Kamu idaresinde görünürlükten malpraktis dosyasına: sözün kayda, kaydın hak aramaya dönüşmesi meselesi..
İlker Coşkun
Değerli okur ve dostlar, kamu kurumlarında pek çok sorun önce koridorda konuşulur. Nöbet listesi adaletsiz bulunur, görevlendirmenin sözlü yapıldığı söylenir, personel eksikliği anlatılır, hasta güvenliği riski dile getirilir. Herkes bilir; fakat dosya bilmez. Gün gelir olay soruşturmaya, davaya yahut bir malpraktis dosyasına dönüşür. O zaman hukuk, ‘Kim ne hatırlıyor?’ sorusundan önce ‘Ne kayda geçti?’ sorusunu sorar.
Yazmadıysanız Yapmadınız demektir sözü Sağlık hukukunun şiarıdır …
Bu cümle teknik bir hukuk kuralının birebir metni değildir; fakat ispat gerçeğini son derece güçlü anlatır. Sözlü olan her şey hukuken hükümsüz sayılamaz. Nitekim 657 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmelik, bazı başvuru ve emirlerin sözlü olabileceğini kabul eder. Buna karşılık söz, uyuşmazlık çıktığında inkar edilebilir; tarihini, kapsamını ve muhatabını ispatlamak güçleşir. Kurum koridorunda söylenip kayda girmeyen söz, pratik hukuk bakımından çoğu zaman neredeyse görünmez hale gelir.[1][2]
Söz uçar; hukuk dosyaya bakar
Yazılı kayıt yalnızca ‘şikayet etmek’ değildir. Kayıt; olayın zamanını sabitler, idarenin bilgisini gösterir, talebin kapsamını belirler ve sonraki denetimin başlangıç noktasını oluşturur. Dilekçe, olay bildirim formu, resmi e-posta, EBYS kayıtları, onaylı nöbet listesi, hasta dosyası, epikriz, sevk belgesi, aydınlatılmış onam ve usulüne uygun tutulmuş tutanak aynı temel ihtiyaca cevap verir: yaşananı kişisel hafızadan çıkarıp kurumsal hafızaya taşımak.
Bununla birlikte kayıt, gerçeği otomatik olarak yaratmaz elbette. Tek taraflı bir tutanak kesin hüküm demek değildir; içeriği diğer delillerle birlikte değerlendirilir. Fakat kayıt hiç yoksa, olayın tarafları yıllar sonra yalnızca birbirini çürüten beyanlarla kalabilir. Hukuk da hafızadan ziyade tarihli, imzalı, doğrulanabilir ve bağlama oturan belgeyi sever.
Amire de tutanak tutulabilir.
Kamu çalışanlarının sık sorduğu sorulardan biri şudur: ‘Amir hakkında tutanak tutulabilir mi?’ Evet; bir memur, amirin işlemi, eylemi veya davranışı hakkında olay tespit tutanağı düzenleyebilir ve şikayet yoluna başvurabilir. 657 sayılı Kanun’un 21’inci maddesi memura müracaat, şikayet ve dava hakkı tanır. Devlet Memurlarının Şikayet ve Müracaatları Hakkında Yönetmeliği de memurun amiri veya kurumu tarafından kendisine uygulanan idari eylem ve işlemlerden dolayı şikayet hakkını açıkça düzenler.[1][2]
Buradaki ince ayrım önemlidir: Memurun düzenlediği tutanak, amire verilmiş bir ‘disiplin cezası’ değildir. Çalışan, amiri hakkında hüküm kurmaz; gördüğü ve yaşadığı olguyu tespit eder, varsa tanık ve belgeleri ekler, yetkili makama sunar. Yönetmeliğe göre şikaayet hiyerarşik silsileyle yapılır; ancak şikayet edilen amir atlanır. Karar vermeye yetkili makam ise kural olarak şikayet edilenin ilk disiplin amiridir. Üstelik sözlü şikayetin, şikayetçinin istemi üzerine derhal tutanağa bağlanması da mümkündür.[2]
Her tutanak = yaptırım demek değildir. Tutanak bir tespit ve delil aracıdır; yaptırım ise yetkili makamın usulüne uygun inceleme veya soruşturma sonunda verebileceği ayrı bir karardır. Savunma alınmadan disiplin cezası verilememesi de bunun en açık güvencelerindendir. Bu sebeple ‘Hakkımda tutanak tutuldu, ceza alacağım kesin’ cümlesi hukuken erken kurulmuş bir cümledir. Tutanak dosyanın başlangıcı olabilir; sonu değildir.[1]
Toplu dilekçe: yasak sanılan ama yasağı kaldırılmış bir hak
Kamu kurumlarında ortak sorunu yaşayan çalışanların aynı metin altında imza toplaması hala ‘toplu dilekçe yasak’ sözüyle karşılanabiliyor. Oysa 657 sayılı Kanun’un 26’ncı maddesindeki toplu müracaat ve şikâyet yasağı 2011 yılında kaldırıldı. Yönetmeliğin toplu şikayeti yasaklayan 4’üncü maddesi de yürürlükten kaldırıldı; aynı fiil disiplin cezası nedenleri arasından çıkarıldı. Dolayısıyla bugün toplu dilekçe, sırf toplu olduğu için yasak veya disiplin suçu sayılamaz.[1][2][3]
Elbette bu sonuç, her içerik ve her yöntemin hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Hakaret, tehdit, gerçeğe aykırı isnat, kişisel veri ihlali, hizmeti fiilen aksatma yahut başvuru usulünü kötüye kullanma ayrıca değerlendirilir. Dilekçede ad soyad, imza ve adres gibi zorunlu unsurlar bulunmalı; talep açık olmalı ve kayıt numarası alınmalıdır. 3071 sayılı Kanun, yetkili makamların başvurunun sonucu veya işlemin safahatı hakkında en geç otuz gün içinde gerekçeli cevap vermesini öngörür.[4]
“E, çözülecek mi ki?” sorusu
Ortak bir sorun yazıya geçirilmek istendiğinde tuzak soru hemen gelir: ‘E, çözülecek mi ki?’ Bunun cevabı yalnızca evet veya hayır değildir değerli okurlar. Başvurunun hemen çözüm üretmemesi mümkündür. Fakat artık o konu kayıt altındadır. İdare, tarihten ve içerikten haberdar hale gelmiştir; sonradan ‘Bundan haberim yoktu’ demesi güçleşir. Aynı sorun yeniden yaşandığında ilk kayıt, olayın münferit olmadığını gösterebilir. Denetimde, soruşturmada veya davada idarenin hangi tarihte neyi bildiği tartışılabilir hale gelir.
Kayıt, çözümün garantisi değildir; çözümün hukuki ve idari ön şartlarından biridir. Özellikle personel yetersizliği, aşırı iş yükü, güvenli olmayan nöbet koşulları, görevlendirme sorunları ve hasta güvenliği riskleri ortaksa, bunların yalnızca çay odasında tekrarlanması kimseyi korumaz. İdari açıdan görünür olmanın yolu, meseleyi ölçülü, somut ve doğrulanabilir biçimde yazıya geçirmektir.
Sağlık hukukunda kayıt: malpraktis dosyasının omurgası
Malpraktis uyuşmazlıklarında tıbbi kayıt, sağlık hizmetinin ve karar zincirinin omurgasıdır. Çünkü mahkeme veya bilirkişi olay anında orada değildir. Hastanın hangi bulguyla geldiğini, ne zaman değerlendirildiğini, hangi tetkikin istendiğini, hangi ilacın verildiğini, kime danışıldığını, sevkin nasıl planlandığını ve izlem sonuçlarını dosyadan okumaya çalışır. Hekim hastaya ‘Seni sevk ediyorum’ demiş olabilir; fakat sevk kararı, gerekçesi, kabul görüşmesi, ulaşım biçimi ve hastaya yapılan açıklama kayıtta yoksa bu anlatı ispatlanabilir bir sağlık hizmeti eylemine dönüşmemiştir.
Kadın doğum alanındaki kararlar bunu çok çarpıcı biçimde gösteriyor aslında. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2020/6595, K. 2021/8955 sayılı dosyasında, doğum sırasında hipoksi gelişen çocuğa ilişkin NST çıktıları ve ayrıntılı kayıtlar dosyada bulunmadığı için bilirkişiler kusur değerlendirmesi yapamamıştı. Daire, teşhis ve tedavi kayıtlarının doğru ve düzenli tutulmasının özen borcunun içinde olduğunu; kayıtların tutulması ve sunulması sorumluluğunun kimde bulunduğu saptanmadan ret kararı verilemeyeceğini belirtti.[5]
Daha yeni tarihli bir erken doğum dosyasında ise Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, anneye fetüsün akciğer gelişimi için gerekli olduğu ileri sürülen kortizonun uygulanıp uygulanmadığı ile annenin ambulansla sevk edilip edilmediğinin bilirkişi tarafından açıkça değerlendirilmesini istedi. Karar bize şunu söylüyor: ‘Sevk önerdim’, ‘iğneyi söyledim’ veya ‘aile kendi imkanıyla gitti’ şeklindeki sözlü savunmalar, dosyadaki kayıt ve bilimsel incelemenin yerini tutmaz.[6]
Bu yaklaşım yalnızca hekim için değil; hemşirelik kayıtları, ilaç uygulama çizelgeleri, ameliyathane sayım formları, teslim kayıtları ve olay bildirimleri için de geçerlidir. Kayıt, meslek mensubunu otomatik olarak kusurlu göstermez; tam tersine doğru zamanda ve doğru biçimde tutulmuş kayıt, özenli uygulamanın en güçlü koruyucularından biridir.
Aydınlatılmış onam: İmza var, ama ya aydınlatma yoksa?
Aydınlatılmış onam, dosyaya bir imza eklemekten ibaret değildir. Hasta Hakları Yönetmeliği; müdahalenin kim tarafından, nerede ve nasıl yapılacağı, tahmini süresi, alternatifleri, muhtemel risk ve komplikasyonları ile müdahalenin reddi halindeki sonuçlar konusunda anlaşılır bilgi verilmesini ister. Yönetmelik bilgilendirmenin esasen sözlü yapılabileceğini kabul eder; fakat uyuşmazlıkta bu sürecin gerçekten ve kişiye özgü biçimde yürütüldüğünü gösterecek kayıt gerekir.[7]
Yargıtay, içeriği açıklamayan genel bir ‘muvafakatnameyi’ aydınlatılmış onam yerine koymuyor. Bir başka kararında, enjeksiyon tekniği doğru olsa ve ortaya çıkan sinir hasarı komplikasyon sayılsa dahi, komplikasyon olgusunun aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığını; onamın alındığını ispat yükünün sağlık hizmeti sunucusunda olduğunu vurguladı. Demek ki ‘Hastaya anlattım’ sözü, formda veya diğer kayıtlarda neyin anlatıldığı görülmüyorsa tek başına güvenli bir savunma değildir.[8][9]
Hayati risk bakımından Beste Sığak ve diğerleri başvurusu dikkat çekicidir. ERCP/endoskopi sonrasında yemek borusu perforasyonu gelişen ve yaşamını yitiren hastanın yakınları, onam formunda ölüm riskinin açıkça yer almadığını ileri sürdü. Anayasa Mahkemesi, tıbbi sürecin yeterli ve bilimsel bir incelemeyle aydınlatılmaması nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verdi (anayasa mdde 17) ; ölüm riskinin formda bulunmamasını ayrıca karara bağlamadı. Yine de dosya, gerçekleşen hayati risk ile onam içeriği arasındaki bağın yargısal incelemenin merkezine nasıl yerleştiğini gösteriyor.[10]
Yabancı menşeli mesajlaşma uygulamaları resmi kanal mıdır?
Kişisel Verileri Koruma Kurumu, 29 Ocak 2026 tarihli kamuoyu duyurusunda kamu personelinin WhatsApp ve benzeri yurt dışı menşeli uygulamaları kullanmaya zorlandığı, bu gruplardan emir ve talimat verildiği, resmi bilgi ve belgelerin paylaşıldığı yönündeki şikayetlere açıkça değindi. Kurum; telefon numarasının kişisel veri olduğunu, bu verinin gruba ekleme yoluyla işlenmesinin hukuki şartlara dayanması gerektiğini ve 2019/12 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesinde yerli ve milli uygulamaların tercih edilmesi ile kritik verilerin korunmasına ilişkin tedbirler bulunduğunu hatırlattı.[18][19]
Bundan çıkarılacak sonuç ölçülüdür: Bir yöneticinin ‘Herkes gruba girecek’ demesi, tek başına kişisel telefonu kurumsal cihaz; yabancı platformu da mevzuatta tanımlı resmi tebligat veya resmi iletişim kanalı haline getirmez. Emir ve talimat, nöbet listesi, nöbet koşullarına ilişkin iletişim ağı ve eğitim duyuruları yalnızca bu uygulamaya bırakılmamalı; yetkili makamca oluşturulan (örneğin dect telefonlar) ve kurum sisteminde saklanan resmi kayda dayanmalıdır. Özellikle hasta verisi, sağlık bilgisi, tutanak, savunma veya resmi evrakın kontrolsüz gruplarda paylaşılması ciddi risk taşır.
Fakat ‘Talimat WhatsApp’tan geldi, o halde hiç hükmü yok’ demek de güvenli değildir. Elektronik mesaj uyuşmazlıkta delil veya bildirim olgusu olarak değerlendirilebilir; işin ve hasta güvenliğinin gerektirdiği acil durumlarda sırf kanal tartışmalı diye mesajı görmezden gelmek başka sorumluluklar doğurabilir. Doğru yöntem, talimatı yok saymak değil; resmi teyidini, onaylı listeyi veya EBYS kaydını istemek ve kişisel veri ihlalini ayrıca yazılı olarak bildirmektir.
ŞİKAYET HAKLARI VE ALTERNATİF ŞİKAYET -ÇÖZÜM MEKANİZMALARI
Her başvurunun işlevi aynı değildir. Kimi mekanizma idareye erişim sağlar, kimi bağımsız inceleme yapar, kimi işlemi iptal edebilir, kimi de suç şüphesini araştırır. Bu yollar birbirinin adı değiştirilmiş hali değildir. Bu nedenle önce amaç belirlenmeli, sonra doğru kanal seçilmelidir.
CİMER şikayeti: Etkili mi, değil mi?
CİMER’in güçlü yanı erişilebilirlik, yönlendirme ve iz bırakmasıdır. Başvuru elektronik olarak kayda girer, ilgili kamu birimine sevk edilir ve cevaplanır. İletişim Başkanlığı verilerine göre CİMER 2025 yılında yaklaşık 5,5 milyon başvuru aldı ve başvuruların yüzde 96,8’i cevaplandı. Ancak cevaplanma oranı, aynı oranda çözüm sağlandığı anlamına gelmez; zira CİMER her dosyada bağımsız bir yargı veya denetim makamı gibi karar vermez, başvuruyu yetkili kuruma taşır.[11][12]
Akademik çalışmalar da iki yönü birlikte gösteriyor. Durmuşoğlu ve Genel’in araştırmasında CİMER, katılımcılar tarafından erişilebilir ve güvenilir bir bilgi kaynağı; sorunların çözümü için kamu kurumları üzerinde baskı kurmaya yarayan bir iletişim kanalı olarak görülüyor. Gündüz ve Artar’ın 400 kişilik örnekleme dayalı çalışması ise CİMER’in etkinlik ve güven boyutlarını katılım kültürü içinde tartışıyor. Benim kanaatimce CİMER etkilidir; fakat etkisi, doğru kuruma erişim ve idari görünürlük yaratma bakımındandır. Her başvuruyu esastan çözen, işlemi iptal eden bir ‘üst mahkeme’ değildir.[13][14]
Bir uyarı da süreler bakımından: CİMER’e başvurmuş olmak, her durumda dava açma süresini durdurmaz. Dava konusu edilecek bir idari işlem varsa, süre hesabı ayrıca ve somut dosyaya göre yapılmalıdır.
Kamu Denetçiliği Kurumu
Kamu Denetçiliği Kurumu, idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri hukuk, hakkaniyet ve iyi yönetim ilkeleri yönünden inceleyen; fakat mahkeme gibi bağlayıcı iptal kararı değil, tavsiye kararı veren bir mekanizmadır. Başvuru usulü ve dava sürelerine etkisi önemlidir. Bu konuyu daha önce bu sitede yayımlanan ‘Kamu Denetçiliği Kurumu’ başlıklı köşe yazımda ayrıntılı ele aldım; dileyen değerli okurlarım o yazıyı da okuyabilir.[15]
İdare mahkemelerine başvuru: Süreyi kaçırmadan, sendikayla birlikte
Bir idari işlemin iptali veya işlemden doğan zararın giderilmesi hedefleniyorsa, asıl hukuki güvence çoğu zaman idari yargıdır. Fakat idari yargı süreye ve usule sıkı bağlıdır. Genel dava açma süresi idare mahkemelerinde altmış gün olmakla birlikte özel kanunlarda farklı süreler bulunabilir. Kuruma, CİMER’e veya başka bir mercie yazılmış olmak kişiye sınırsız bekleme hakkı vermez.[16]
Tam bu noktada sendikalar önemlidir. 4688 sayılı Kanun, sendikalara üyelerinin idareyle doğan uyuşmazlıklarında onları yönetim ve yargı mercileri önünde temsil etme, ettirme ve dava açma imkanı tanır. Sendika; dilekçeyi hukuki zemine oturtur, emsal dosyaları bir araya getirir, avukat desteği sağlar ve bireysel sorunu kurumsal hafızaya dönüştürür. Yine de sendikaya haber vermek dava süresini kendiliğinden durdurmaz; belge ve tebligat tarihi gecikmeden paylaşılmalıdır.[17]
Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet
Bir fiilin suç oluşturduğu düşünülüyorsa Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluğa ihbar ve şikayette bulunulabilir. Fakat kuru kuruya ‘suç işlendi’ demek yerine olayın tarihi, yeri, kişileri, tanıkları, ilgili yazışmalar, tutanaklar, kamera kaydı talebi ve diğer belgeler kronolojik biçimde sunulmalıdır. İddia varsa ispat da olmalı; hukuk bunu sever.[20]
Bununla birlikte ceza hukukunda şikayetçiden suçun bütün unsurlarını mahkeme kesinliğinde ispatlaması beklenmez. CMK uyarınca suç işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenen Cumhuriyet savcısı gerçeği araştırmaya başlar. Belgenin önemi, savcının yerine hüküm kurmak değil; soyut iddiayı araştırılabilir bir olguya dönüştürmektir. Her başvurunun dava veya mahkumiyetle sonuçlanmayacağı; asılsız, hakaret içeren ya da bilerek gerçeğe aykırı isnatların da ayrıca sorumluluk doğurabileceği unutulmamalıdır.[20]
Tutanak yazarken ölçü: Duygu değil olgu
İyi bir tutanak uzun olmak zorunda değildir; açık olmak zorundadır. Tarih, saat ve yer belirtilmeli; görülen veya duyulan olay yorum katılmadan yazılmalı; tarafların adı ve görevi, varsa tanıklar ve ek belgeler gösterilmelidir. ‘Amir sürekli mobbing yapıyor’ gibi sonuç cümlesi yerine, hangi tarihte hangi sözün söylendiği, hangi işlemin yapıldığı ve bunun göreve nasıl yansıdığı somutlaştırılmalıdır.
Tutanağı imzalayan kişiler yalnızca bildikleri olguyu yazmalı; bilmedikleri kısmı tahmin etmemelidir. İmza atmaktan kaçınan varsa bu durum da kayda geçirilebilir. Dilekçe veya tutanak kuruma sunulduğunda evrak kayıt numarası alınmalı, eklerin listesi yapılmalı ve kişisel veriler amaçla sınırlı tutulmalıdır. Belge üretmek kadar, doğru belge üretmek de önemlidir.
Son söz
Değerli dostlar, yazılı kayıt her sorunu ertesi gün çözmeyebilir. Her tutanak yaptırım doğurmaz. Her CİMER başvurusu haklı bulunmaz. Her savcılık şikayeti iddianameye, her idari başvuru iptal kararına dönüşmez. Fakat kayıt, yaşananı görünür kılar; idarenin bilgi tarihini sabitler; olayların tekrarını gösterir; çalışanı, hastayı ve kurumu belirsizlikten korur.
Kamu idaresinde ortak sorunların kaderi, koridor sohbetinde, çay odalarında kalmak olmamalıdır. Sağlık hizmetinde yapılan işlem, sevk, takip, ilaç uygulaması ve aydınlatma da ‘Ben söylemiştim’ cümlesine emanet edilemez. Çünkü uyuşmazlık başladığında iyi niyet değil, ispat konuşur. O nedenle sözünüzü ölçülü kurun, belgenizi somut hazırlayın, doğru makama verin ve kayıt numaranızı saklayın.
Yazmadıysanız, kurum hatırlamaz. Kurum hatırlamıyorsa, hukuk önünde yaptığınızı anlatmak çok daha zorlaşır.
Not: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme niteliğindedir; somut olaylarda başvuru yolu ve süreler ayrıca değerlendirilmelidir. Bu yazı hukuki danışmanlık niteliği taşımamaktadır. Hukuki bilgilendirme ve yargısal başvuru niteliğindeki tüm işlemler için avukata danışınız..
Kaynaklar
- 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, özellikle m. 21,125 .
- Devlet Memurlarının Şikâyet ve Müracaatları Hakkında Yönetmelik
- Kamu Personeli Genel Tebliği (Seri No: 2): 6111 sayılı Kanun sonrasında toplu dilekçe ve şikayet yasağının disiplin mevzuatından çıkarılmasına ilişkin açıklama.
- 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2020/6595, K. 2021/8955, 23.09.2021: hastane kayıtlarının düzenli tutulması ve sunulması ile ilgili karar kısmı…
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2024/3491, K. 2025/2728, 12.05.2025: erken doğum, kortizon uygulaması ve ambulansla sevk iddialarının araştırılması…
- Hasta Hakları Yönetmeliği.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 2016/25663, K. 2018/7615, 04.07.2018: salt muvafakatname ile aydınlatılmış onam arasındaki fark hk…
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/23372, K. 2019/12469, 12.12.2019: komplikasyon ve aydınlatılmış onamın ispatı..
- Anayasa Mahkemesi, Beste Sığak ve diğerleri, B. No: 2019/3627, 16.11.2021.
- CİMER Sıkça Sorulan Sorular: başvuruların ilgili kamu birimlerine sevki ve cevaplandırılması. Bağlantı
- Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, “CİMER, 2025’te 5,5 milyon başvuru aldı”, 05.01.2026. Bağlantı
- Durmuşoğlu, T. ve Genel, Z. (2022), “Pasif Paydaş Olarak Vatandaşın E-İletişim ile Aktif Paydaşa Dönüşümü: CİMER Uygulaması Örneği”, Denetişim, 24, 70-90. Bağlantı
- Gündüz, M. ve Artar, F. (2023), “Bir Yönetime Katılım Aracı Olarak CİMER’in Toplumsal Anlamı: Amaç, Etkinlik, Güven”, Adıyaman Üniversitesi SBE Dergisi, 43. Bağlantı
- 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu. Bağlantı, bkz: sağlıkhaberi.net, İlker Coşkun, Kamu Denetçiliği Kurumu adlı köşe yazısı.
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu. Bağlantı
- 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu, özellikle m. 19. Bağlantı
- Kişisel Verileri Koruma Kurumu, “Kamu Kurumlarında Yurt Dışı Menşeli Haberleşme Uygulamaları Kullanımına İlişkin Kamuoyu Duyurusu”, 29.01.2026. Bağlantı
- 2019/12 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Bilgi ve İletişim Güvenliği Tedbirleri, 06.07.2019. Bağlantı
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 158 ve 160. Bağlantı

