
Türkiye’de ahlak deyince nedense hep büyük meseleleri konuşuyoruz. Kim ne yaptı? Kim ne söyledi? Kim kime saygısızlık etti? Ben biraz daha küçük bir yerden bakıyorum: Bir hastane koridorundan.
Çünkü hastane, toplumun makyajsız hâlidir. Orada herkesin unvanı, statüsü, parası ve makamı bir süreliğine anlamını kaybeder. Bir tarafta canı yanan bir insan vardır, diğer tarafta ona yardım etmeye çalışan başka bir insan. Ve tam ortada… Hemşire.
Hemşirelik ilginç bir meslek. Toplum hemşireden sabır, empati, güler yüz, sorumluluk ve hata yapmamasını bekliyor. Ama nedense aynı toplum, hemşirenin de bir insan olduğunu unutabiliyor.
Hemşire yorulamaz, sinirlenemez, sınır koyamaz. “Ben bunu bilmiyorum”, “Bu uygulamayı önce öğrenmem gerekiyor” ya da “Burada bir yanlışlık var” diyemez. İtiraz ederse sorun çıkaran olur, susarsa profesyonel. İş yükünü kaldırırsa başarılıdır, kaldıramazsa yetersiz.
Sonra dönüp hep birlikte soruyoruz: “Sağlık çalışanları neden tükeniyor?”
Gerçekten cevabı bu kadar zor mu? Bir insanı sürekli sorumluluk altında tutup aynı ölçüde söz hakkı vermezseniz; bir çalışandan profesyonellik bekleyip profesyonel görüşünü dikkate almazsanız; bir hemşireye “hasta güvenliği her şeyden önemli” deyip, onun “Ben bu konuda yeterli değilim” cümlesini görmezden gelirseniz, burada yalnızca bir yönetim problemi yoktur. Etik bir problem vardır.
Çünkü etik, sadece kitaplarda yazan dört ilkeden ibaret değildir. Etik; bilmediğini söyleyebilmektir. Hata yaptığında saklamamaktır. Yetkin olmadığın bir işi sırf senden istendi diye yapmamaktır. Hastanın mahremiyetini, kimse görmüyorken de korumaktır. Meslektaşının hakkını, sana hiçbir faydası olmayacağını bildiğin hâlde savunabilmektir.
Ve belki de en önemlisi: Elindeki gücü, karşındaki insanın aleyhine kullanmamaktır. Yöneticiysen çalışanına karşı, doktorsan hemşireye karşı, hemşireysen hastaya karşı, hasta isen sağlık çalışanına karşı…
Çünkü mesele aslında “kim haklı?” meselesi değil. Mesele şu: Güç elimizdeyken nasıl davranıyoruz? İnsan karakterini kendisinden güçlü olana nasıl davrandığında değil, kendisinden güçsüz olana nasıl davrandığında gösterir. Bu yüzden sağlık sistemi, toplumun ahlakını ölçmek için oldukça iyi bir laboratuvardır.
Hasta hemşireye bağırır: “Nasıl olsa hizmet etmek zorunda.”
Yönetici hemşireyi dinlemez: “Nasıl olsa verilen işi yapacak.”
Hemşire hastaya tepeden bakar: “Nasıl olsa hasta.”
Sonra herkes birbirinden saygı bekler ama kimse aynaya bakmaz. Oysa zincir çok basit: Toplum → Hastane → Çalışan → Hasta. Bir halkadaki bozulma diğerine geçer. Toplumda saygı azalırsa hastaneye gelir; hastanede adalet azalırsa çalışana yansır; çalışan değersiz hissederse bakım etkilenir; bakım etkilenirse en sonunda yine hasta zarar görür. Yani mesele yalnızca hemşirenin meselesi değildir, hepimizin meselesidir.
Sağlık hizmetini yalnızca cihazlar, binalar ve protokoller üretmez; insanlar üretir. İnsanların olduğu yerde ahlak vardır ya da olması gerekir. Belki de sağlık sistemini konuşurken yalnızca “kaç hemşire var?” diye sormak yetmiyor. Bir de şunu sormalıyız: O hemşireye nasıl davranıyoruz?
Çünkü hemşireden hastasına insan gibi davranmasını beklerken ona insan gibi davranmıyorsak, bir yerde ciddi bir çelişki vardır. Bir hemşireden empati bekleyip ona empati göstermiyorsak, sabır bekleyip onu sürekli tüketiyorsak, etik davranmasını bekleyip etik kaygılarını susturuyorsak, profesyonellik bekleyip mesleki sınırlarını yok sayıyorsak ortaya çıkan tabloya şaşırmamak gerekir. İnsanlığını koruyamayan bir sistemden insan merkezli bakım beklemek biraz ironik.
Ben hemşireliği bu yüzden yalnızca bir meslek olarak görmüyorum. Hemşirelik, insanın en savunmasız hâliyle karşılaştığın bir alan. Bazen bir çocuğun korkusuna dokunuyorsun, bazen yaşlı bir insanın yalnızlığına, bazen bir annenin endişesine, bazen bir hastanın son dakikalarına… Ve bütün bunların ortasında sana düşen sadece teknik bir görev değil; bir insanın karşısında nasıl bir insan olacağını seçmek.
Belki hemşireliğin en zor kısmı damar yolu açmak değil; insana, insan gibi davranabilmek. Üstelik kimse seni izlemiyorken, kimse teşekkür etmeyecekken, kimse yaptığın iyiliği fark etmeyecekken… İşte ahlak biraz da burada başlıyor. Çünkü herkesin gözü önünde iyi olmak kolaydır; asıl mesele, kimse bakmıyorken doğru olanı yapabilmektir.
Bir gün bir hastanenin koridoruna girelim. Hemşireye, hastaya, yöneticiye bakalım; birbirlerine nasıl davrandıklarını görelim. Sonra da kendimize şu soruyu soralım: Biz gerçekten bir sağlık sistemi mi kuruyoruz, yoksa birbirimizin insanlığını her nöbette biraz daha mı tüketiyoruz?
Çünkü bir toplumun ahlakı en çok güçlülerin davranışlarında değil, en savunmasız olanın yanında duran insanın nasıl korunduğunda belli olur.
Ve belki de bir hemşirenin nöbet tesliminde söylediği en önemli cümle, “Şu ilaç verildi” değildir. Bazen asıl mesele şudur:
“Bu insanı, elimden geldiğince insan olarak korudum.”