uygun biçimde yönetilen her olumsuz sonuç, malpraktis değildir.

Ancak bu, ameliyathane kayıtlarının önemsiz olduğu anlamına gelmez. Pozisyon, bası noktaları, kullanılan malzemeler, spanç ve pamuk sayımı, numune teslimi, cihaz ayarları ve ameliyat süresi kayda geçirilmezse doğru yapılmış bir işlemin sonradan ispatı da zorlaşabilir.

KBB ve plastik cerrahi: “Bilinen komplikasyon” gerekçesi açıklanmalıdır

Danıştay 10. Dairesinin E.2019/6360, K.2020/4043 sayılı kararında septoplasti ve submüköz rezeksiyon sonrasında hastanın burnunda çökme ve şekil bozukluğu meydana gelmiştir. Bilirkişi raporunda bu durumun düzeltilebilir bir komplikasyon olduğu ve hekime kusur yüklenemeyeceği belirtilmiştir.

Danıştay ise raporun, burundaki çökmenin aşırı kıkırdak çıkarılmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığını yeterince açıklamadığı sonucuna varmış; içinde ilgili branş uzmanlarının bulunduğu daha ayrıntılı bir üst kurul raporu alınmasını istemiştir.

Mahkemenin yaklaşımı yerindedir. Bir sonuca “komplikasyon” denilecekse bunun mekanizması açıklanmalıdır. Neden meydana geldiği, öngörülebilir olup olmadığı, önlenmesi için hangi tedbirlerin alındığı ve olay ortaya çıktıktan sonra ne yapıldığı ortaya konulmalıdır. Gerekçesiz komplikasyon kabulü, tıbbi değerlendirmenin yerini tutmaz.  ( Kararları detaylı analiz ettiğimizde, en ufak bir işlemi, tanıyı, sevki, tavsiyeyi, yönlendirmeyi bile mutlaka sisteme kayıt etmemizin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. En ufak bir eksiklikte veya süreçte beklenen olağan komplikasyonda bile önceden tuttuğumuz kayıtların bu tür uyuşmazlıkta süreci ne kadar şeffaf yaptığı izahtan varestedir.. )

Kalp ve damar cerrahisi: Enfeksiyon kaçınılmaz mıdır?

Danıştay 15. Dairesinin E.2015/6119, K.2015/5733 sayılı kararında, tekrarlayan damar ameliyatları sonrasında hastada MRSA enfeksiyonu gelişmiş ve hasta hayatını kaybetmiştir. Adli Tıp değerlendirmesinde enfeksiyonun gerekli önlemlere rağmen görülebileceği ve sağlık çalışanlarına bireysel kusur yüklenemeyeceği belirtilmiştir.

Danıştay ise hastane enfeksiyonunu yalnızca “olabilir bir komplikasyon” şeklinde kabul etmemiş; hijyen koşulları, hizmetin sunuluş biçimi ve organizasyon eksiklikleri yönünden hizmet kusuru bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.

Elbette her cerrahi alan enfeksiyonu malpraktis değildir. Enfeksiyon, tüm önlemlere rağmen ortaya çıkabilir. Fakat sterilizasyon kayıtları yoksa, setin izlenebilirliği sağlanmamışsa, uygunsuz trafik kontrol edilmemişse, personel steril alan kurallarına uymuyorsa veya önceki enfeksiyonlara rağmen gerekli tedbirler alınmamışsa artık “kaçınılmaz komplikasyon” savunması zayıflar. (özellikle ameliyathane hemşireleri, açılan her setin, paket malzemenin,tekli aletin, gazlı bezin vd indikatörünü eksiksiz kayıt etmeli )

Sorumlu hemşirelik: Bir unvandan daha fazlası..

Sorumlu ameliyathane hemşireliği yalnızca nöbet listesi hazırlamak, salonları dağıtmak veya eksik malzemeyi tamamlamak değildir. Aynı zamanda insan kaynağını güvenli şekilde yönetme sorumluluğudur.

Hiç ortopedi deneyimi olmayan bir hemşireyi tek başına protez vakasına vermek, göz cerrahisini bilmeyen personeli yeterli oryantasyon sağlamadan retina vakasına görevlendirmek veya yeni başlayan hemşireden yardım istemeden “her yerde çalışmasını” beklemek yönetim kolaylığı olabilir. Fakat hasta güvenliği değildir.

Sorumlu hemşirenin yetkinliği, yalnızca kaç yıldır ameliyathanede çalıştığıyla ölçülemez. Branş bilgisi, iletişim yeteneği, kriz yönetimi, adil görevlendirme, eğitim planlama ve çalışanı koruma becerisi de gerekir.

Bir çalışanın sürekli bilmediği salonlara verilmesi, yardım taleplerinin reddedilmesi, ekip önünde küçük düşürülmesi, itiraz ettiği için cezalandırıcı görevlendirmelere maruz bırakılması veya belirli kişiler lehine iş yükünün sürekli onun üzerine yıkılması, basit bir yönetim tercihi değildir.

Her sert söz mobbing değildir. Hukuken mobbingden söz edebilmek için davranışların sistematik, süreklilik gösteren ve kişiyi yıldırmaya yönelen bir nitelik taşıması aranır. Fakat bir davranış henüz hukuki anlamda mobbing düzeyine ulaşmamış olsa bile ameliyathanede korku kültürü oluşturabilir.

Korkan hemşire konuşmaz.

Konuşmayan hemşire sayım hatasını söylemez, sterilizasyon şüphesini bildirmez, yanlış taraf ihtimalinde sesini yükseltmez. İşte o noktada mobbing yalnızca çalışan hakkı sorunu olmaktan çıkar; doğrudan hasta güvenliği sorununa dönüşür.

Kanaatimizce hiyerarşi sessizlik üretmeye başladığı anda organizasyon kusurunun kapısı açılmış demektir.

Stres mazeret değil, önemli bir bulgudur

Ameliyathanede stres süreklidir. Uzun ameliyatlar, peş peşe açılan salonlar, acil vakalar, eksik personel, cihaz arızaları, yetişmeyen malzemeler ve kişiler arası çatışmalar çalışanların dikkatini doğrudan etkiler.

Stres, yapılan hatayı kendiliğinden hukuka uygun hale getirmez. “Çok yorulmuştum” demek, yanlış hastaya ilaç uygulanmasını veya eksik sayımı ortadan kaldırmaz.

Ancak stres ve aşırı iş yükü, olayın yalnızca bireysel dikkatsizlik olarak değerlendirilmesini de engelleyebilir. Bir hemşire aynı anda iki salonu takip etmek zorunda bırakılmışsa, aralıksız saatlerce çalıştırılmışsa, yeterli personel sağlanmamışsa veya görev alanı dışında çalışmaya zorlanmışsa burada kurumun organizasyon sorumluluğu ayrıca tartışılmalıdır.

Stres mazeret değildir. Ama çoğu zaman yaklaşmakta olan hatanın ilk bulgusudur.

İletişim: “Söyledim” ile “kayıt altına aldım” arasındaki fark

Ameliyathanelerde birçok hata bilgi olmadığı için değil, bilgi doğru kişiye ve doğru zamanda ulaşmadığı için meydana gelir.

Cerrahın istediği ilacın adının tekrar edilmesi, dozun doğrulanması, kritik bir uyarının kapalı döngü iletişimle teyit edilmesi, sayım sonuçlarının ekip tarafından duyulması, numunenin hasta ve bölge bilgileriyle birlikte sözlü  ve sesli olarak doğrulanması basit ayrıntılar değildir.

Bunlar hukuki güvenlik araçlarıdır.

Bir çalışan risk bildirdiğinde yalnız bırakılmamalıdır. Olay bildirim sistemleri cezalandırma yöntemi haline getirilmemeli; çalışanların hata veya ramak kala olayları bildirmesi teşvik edilmelidir. Çünkü saklanan her olay, daha sonra daha ağır biçimde tekrarlanabilir.

Ameliyathanenin hafızası kayıttır. Yapılan işlem, kullanılan implant, açılan malzeme, lot numarası, sayım sonucu, numune teslimi, cihaz problemi, hekim uyarısı ve hasta devri kayıt altına alınmalıdır. Fakat kayıt, gerçeğe uygun olmalıdır.

Hiç yapılmamış kontrolü yapılmış gibi işaretlemek yalnızca idari bir eksiklik değildir. Bir dava dosyasında gerçeğe aykırı kayda dönüşebilir.

Son söz…

Ameliyathane hemşireliği, cerrahın gölgesinde yürütülen yardımcı bir iş değildir. Bağımsız mesleki görevleri,  Teknik motor beceri  gereklilikleri ve ciddi hukuki sonuçları bulunan uzmanlık alanıdır.

Hemşire her komplikasyondan sorumlu değildir. Her cerrahi başarısızlık da malpraktis değildir. Fakat hemşire kendi görev alanındaki sayımı, asepsiyi, hasta kimliğini, numuneyi, cihaz güvenliğini, kayıt ve iletişim zincirini ihmal ederse sorumluluğu doğabilir.

Aynı şekilde cerrah da “sayımı hemşire yaptı” diyerek ameliyat sahasını kontrol etme yükümlülüğünden kurtulamaz. Hastane yönetimi personel eksikliğini, eğitimsiz görevlendirmeyi veya çalışanın susturulmasını kişisel hata olarak gösteremez. Sorumlu hemşire de yetkiyi baskı kurmak için değil, güvenli çalışma düzenini sağlamak için kullanmalıdır.

Kanaatimizce ameliyathanedeki hukuki farkındalık, çalışanlara sürekli dava korkusu aşılamakla kurulamaz. Yapılması gereken; görev sınırlarını öğretmek, ekip üyelerine itiraz hakkı tanımak, branşa uygun görevlendirme yapmak, kayıt sistemini güçlendirmek ve hatayı bildiren çalışanı korumaktır.

Çünkü ameliyat masasındaki hasta uyutulduğu anda kendisini savunamaz.

O anda ameliyathane hemşiresi, hastanın açık kalan gözü; tutulmayan eli ve duyulmayan sesidir.

Bu nedenle güvenli cerrahi yalnızca iyi ameliyat yapmak değildir. Doğru hastayı, doğru ekip ve doğru sistemle; korkmadan konuşulabilen bir ameliyathanede koruyabilmektir.

Ameliyathane Hemşireliği…
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sağlık Haberi | Sağlık Personeli Haberleri, Atama ve Maaş Tabloları ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Şu an sitede
kişi
aktif